Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş’tan aşina olduğumuz, “Seher vakti çaldım yârin kapısını” türküsünü dinlerken, türküde kullanılan “cinas” sanatı, beni lise yıllarına götürdü. Cinas, en sevdiğim edebi sanatlardan birisidir. Yazılışları aynı, anlamları farklı kelimelerin bir arada kullanılma sanatı. Şiirlerde bu sanat “cinaslı kafiye” olarak karşımıza çıkar.
Seher vakti çaldım yârin kapısını
Baktım yârin kapıları sürmeli
Hoş bulmadım otağının yapısını
Çıkageldi bir gözleri sürmeli
Türkünün tamamını okuduğum zaman “sürmeli” kelimelerinin ne kadar güzel bir cinas sanatını vurguladığını gördüm. Türkünün sözleri Aşık Agahi’ye ait. Ve biraz araştırma yapınca gördüm ki türkü, alelade bir sevgili için yazılmamış. “Çıkageldi bir gözleri sürmeli” derken, beşeri bir sevgiliden bahsetmiyor. Şiir, tarikattaki seyr-ü sülük erkânını anlatan tasavvufi bir şiir. Şairin “Çaldım yârin kapısını” dediği yar, Allah’tır.
‘Gözleri sürmeli’lerden kasıt Cenab-ı Hakk’ın veli kullarıdır, mürşid-i kâmillerdir. Kâmil mürşitler böyle vasfedilerek onların bazı hususiyetlerine dikkat çekilmek istenir.
Kapının sürgülü olması, bizim anladığımız gibi, sevgiliye vardım kapısı kapalıymış anlamında değilmiş. Namazdan feyz alınamadığına, huşû’a ulaşılamadığına işaretmiş. Kalbin değil, cesedin namazı olduğu için huzur-ı ilahiye varılamamıştır.
Evet sevgili okur. Bazen dinlediğimiz bir türkünün, okuduğumuz bir şiirin ilk akla gelen anlamından ziyade, asıl ne anlattığına bakmalıyız. Bazen, hiç ummadığımız anlamlarla karşılaşabiliyoruz. Mesela ben bahsettiğim türküyü 40 yıl dinlesem, bir tasavvuf şiiri olduğunu anlayamazdım.
Özetle bu şiir; bir kulun hamlıktan pişmeye, mecazi aşktan hakiki aşka gidişini anlatan edebi bir yol haritasıdır.
Kalemine ve yüreğine sağlık Aşık Agahi. Ruhun şad olsun.
Agahi karışır kanlı yaş ile
Dost bulunmaz hayal ile düş ile
Yetilmez menzile bu gidiş ile
Hemen aşk atına binip sürmeli.