İthal Nurcu

Emir Fatih KARAŞAHAN

Kemalizm’in gidişatı hem Kemalistlerin hem de anti-kemalistlerin gündeminde geniş yer kaplıyor. Kemalistler “aman rejim gitti, gidiyor, aha irtica hortladı” gibi ortalığı velveleye verirken, anti-kemalistler de “ha çöktü, ha çöküyor, ha çökecek” gibi yattıkları yerden yorum yapmaya devam ediyor.

Bu ülke 71 senedir bu ideolojinin baskısı altında. İstesin, istemesin; taraftarı olsun, olmasın, ister Kemalist olsun, ister anti-kemalist olsun bir şekilde bu atmosferin havasını soludu. Bir şekilde asil (!) kanımızda bu oksijen –en iyi ihtimalle tortularıyla- dolaşıyor. Felsefeci değilim ama gördüğüm kadarıyla değişim olayı şudur; eskisinin yerine daha iyisini koyamazsan, eskisi hüküm sürmeye devam eder. Bu çamaşır makinesinde de böyledir. Otomobilde de böyledir. İdeolojide de böyledir. Eskimiş fikirlerinizi yenileriyle değiştiremezseniz eski fikirlerinizin komedi sahnesine düşüşünü izlersiniz. Ki izliyoruz da. Burada garip olan şu birilerini parmaklarımızla gösterip kahkahalarla yere yatarken, üzerimizde de aynı komikliğin olduğunu göremiyoruz.

Kemalizm eskidi. Hiçbir zaman yeteri kadar iyi olamadı ama zamanında göz boyamaya ve günü kurtarmaya yetiyordu. Şimdi ise günü kurtarmayı bile başaramıyor. Fikir yapısında var olan statüko otomatik olarak kendisini güncelleyemiyor ve yeniliklere kapatıyor. Ya da olaya ters açıdan bakacak olursak Kemalizm muhteşem bir ideolojiydi. Ki varlığını N.Ş.A kıyamete kadar sürdürebilirdi. Ama her şey mutfakta planlandığı gibi olmadı. Fikrin kalıcılığını etkileyen en birinci etken, Said Nursi tarafından yerle bir edildi. Birinci ve ikinci teoriyi birleştirmek de mümkün.

Bu anlatılan olayda Said Nursi’nin duruşu ve etkisi dillere destandır. O kadar çok anlatılır ki gerçek mi, masal mı düşünür insan. O düşünen insan da haklıdır aynı zamanda. Nur hareketinin en ateşli olduğu zamanlar hapis ve takibat zamanlarıdır. Baskı psikolojisi içinde kişi her gün kalkanlarını kaldırır ve düşüncesini fikirlerine odaklar. Bu da kişinin her gün kalkanlarını güçlendirmesi demektir.  Nur hareketinin ivme kaybıysa takibatların ve hapis ihtimallerinin kalkmasıyla başlar. Hapis, işkence, tehdit, binlerce zorluğa göğüs geren Nurun fedakarlarının hızı bir ayak oyunuyla kesilir. Düşman ideolojiye karşı kol kola savaşanlar, düşmanın yorganını alıp gitmesiyle birlikte birbirleriyle uğraşmaya başlarlar. İçimizde filizlenen ego kıpırtıları birer ikişer kopmalara dönüşür. Sonra o malum an gelir. Mevcuda iktifa…

Düşman tarassudunun kalkmasıyla dünyaya odaklanırız gün geçtikçe. Kısmen yaşadığımıza inanmaya başlamak gibi. Sonra bir vicdan borcu gibi haftada bir buluşmalar, fırsat (!) buldukça okumalar… Bütün dava anlayışımız alevler içindeki imanımızı ve insanlığın imanını kurtarma gayesinden, haftalık buluşmalara riayet, varsa yayınları takip gibi konulara kaymaya başlar. Risale-i Nur’a odaklanmak ihtiyaç iken, gönül borcu haline geldiğinde okunan satırlar da kelimelerin verimsiz sınırlarına takılır.

Hizmeti kendine dava edinen, dert edinen kişiler de nurları dünyaya duyurma faaliyetleri içinde Allah’ın yardımıyla bugün Filipinlerin teknolojinin adım atamadığı bir dağına kadar ulaşan, bilim adamlarının milim milim incelemeye başladığı bir yol haritası haline gelen Risale-i Nur’lar, Kur’an-ı Kerim’in hitab ettiği çağların bir tefsiri. Biz ise bu nurları bir hazine gibi bilmemize rağmen içini açmaya korkarcasına sandığın üstündekileri okumakla yetiniyoruz.

Üstada olan muhatabiyetimiz 1950–1960’lı yılların muhatabiyeti. Üstad istikbale bakıp konuşurken biz mazinin sularında kulaç atıyoruz. Oysa bugün Türkiye dışında her hangi bir yerde Nurlarla ciddi meşgul olan biri Said Nursi’yle 2009’da muhatap oluyor. Bulunduğu gün ve saat içerisinde onunla konuşuyor. 50 yıllık bir fark var kardeşlerimizle aramızda.

Türkiye’de Kemalizm’in sahneden kalkması dünyanın seyrini değiştirecek, bu kuvvetle muhtemel. O günü hasretle bekleyenler yatarak beklemeyi tercih ederlerse, o güne kavuşmak biraz zor gibi görünüyor. Biz nurcuların ülfetimiz, alışmışlığımız ile bugün mevcuda iktifa ederek muhafaza etmeye çalıştığımız durumun değişmesi, Üstada ülfetsiz yaklaşmakla olur. Kapılarımızı sonuna kadar açmakla olur. Eğer biz gönlümüzü açamıyorsak, 50 tane nurcu ithal edelim. Onlar yapamadıklarımızı yapmaya başlasınlar. Eski fikirleri yenileriyle değiştiremeyenler, eskileriyle yaşamaya çalışıyorlar.

Risale-i Nur eskiyecek bir kitap değil, onu eskiten bizim dar dimağlarımız. Bugüne göre değerlendiremiyorsak, bu bizim hatamız. Küfrün belini kıran nurlar, elbet kafasını da kopartır. Ama yerli ama ithal… Bir avuç nurcuyla bu başarı sağlanır. Bakarsınız böylece Batı da sancılı yavrusunu ortaya çıkartır. Baki selamlar…

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.