​Bir baltaya sap olabilmek... Ya da olamamak!

İsmail AYBEY

​Bugün hangi anne babayla konuşsanız, evlerin salonlarından yükselen ortak bir feryat duyuyorsunuz: "Çocuğum hiç ders çalışmıyor!" Evet, adına Z kuşağı dedik, dijital çağın çocukları dedik ama acı bir gerçeği ıskaladık. Bu çocuklar sadece ders çalışmıyor değil; daha vahim olanı, hayata dair hiçbir hedefleri, heyecanları, en acısı da pratik bir bilgi ve becerileri yok. Ellerinde telefon, tablet veya bir oyun konsolu; saatlerini, günlerini, en verimli yaşlarını adeta sanal bir boşluğun içinde eritiyorlar.

​Geçenlerde bir dostum dert yandı. Oğlu bu yıl LGS’ye girecekmiş. Sınav stresi, dershane koşturmacası derken laf döndü dolaştı, hayatın tam merkezindeki bir gerçeğe tosladı: "Biliyor musun," dedi, "Benim oğlan LGS’ye girecek ama henüz ayakkabısını bağlamayı bilmiyor. Baktık teorik derslerle arası yok, hiç değilse elinde bir mesleği olsun diye meslek lisesine gönderelim dedik. Sonra kendi kendime sordum; yahu, ayakkabısını bağlamaktan aciz bir çocuk meslek lisesinde ne yapabilir? Nasıl torna tezgahının başına geçebilir, nasıl tornavida tutabilir?"

​Dostumun bu haklı isyanı, aslında toplumsal olarak geldiğimiz o hazin noktayı çok çarpıcı bir şekilde özetliyor. Bizim kültürümüzde evlat yetiştiren her anne babanın, tüm o didinmelerin arkasında tek bir gayesi vardır: Çocuğunun günün birinde "bir baltaya sap olabilmesi." Tüm dershaneler, özel dersler, sınav koşturmacaları hep bu köklü arzunun birer parçası. Ancak acı olan şu ki, bizler çocuklarımız "bir baltaya sap olsun" diye çabalarken, o baltayı tutacak elleri, o sapı yontacak parmakları köreltiyoruz. "Aman mahrum kalmasın, aman zorluk görmesin" diye önlerindeki tüm taşları temizlerken, farkında olmadan onları hayattan koparıyoruz.

​Ekran başında bir tıkla dünyaları fetheden, sanal karakterlere çağ atlatan bu çocuklar, fiziksel dünyanın en basit pratikleriyle karşılaştıklarında sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Çünkü dijital dünya onlara "emek vermeden tüketmeyi" öğretirken; hayatın kendisi sabır ve pratik beceri istiyor. Ayakkabısını bağlamasına gerek kalmayan, odası toplanan, yemeği önüne gelen bir çocuğun, hayata dair içsel bir motivasyon geliştirmesini veya "bir baltaya sap olma" hevesi taşımasını beklemek zaten en büyük yanılgımız.

​Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Ayakkabısını bağlamayan çocuğa yüzlerce sayfa test çözdürmeye çalışmak, temeli olmayan binaya lüks katlar çıkmaya benzer. Çocuklarımızı sınavlara hazırlamadan, onlardan büyük hedeflere koşmalarını beklemeden önce, hayatın kendisine hazırlamak zorundayız.

​Eğer o tornavida bir gün doğru dürüst tutulacaksa, o baltaya sağlam bir sap olunacaksa; işe ilk önce evdeki sorumluluklardan, el becerilerinden ve o tablet ekran sınırlarından başlamak gerekiyor. Unutmayalım; çocukların elinden hayatı zorlaştıran o konfor alanını alıp, yerine sorumluluk bilincini koyacak olan yine bizleriz. Gidişat belli, feryat ortak; ama çözümü de uzaklarda aramaya gerek yok.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.