Zaman, Bediüzzaman ve üç yüzyıl

İsmail BERK

Zaman, hayat dinamikleri ve ömür tarlası için bir işletim sistemidir.

Zaman ayıraçları, dönemlerin değişen etkilerini; mekân ve olay ilişkisi içinde yeni anlam ve kırılmalarla beraber getirir.

Zamanın ruhu, ruh ikizi olarak doğan yeni muhatabına; ruhlar âleminden ve anne rahminden mülhem mirasla farklı bir doğumun habercisi olur.

Geriye baktığımızda; zamanın ve dönemin olağanüstü tanıklığı içinde, 150 yıllık tarih yolculuğu ile Nurs’a uzandığımızda; ruhun âleme, âlemin anneye, annenin şefkate bürüneceği bir hazırlık görmekteyiz.

Sofi Mirza’nın ve Nuriye Hanım’ın; öküzlerinin yol kenarında komşu tarlasından beslenmesini önleyen hassasiyetinden, annenin abdestsiz emzirmeme titizliğinde; anne rahminden teşrif eden Said, coğrafyanın gök kubbe ile arkadaş ettiği derin, dik yamaçlar içinde en korunaklı bir fıtrat hanesinde doğdu.

Nurs hayatı, 9 yıl gibi tamamlanmamış bir çocukluk dönemi dışında; Onun hasret ukdesi olarak kalacaktır hayatı boyunca.

Gurbet, ona misafir olacak kadar hareketli, hızlı ve kısa dönemleri barındıran seyahatlere Onu çıkaracaktır.

Medrese tahsili; farklı mekân ve değişimlerle, bazen gerilimlerle, yeni yol ve yolculuklarla Onu hep geleceğe, zamanın kaderine, ilmin yeniliğine, mücadelenin iradesine ve coğrafyanın dışına taşıracaktır.

Zamanı aşan istikbale, olayları küçülten ufka ve insanları öğüten çetin şartların üstüne; kurumları tahrip eden güçlerin tehditlerine karşı, ilmî tecditle baş eden bir karakter inşası; Nurs’un Said’ini, Nursî olarak âleme tescil ettiren tecellîlerle günümüze dek yankısını zaman üstü hakikatle taçlandırdı.

18’inde kelepçe ile birlikte hürriyet kavramı ile hemhal oldu.

Çocukluğunun metin ve cesur iklimi; delikanlılığının ilkbaharı ile bir fedai, korkusuz ve dirençli bir karakter olarak; yanlışa, zalime ve istibdada karşı ruhunu bilemiştir.

19. Yüzyılın son çeyreği, Onun öğrenme ve tahsil laboratuvarıydı.

Köy, medrese, şeyh, ağalık, imparatorluk, paşa ve padişah ikliminde; cehalet, zaruret ve ihtilaf ile ihtilal hastalıklarına reçete hazırlığındaydı.

20. Yüzyıla ise; ilim, fen, sanat ve belâgat ihtiyacını zamanın kalıcı bir hükmü ve talebi olarak gündemine aldı.

Düşman kuvvetlerine karşı; “sanat, marifet ve ittifak” silahlarıyla, ihlâs karargâhında, meşveret siperinde; cemaat ruhu ile ümmet bataryalarını savunmaya ve hücuma hazırlayacaktı.

Yeni yüzyılın; ilimden beslenen inkâr, zulüm, fesat ve savaşlarla insanı maddî ve manevî öldüren yıkımına karşı; tahkikî bir imanın marifet şualarıyla, Hz. Musa’nın asası gibi anda, artezyen gibi kuyudan su çıkarırcasına; cansiperane cihad ruhunun manevî ikmali ve istihdamı ile çağa şefkat motivasyonu içinde tefekkür sermayesini kazandırıyordu.

Yukarıdaki çerçeve; Osmanlı’yı yıkıma, Avrupa’yı gasp ve işgale, İslam dünyasını sömürgeye maruz bırakacak bir yüzyıl dehşetini yaşadı ve hissetti. “Ahh ahh” diyerek milletin geri kalmışlığından büyük acılar çekti.

İlk etapta Münazarat’ı, Hutbe-i Şamiye’yi ve Muhakemat’ı; farklı muhatap ve derinliklerde halka, İslam toplumlarına ve ulemaya reçeteler olarak sundu.

