Bugün basında ve sosyal medyada önüme düşen bir fotoğraf karesi, bende tatlı bir "dejavu" hissi uyandırdı. Karşımda duran haberde, tıpkı bizim o asırlık geleneksel Mesir Şenliklerimizden aşina olduğumuz bir manzara vardı: Gökyüzüne doğru açılmış rengarenk şemsiyeler, havada uçuşan eller, heyecanlı bir kalabalık ve havadan süzülen şifalı macunlar... İster istemez durup düşündüm; Manisa’da Mesir Festivali’ni geride bırakalı haftalar olmuştu. Fotoğraftaki olay ise yepyeniydi. Peki, Manisa’dan kilometrelerce uzaktaki bu kare, işin aslını bilmeyenler için bir "fotoğraf intihali" miydi, yoksa başka bir şey mi?
Aslında bu kafa karışıklığı ilk defa yaşanmıyor. Geçen yıl da Zeytinburnu Belediyesi tarafından düzenlenen bir fotoğraf yarışmasının ödüllü kareleri arasında buna benzer bir fotoğraf yer almıştı. Yarışma şartnamesinde "Zeytinburnu ilçe sınırları içinde çekilme" şartı olduğunu gören bir fotoğrafçı arkadaşım, şaşkınlıkla bana olayın iç yüzünü sormuş; "Yahu İsmail, bu fotoğraf Manisa’dan mı buralara gitti?" diye takılmıştı.
Gelelim bu tatlı benzerliğin, daha doğrusu bu köklü kültürel mirasın aslına...
Bahsettiğim o fotoğraflar, İstanbul’un Zeytinburnu Belediyesi tarafından çeyrek asrı aşkın bir süredir, tam 27 yıldır kesintisiz şekilde devam ettirilen "Merkezefendi Geleneksel Tıp Festivali"nin açılış töreninden. İlk bakışta "Manisa neresi, Zeytinburnu neresi? Mesirle İstanbul'un ne alakası var?" diyebilirsiniz. Haklısınız da. Ama tarihin sayfalarını biraz araladığımızda, karşımıza bu iki şehri birbirine sımsıkı bağlayan muazzam bir köprü çıkıyor: Hafsa Sultan’ı şifaya kavuşturan, mesir macununun mucidi o büyük hekim; Merkez Efendi.
Hayatının önemli ve verimli bir dönemini Manisa’da geçiren, bu topraklara şifa dağıtan Merkez Efendi, ömrünün son demlerinde İstanbul’a davet edilir. 1551 yılında İstanbul'da vefat ettiğinde ise bugün Zeytinburnu sınırları içinde kalan ve kendi adıyla anılan o huzurlu tekkenin bulunduğu yere defnedilir. Yani Manisa’da doğan o şifalı gelenek, onun izini takip ederek İstanbul’un kalbinde de kök salmıştır.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğim İstanbul gezimde, yolumu bilhassa Zeytinburnu’na düşürdüm. Şehrimize ve kültürümüze böylesine büyük bir miras bırakan, topraklarımızda izi olan Merkez Efendi’nin kabrini ziyaret etmeyi, ona bir Fatiha okumayı ihmal etmedim. Orada, o manevi atmosferde gezinirken, Manisa'daki Sultan Camii'nin kubbelerinden yükselen o tanıdık coşkunun aynısının, İstanbul'un bir diğer ucunda asırlardır nasıl yaşatıldığına bizzat şahitlik ettim.
Fotoğraflar yanıltıcı olabilir ama tarih ve vefa asla yanıltmaz. Kadrajımıza düşen o şemsiyeler ve şifa saçan eller, Manisa ile İstanbul’un yüzyıllar öncesinden kalma ortak bir selamlaşmasıdır aslında.
Eğer bir gün yolunuz İstanbul’a, Zeytinburnu’na düşerse; Merkez Efendi Camii’ni, o tarihi kabri ve külliyeyi mutlaka gezin. Manisa’nın şifalı esintisini orada da hissedeceksiniz.
Sağlıcakla kalın.