Haber: Mehmet Kaplan
Risale-i Nur Enstitüsü, Şekercihan Vakfı ve Nur Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen panelde, Bediüzzaman’ın fikirleri üzerinden modern siyasetin, bilim anlayışının ve İslam birliğinin kodları yeniden okundu.
Doç. Dr. Murat Tümay’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda, üç akademisyen Risale-i Nur külliyatı ışığında güncel krizlere dair çarpıcı analizler sundu.
PROF. DR. AHMET YILDIZ: SÜNNİ-Şİİ AYRIMI İNANÇ DEĞİL, SİYASET KAYNAKLIDIR
“Hilâfet mi Velâyet mi? İslam Siyaset Düşüncesinde Sünnî-Şiî Ayrımının Tarihi, Teorik ve Güncel Eleştirisi” başlıklı kapsamlı bir sunum yapan Prof. Dr. Ahmet Yıldız, mezhepsel ayrışmanın sanıldığı gibi ezeli bir ‘inanç savaşı’ olmadığını, temeli tamamen siyasi ve içtihadi krizlere dayanan bir süreç olduğunu vurguladı.
KIRILMA NOKTALARI VE TARİHSEL TRAVMALAR
Yıldız, ayrışmayı üç ana vakıa üzerinden analiz etti:
1. Cemel Vakası: “Hukuk mu, Güvenlik mi?” ikilemi. Hz. Ali’nin ferdin hakkını her şeyin üstünde tutan “Adalet-i Mahzâ” (mutlak adalet) yaklaşımı ile muarızlarının düzeni önceleyen “Adalet-i İzafiye” (istikrar odaklı adalet) içtihadının karşı karşıya gelmesi.
2. Sıffîn Savaşı: “İlke Siyaseti” (Hilâfet) ile “Devlet Aklı” (Saltanat) arasındaki büyük kopuş. Hz. Ali’nin ahlakî meşruiyeti savunmasına karşın, Muaviye çizgisinin pragmatizmi merkeze alması.
3. Kerbelâ: İslam tarihinin “kurucu travması”. Hz. Hüseyin’in ümmetçi ve ahlakî direnişinin (Dinî Rabıta), Emevîlerin ırkçı ve asabiyet temelli siyasetine karşı bir hakikat tanıklığına dönüşmesi.
VELÂYET-İ FAKİH VE JEOPOLİTİK SİLAH
Yıldız, günümüzde mezhep kimliğinin devletlerin elinde bir “satranç taşına” dönüştüğünü belirtti. Başlangıçta şuraya dayanan Şii iltizamının, zamanla “Velâyet-i Fakih” doktrini ile modern bir siyasal mutlakiyete ve dini despotizme evrildiğini savundu. Nursi’nin “Şia-i Velâyet” ve “Şia-i Hilâfet” ayrımına dikkat çekerek, çözümün de-politizasyon ve ortak ahlak zemininde olduğunu ifade etti: “Sorun iman değil, yorumdur. Yorumun panzehiri ise ahlâk ve istişaredir.”
PROF. DR. İSMAİL LATİF HACINEBİOĞLU: RİSALE-İ NUR ZİHNİ ŞİZOFRENİK PARÇALANMADAN KURTARIYOR
“Tevhid Epistemolojisi Açısından Hakikat Aynasında Kainat Okuması ve Perdeler” konusunu işleyen Prof. Dr. İsmail Latif Hacınebioğlu, Bediüzzaman’ın sadece bir medrese alimi değil, modern dünyanın zihinsel krizlerine reçete sunan bir müceddit olduğunu belirtti.
SEKÜLERLİK VE ZİHİN KARMAŞASI
Hacınebioğlu, sekülerliğin ürettiği “çift zihinli” bakış açısına karşı Risale-i Nur’un bir bütünlük getirdiğini ifade etti: “Risale-i Nur bizi çift kişilikli ve şizofren tavırdan kurtarıyor; parçalanmış zihni tek bir hakikat noktasında topluyor.”
HAKİKAT YOLCULUĞUNDAKİ PERDELER
Modernliğin “normal” adı altında sunduğu “normsuzluklara” dikkat çeken Hacınebioğlu; kibir, sihir ve heva kavramlarının hakikat yolunda büyük perdeler olduğunu söyledi. Bilimin “her şeyi biliyoruz” iddiasının kibre dayalı olduğunu ve Kur’an’daki küfür örneklerinin temelinde bu kibrin yattığını hatırlattı.
NOSTALJİK, ROMANTİK DEĞİL, YAŞAYAN İMAN
İmanın ferdi bir yüzleşme gerektirdiğini belirten Hacınebioğlu, “Eğer iman; estetiğimize, siyasetimize, ahlakımıza ve sosyal yaşamımıza yansımıyorsa, o iman sadece nostaljiden ibaret kalır” uyarısında bulundu.
PROF. DR. ADEM ÖLMEZ: İTTİHAD-I İSLAM İÇİN ŞURA HEYETİ KURULMALI
“İttihad-ı İslam Tasavvuru ve Gerçekler” başlıklı konuşmasında Prof. Dr. Adem Ölmez, İslam dünyasının birleşmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
HİLAFETİN MANASI OLARAK MECLİS
Ölmez, Bediüzzaman’ın “Hilafetin manasını meclis temsil etsin” sözünü hatırlatarak, İslam ümmetinin temsilcilerinden oluşan etkili ve müessir bir şura heyetinin kurulmasının tam zamanı olduğunu söyledi. Bu meclisin ilmi bir heyet şeklinde örgütlenmesi gerektiğini belirtti.
100 YILLIK BEKLEYİŞİN SONU
Batı’nın gerçek yüzünün Gazze ve İran olaylarıyla bir kez daha netleştiğini ifade eden Ölmez, “100 yıl bekledik, bir 100 yıl daha beklemek istemeyiz” diyerek bir uyanış çağrısında bulundu.
GERÇEK ZAFER
Yaşanan son felaketlerin bir uyanışa vesile olacağına dair ümitvar olduğunu belirten Prof. Dr. Adem Ölmez, “Gerçek zafer, değerleri korumaktır” sözüyle konuşmasını tamamladı.