Bazı insanlar vardır; hizmetleri büyük başlıklarla, yüksek seslerle ve görünür makamlarla anlatılmaz. Onların emeği bir mekânın huzurunda, bir buluşmanın nezaketinde, bir ailenin sıcaklığında ve yıllar sonra hatırlanan küçük bir hatırada görünür hâle gelir. Feriha Abla da böyle sessiz kahramanlardan biriydi.
Eşi muhterem Bedrettin Ergül, eğitim bürokrasisinde bulunmuş, sosyal ve halkla ilişkiler alanında fıtratını taçlandırmış emekli bir ağabeyimizdi.
Batıkent'te oturuyorlardı.
Çankaya’da STK yöneticileri eğitimi üzerine Anadolu'dan gelenlerle bir programımız vardı. Bedrettin abi de bu programa katılmış, eğitim sonrası etkileşimin müspet havası içinde heyecanlanmıştı.
Benzer ve süreklilik arz edecek eğitimleri Batıkent'te yapma arzu ve iradesini kararlılıkla ortaya koymuştu.
Batıkent'te üç katlı bir tripleks binayı zamanında vakfeden Said Özadalı'nın da bulunduğu bu şahitlik ve istekle, programdan sonra mevcut yeri görmeye gittik. Bu mekânın canlandırılması ve fonksiyonel aktif bir sosyal eğitim merkezine dönüştürülmesi fikri, mahallin desteği ile planlandı.
Otuza yakın gönüllü arkadaşlarımızın katkısıyla ailelere dönük sosyal bir sürekli eğitim merkezi altyapısı oluştu. Risale-i Nur tabanlı eğitici eğitimi, hafıza teknikleri, kendini tanıma yolculuğu, hafıza teknikleri, anlama ve dinleme, müzakere, aile buluşmaları ve çeşitli sosyal etkinlikler planlandı ve uygulandı.
Binanın imkânları da zaman içerisinde geliştirildi. Açık balkon şeklindeki teras gayretli bir arkadaşımızın katkısıyla kapatıldı; bodrum kısmında da yeni bir kullanım alanı oluşturuldu. Böylece üç katlı bina, adeta yeni bir kat kazanarak daha geniş bir hizmet mekânına dönüştü.
Fakat asıl dönüşüm binada değil, insanlar arasındaki ilişkilerde gerçekleşti.
Batıkent çevresinden, Ankara ve Anadolu genelinden toplumun farklı kesimlerinden ve Risale çevresinden binlerce insan programlara katıldı. Beyefendiler ve hanımefendiler kendi programlarında yer alırken eğitimciler yetiştiriliyor, Risale-i Nur'un bir eğitim ve sunum ortamında nasıl daha anlaşılır ve etkili biçimde ele alınabileceği üzerinde çalışılıyordu. Özellikle gençler ve çocuklar özel programlarla sosyal merkezi zenginleştiriyorlardı.
Bu süreçte Nuran Hanım, Nurcan Hanım ve Aynur Hanım kardeşlerimiz başta olmak üzere gönüllü, aktif ve özverili bir çekirdek kadro vardı. Keza Sivriler, Konurlar, Evrenler, Tiryakiler, Şahinler, Ergüller, Koçlar, Korkmazlar, Tutarlar, Yıldızlar, Ünügörler, Söğütler, Aytarlar ile Özdemirleri ailecek zikretmek gerekir. Eğitim, etkinlik, organizasyonlarda ev sahipliğini üstlendiler. Gönüllü mesaileriyle programların düzenini sağladılar. Böylece mekân bir dershane, aile, öğrenme, müzakere, komşuluk ve güven merkezi hâline geldi.
Bu oluşumda Bedrettin Ergül abimizin katkısı ayrıca önemliydi. Bürokrasi tecrübesinden gelen beyefendiliği, muhatabın seviyesini gözeten iletişim üslubu, sözü yerinde ve zamanında söyleme mahareti, diplomatik nezaketi ve insan ilişkilerindeki ölçüsü, bu hizmet ortamının oluşmasını kolaylaştırdı. Batıkent’in demografisi ve sosyal demokrat ağırlıklı bölgede iyi bir atmosfer ve tanışma fırsatı vermişti çevreye. Müzahareti, desteği ve nezaketiyle bu geniş sosyal zeminin oluşmasına önemli katkı sağladı.
Fakat bütün bu görünür faaliyetlerin gerisinde, daha sessiz bir emek vardı.
Bedrettin Ergül abimizin muhterem eşi Feriha Hanım, benim için her zaman Feriha Abla oldu. O, bu merkeze yalnızca bir semt sakini olarak yaklaşmadı; yapılan faaliyetleri sahiplendi, insanların bir araya gelmesini sağladı ve mekâna bir aile sıcaklığı kazandırdı.
