Güneş ile İsviçre Türk Toplumu (İTT) Genel Başkanı Suat Şahin, İsviçre'nin Zürih ve Aargau kantonlarında devlet okulları ve anaokullarında başörtüsünü yasaklamayı öngören önergenin onaylanmasına ilişkin AA muhabirinin sorularını yazılı yanıtladı.
FIDS'in 2006'da kurulduğunu ve ulusal bazda 16 İslami çatı kuruluşunu temsil ettiğini belirten Güneş, "Şu an İsviçre'de takriben 300 cami, cemiyet ve derneğin faaliyet gösterdiğini varsayıyoruz. Bu kuruluşların 240 kadarı FIDS bünyesinde bir araya gelmiş olup, Müslüman kimliğini ve görünür İslami yaşamı, başbakanlık, parlamentolar, üniversiteler, İsviçre ordusu, manevi destek, medya kuruluşları ve ırkçılık ile mücadele eden kurumlarda masaya yatırıp istişarelerde bulunuyor." bilgilerini verdi.
Güneş, Zürih ve Aargau'da alınan ve başörtüsü yasağına ilişkin yasal düzenlemelerin önünü açabilecek kararlar için, "Bu süreci ve başörtüsüne yönelik yasal düzenleme taleplerini, İsviçre'de 2027 genel seçimlerine giden siyasi sürecin bir parçası olarak değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.
Söz konusu siyasi çevreler açısından asıl meselenin 2009'da cami minareleri, 2021'de burka yasağı ve şu anda da okullarda takılan başörtüsü olmadığını belirten Güneş, bu semboller üzerinden görünür İslami yaşam tarzını genel bir tartışma konusu haline getirerek seçmenlerin İslam'a ve Müslümanlara yönelik olumsuz algı ve kaygılarını harekete geçirmesinin amaçlandığına işaret etti.
Bu siyasi strateji açısından söz konusu yasal düzenlemelerin nihayetinde kabul edilip edilmemesinin ilk aşamada belirleyici olmadığını ifade eden Güneş, muhtemel ulusal veya kantonal seçimlerde tartışmanın odağının başörtüsü gibi somut sembollerden ziyade bunların temsil ettiği ileri sürülen değerler olacağını, bu çerçevede "hilafet istemiyoruz", "paralel toplum istemiyoruz", "siyasal İslam'ı durdurmalıyız" veya "entegrasyon önemlidir" gibi söylemlerin öne çıkarılacağını vurguladı.
Güneş, Zürih ve Aargau kanton parlamentolarında bu yöndeki siyasi taleplerin kabul edildiğine ancak sürecin henüz tamamlanmadığına işaret ederek, şunları kaydetti:
"İlgili makamların şimdi somut yasal düzenlemeleri hazırlaması bekleniyor ve bunun için kendilerine 2 yıllık bir süre tanındı. Biz, ilgili makamların uygulamaya yönelik somut yasa hükümlerini 2027 genel seçimlerinden önce istişare sürecine sunmalarının düşük bir ihtimal olduğunu değerlendiriyoruz. Sağ partilerin de bu takvimin farkında olduklarını düşünüyoruz. Buna rağmen konunun önümüzdeki dönemde Müslümanlara ve İslam'a yönelik siyasi söylemlerde yoğun biçimde kullanılabileceği kanaatindeyiz."
Buradaki temel riskin, seçmenin oluşan olumsuz atmosfer içerisinde korku, güvensizlik veya kimlik kaygıları üzerinden siyasi tercihlere yöneltilmesi olduğunu vurgulayan Güneş, böyle bir ortamın, toplumsal kutuplaşmayı ve Müslümanlara yönelik ayrımcı yaklaşımları güçlendirebileceğine dikkati çekti.
Güneş, "Günümüzde bazı Müslüman grupların başörtüsü yasağına karşı imza kampanyaları başlattığını görüyoruz. Bu girişimlerin gerekçelerini anlamakla birlikte mevcut aşamada somut hukuki muhatabın henüz yeterince belirgin olmadığı kanaatindeyiz." ifadelerini kullandı.