Kur’an eczanesinden ilaçları üretti, telif etti.

Bir kimyager olarak kendini tanımladığı bu süreçte; “her şeyden evvel lazım olan nedir?” sorusuna, sıralı bir şekilde “Doğruluk, sonra yalan söylememek” diyerek; çağın bulaşıcı hastalıklarına karşı sadakat ve sebat kaleleri inşa etti.

Avrupa coğrafyasında, Balkanlar’da patlak veren savaşla birlikte Birinci Dünya Savaşı’nda; İlim siperinden can siperine koşan bir mücahit olarak çarpıştı, esir düştü.

Savaşta İşaratü’l-İ’caz ile modern zamana örneklik teşkil edecek bir tefsir modelini telif etti. Tesisi ise muhataplarını bekliyor.

Rus Kosturma esaretinden döndüğünde; harap bir İstanbul ve İngiliz işgali karşısında yine direnişteydi.

Hutuvat-ı Sitte ile ilmen, cismen ve hikmetle maddî ve manevî cihadını sürdürdü.

Hâlâ bitmeyen ve 21. yüzyılın ilk çeyreğini de kana bulayan İngiliz dessasının; siyonist ve emperyalist yapılarla yürüttüğü istibdat, işgal, gasp, fesat ve inkâr eksenli sefih/sefil medeniyet kumpaslarının iç yüzünü derin analizlerle ortaya koydu.

Aynı zamanda inşa ve ihya süreçlerinin yeni yaklaşım ve metotlarını kaleme aldı, hayatına nakş etti.

Payitaht İstanbul’dan Ankara’ya, yeni bir dönemin flu yansımalarıyla taşınırken; bağımsızlık kazanmış milletin yeni Meclisi’nde, zafer sarhoşluğu ile şuuru kaybettiren ve dini inkâr ile mevzilere saldıran anlayış karşısında; bu defa Tabiat ve Haşir Risaleleri ile görünmeyen ana gündeme kilitlendi.

Siyasî boğuşmaların ve boğulmaların, yeni rejimin ve siyasi muhalifliğin çatışmalı ortamında; ulusal ve uluslararası sığ ve yapılandırılmış gündemlere girmeden; geleneksel dinî söylem kalıplarının ötesinde yepyeni bir yol açtı.

İlim, tefekkür ve kâinat okuması ile direndi, cihad etti ve siyasetin kirli sularına asla bulaşmadı.

“Ben imanın cereyanındayım” diyerek; hukuk dışı itham, suçlama ve yargılamalara karşı sabır, teenni ve hikmetle mukabele etti.

Cumhuriyetin 40 yılında maruz kaldığı sürgün, tecrit ve hapis süreçlerine rağmen; Risale-i Nur’u telif ederek iman cephesine tahkimatlar yaptı.

İslam’ın muhkem kalelerini ilmen ispat ve izahla tahkim etti, güçlendirdi.

Mahkûm olmaya maruz bırakılsa da fikren ve ilmen hükmetti.

Ülke sınırlarını aşan evrensel Kur’an hakikatini; çağdaş bir dil ve mesajla üç yüzyılı mayalayan bir tesir ortaya koydu.

Bunun delili; milyonların kalbe ilham veren iman hakikatlerinin, birey, aile ve sosyal hayatta yankı bulan müspet hareket anlayışıdır.

Acz, fakr, şefkat ve tefekkür ekseninde şekillenen bu nuranî yol; okuyabilene ve kabrin ötesi için hazırlanana çok şey söyler.

“Sırren tenevveret” ölçeğinde kalbe ilka olunan nur; hidayeti müjdeleyerek, ahlak fonksiyonlarını ihlâs mevzilerinde ilim ve hikmetle dokumaya ve okumaya devam etmektedir.

İman savunması tahkim edildiğinde; ilmin tesiri, teknoloji ve ittihat unsurlarıyla birleşerek şerrin tahrip gücünü kendi içinde çöküşe sürükler.

Bu müjdeyi taşıyan satırlar arasında şuur eden vicdan; inkişaf ve adaletli inşirahlarla “şevk ve şükür” vadilerinde tefekküre devam etmektedir.

Biiznillah…

Vuslatın 66.yılında, muazzez Üstadımızı rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.