Dünyanın ve geleceğin birbirini kurguladığı bir zeminde yaşıyoruz. Evrensel ölçekte bozguncu organizasyonların, kurumsal etik dışı kamu gücünün ve sermaye etkisinin; Epstein ile ortaya çıkan son tabloda olduğu gibi, insanlığı nereye sürüklediği ortadadır.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: İnsanlık sadece teknolojiyle yol alamaz. Sadece sözüm ona insan hakları deyip, insanı köleleştiren ahlak dışı davranışlarla ilerleyemez. Bunları kurgulayan, organize eden ve gizli tutan yapılar; küresel ölçekte çocuk istismarından gayri insani davranışlara kadar uzanan sahte medeni tutumlarla insanlığın geldiği noktayı açıkça göstermiştir.
Bu nedenle sadece bilim, demokrasi ve insan hakları söylemi yetmez.
Ahlakı, toplumu ve değerleri yok ettiğinizde, kapitalizmin sürükleyici aparatları insanı başka bir yere taşır. İnançsızlığın değerleri yok eden anarşisi içinde insanlık, midenin kaldıramayacağı bir seviyesizliğe düşer. Epstein kayıtları bunun son örneklerinden biridir.
Buradan hareketle insanlığın geleceği açısından Bediüzzaman’ın tespiti önemlidir. İnsanlık üç şeyin peşine düşecektir:
Gerçeği öğrenme merakı,
Özgürlükler,
Bilimin ve inancın ihtiyacı olan insaf.
Bu üçünün gerçekleşebilmesi için yaşananların deşifre olması gerekir. Çünkü su-i ahlakın menfi tesiri sarsıcıdır. Mimsiz medeniyetin deniyet/alçaklık boyutunu açığa çıkarmaktadır. Vicdansız, ve sefil bir çukur açtılar. Karanlık ve yutucu.
Bu hal, rezil bir tabloyu önümüze koyar. İnsanlığın arayışını hızlandırır. İnsan olmanın onuru ile olamamanın seviyesizliği ve sonuçları göz önünde .
Bu çirkin ve tiksindirici davranışlar karşısında yeni bir insanlık eşiği oluşacaktır. Batı’nın çirkin yüzü ile Batı’nın iyi insanları ayrışacaktır. Doğu’nun çirkin yüzü ile Doğu’nun iyi insanları da ayrışacaktır.
Devletler, kurumlar ve organizasyonlar; bunları besleyen emperyalist ve kapitalist sistemler; değerleri aşındıran ve yok eden kirli sermaye destekli siyasal zulümler üretmiştir. Mesiyanik davranışlarla dünyaya ayar verme iddiaları; siyonizm ve neokon yaklaşımlar üzerinden kurulan tezgâhlar; birinci ve ikinci dünya savaşlarına rağmen doyumsuz hırsın ve sömürgeci anlayışın devam ettiğini göstermiştir.
Bu süreç birey bedeninde sefilleşmeyi artırmıştır. Aklı uyuşturmuştur. Yönetim erkini hedonist bir karakterle insanlık aynasında çirkinleştirmiştir.
Bütün bunları hep birlikte gördük. Ve bu bizi bir yere götürecektir: Gerçek bir deşifreye. Gerçek bir ayrışmaya. Ve insanlığın yeni yüzüyle tanışacağı bir eşiğe.
Zihinleri ve bedenleri işgal eden batının,1921'de İstanbul'u işgal eden İngiltere sömürgeciliğine Bediüzzaman'ın dirençli haykırışı ile bütün zalimlere ve maddi-manevi işgalci zihniyetlere/yapılara karşı;
"Tükürün o ehl-i salibin hayasız yüzüne.."
Evet hayasız ve hırsıza sadece tükürülür.
Tıpkı "Zalimler için yaşasın cehennem." dediği gibi.