Bir referandum girişiminin veya hukuki kampanyanın etkili olabilmesi için öncelikle somut bir yasal düzenlemenin ve bunun hangi hükümleri içerdiğinin ortaya çıkması gerektiğine işaret eden Güneş, bu nedenle, kampanyaların hukuki muhataplar ve yasal dayanaklar netleştikten sonra başlatılmasının daha isabetli olacağının altını çizdi.
İSVİÇRE'DE BİR BAŞÖRTÜSÜ YOK
İsviçre'de bir başörtüsü sorunu olmadığına değinen Güneş, "İsviçre'de genel anlamda bir 'başörtüsü sorunu' bulunduğunu söylemenin mevcut siyasi söylemi sorgulamadan benimsemek anlamına geleceğini düşünüyoruz. Müslüman toplum içerisinde dini inancı gereği başörtüsü takmak isteyen kadınlar bulunmaktadır. Başörtüsü takmak veya takmamak bugün her kadının kendi özgür iradesiyle vereceği kişisel bir karardır." değerlendirmesinde bulundu.
Güneş, Zürih ve Aargau'da başörtüsü yasağına ilişkin yasal düzenlemelerle ilgili en önemli risklerden birinin siyasi merkeze yakın seçmenlerin de oluşan atmosfer içinde kimlik kaygısı, güvenlik ihtiyacı veya göçe karşı tepki gibi duygular üzerinden hareket etmeye başlaması olduğunu kaydetti.
"ASIL ENDİŞEMİZ, BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNDEN BAŞLAYAN TARTIŞMANIN ZAMANLA DAHA GENİŞ BİR KİMLİK TARTIŞMASINA DÖNÜŞMESİDİR"
Böyle bir gelişmenin, İsviçre'nin anayasal düzeninde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin tartışmaları daha da derinleştirebileceğini belirten Güneş, şu ifadeleri kullandı:
"Burada hukuki açıdan da dikkatli olunması gerekir. Bir yasal düzenlemenin doğrudan veya fiilen yalnızca belirli bir dini topluluğu hedef alması, din özgürlüğü, eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı bakımından ciddi anayasal sorular doğurabilir. Bu nedenle yapılacak düzenlemelerin yalnızca belirli bir dini grubu hedef almak yerine objektif ve genel kriterlere dayanması ve temel haklarla uyumlu olması gerekir. Asıl endişemiz, başörtüsü üzerinden başlayan tartışmanın zamanla daha geniş bir din ve kimlik tartışmasına dönüşmesidir. İsviçre gibi farklı dinlerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı bir toplumda siyasi tartışmaların korkular üzerinden değil, temel haklar, hukuk devleti ve toplumsal birliktelik ilkeleri üzerinden yürütülmesinin önemli olduğuna inanıyoruz."
"ZÜRİH VE AARGAU KANTONLARINDA OKULLARDA BAŞÖRTÜSÜNÜN YASAKLANMASINA YÖNELİK GİRİŞİMLERİ DOĞRU BULMUYORUZ"
İTT Genel Başkanı Suat Şahin ise İsviçre'nin dünyada demokrasi, insan hakları, din ve vicdan özgürlüğüyle tanınan bir ülke olduğuna işaret etti.
Şahin, "Zürih ve Aargau kantonlarında okullarda başörtüsünün yasaklanmasına yönelik girişimleri bu nedenle kaygıyla karşılıyor ve doğru bulmuyoruz. Ortada toplumsal düzeni tehdit eden somut bir sorun yokken, başörtüsünü bir sorunmuş gibi toplumun gündemine taşımak ayrışmayı ve ötekileştirmeyi artırabilir. Bugün iki kantonda başlayan bu girişimin yarın diğer kantonlara ve hayatın başka alanlarına yayılması, birlikte yaşama kültürü açısından ciddi riskler barındırmaktadır." ifadelerini kullandı.
Bir insanı başörtüsü takmaya zorlamak ne kadar yanlışsa inancı gereği başörtüsü takmak isteyen bir insanı onu çıkarmaya zorlamanın da o kadar yanlış olduğunu vurgulayan Şahin, Müslümanların da İsviçre toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti.
Şahin, "İsviçre yasakların değil özgürlüklerin güvencesi olmalıdır. Bu ülkeye yakışan, farklılıkları yasaklarla sınırlandırmak değil; hukuk, karşılıklı saygı ve özgürlükler temelinde birlikte yaşamayı güçlendirmektir." yorumunu yaptı.
aa