Onun sahiplenme tarzı şefkat, sevgi, saygı, sosyal nezaket ve genç eğitimcileri teşvik ve ekip olma ikliminde çok etkili oldu. Dışardan fark edilemeyecek kadar kaynaştırıcı ve çalışmaların kapsamına dışardan müdahale ettirmeyecek kadar iradeliydi. Kendini öne çıkarmadan, yüksek sesle bir vazife iddiasında bulunmadan; anne şefkati, abla sahiplenmesi ve hanımefendi iletişimi ile insanlara güven veriyordu. Programların ciddiyetine inanıyor, bu ciddiyeti kendi tavırlarıyla taşıyordu.
Feriha Abla'nın şahsında, hizmet eden beylerin yanında yürüyen annelerin, eşlerin, kardeşlerin ve ablaların görünmeyen emeğine de yakından şahit olduk.
Yıllar sonra, hüznün hayatımızı ahirete davet ettiği yoğun demlerde, Risale Akademi'deki bir programa gelen Bedrettin abi yanında bir tablo getirmişti.
Tabloyu Feriha Abla bizzat yapmıştı.
Uzun bir emek ve sabırla hazırladığı bu tabloyu Bedrettin abi vasıtasıyla bize bir teselli, dua ve taziye vefasıyla “İsmail kardeşime ve ailesine" diye göndermişti.
Ailede çocukların ihtiyaçları, hastalıklar ve hayatın başka yükleriyle de ilgileniyordu. Buna rağmen uzun günler, belki aylar süren bir emekle bu tabloyu hazırlamıştı. El emeğini, göz nurunu ve gönlündeki vefayı esere işlemişti.
Bugün o tablo bizim oturma odamızda sükun, sekine, mesken iskanın sembolü bir misafirdir.
Her baktığımızda Feriha Ablayı hayırla yâd ediyoruz.
İki gün önce Hakkın rahmetine kavuşan Feriha Abla'nın Sincan Cimşit Mezarlığı'nda cenaze namazı öncesinde Bedrettin abiyle görüştüğümüzde, yıllar önceki bu hatıra yeniden canlandı.
Bedrettin abi yaşlılığın ve hayatın yükünü taşıyordu; yürürken zaman zaman desteğe ihtiyaç duyuyor, bazı şeyleri hatırlamakta zorlanıyordu. Feriha Abla'nın tablosunu bizzat kendisinin getirdiğini hatırlattığımda yüzünde hüzünlü bir tebessüm belirdi:
“Evet, İsmail kardeşim, hatırladım.”
Ben de kendisinin çok sevdiği kahraman kardeşlerimizden Bestami Bey'in selamını ve mazeretini gıyabında ilettim. Bundan ayrıca memnun oldu.
Bedrettin abi de Risale-i Nur'un sosyal çerçevelerinin anlaşılmasını farklı biçimlerde sürdüren bir ağabeyimizdi. Risale-i Nur'dan içtimai meselelere yönelik bahisleri toplar, fotokopi kitapçıklar halinde özel paylaşırdı.
Ergül ailesinin tevazusu, hizmet anlayışı ve nezaketi, pek çok insanın şahitliğinde bugüne kadar ulaşmış bir kıymettir.
Feriha Abla'nın şahsında ise Risale-i Nur hizmetindeki şefkatin ve görünmeyen kadın emeğinin ayrı bir değerini gördüm. Hizmet eden beylerin yanında yürüyen hanımlar bazen görünür bir vazife üstlenmeden; bir evin sıcaklığında, bir misafirlikte, bir çocuğun ihtiyacında, bir programın huzurunda veya uzun emeklerle hazırlanan bir tabloda hizmetin ruhunu taşırlar.
Feriha Abla'nın tablosu tam da bunun sembolüdür:
Bir şefkat hatırası, bir vefa emaneti ve bir hizmet şahidliği.
Bugün o tabloya baktığımızda yalnızca bir sanat eserini değil; Batıkent'teki o yılları, yüzlerce gönüllünün emeğini, yüzlerce insanın katıldığı programları, aileleri, eğitimcileri ve bütün bu atmosferin içinde sessizce hizmet eden insanları hatırlıyoruz.
Ve o büyük fotoğrafın içinde Feriha Ablayı, öne çıkmadan fakat fotoğrafın oluşmasına katkı veren şefkat kahramanlarından biri olarak görüyoruz.
Kendisini rahmetle yâd ediyor, Rabbimden mekânının cennet olmasını diliyorum. Birkaç yıl önce ağır bir hastalıkla rahmet-i Rahman'a kavuşan ciğerparesi Eyyüb kardeşimizle cennet mekânında buluşmasını; dünyada onun hüznünü ve sabrını taşıdığı günlerin kendisi için ayrı bir mükâfat vesilesi olmasını niyaz ediyorum.
Kalan evlatlarına, eşi Bedrettin abiye ve bütün yakınlarına Rabbim sabır, selamet ve manevi teselli ihsan eylesin.
Ruhu şad, makamı âlî, mekânı cennet olsun.
Rabbim Ergül ailesine ve bütün sevenlerine sabır ve selamet versin.