İslamofobi: Neyin fobisi

Batı düşüncesi ve toplumunun, Müslümanlara karşı fobi geliştirmesinin nedenlerinden birisi geçmiştir. İkincisi ise Batı düşüncesinin bizzat kendi algı ve doğasından kaynaklanmaktadır. Çünkü onlara göre ideal kültür ve akıl Batı'dır. Avrupa sadece Müslüman

Avrupa düşüncesi teşekkül ederken, üzerindeki özellikle İslam Orta Çağ düşüncesinin etkisi inkâr edilemez. Bu, düşünsel bakımdan etkinlik, coğrafi ve kültürel bakımdan da yayılma anlamına gelir. Bu bağlamda Kudüs ve İsrail'in, dahası İstanbul'un Müslümanların elinde olması, Avrupa'yı tedirgin etmiştir. Haçlı seferlerinin altında da bunlar yatmaktadır. Bir tür hegemonya savaşıdır Haçlı zihniyetinin sonuçları. Batı düşüncesi ve toplumunun, Müslümanlara karşı fobi geliştirmesinin nedenlerinden biri budur.

Diğeri ise, Batı düşüncesinin bizzat kendi algı ve doğasından kaynaklanmaktadır. Çünkü onlara göre ideal kültür ve akıl Batı'dır. Bu bakış açısına göre tarih, adeta bir sarmal gibi İsa'nın açılımından ibarettir. Dolayısıyla Avrupa sadece Müslümanlara karşı değil, Batı dışındaki tüm diğer topluluklara karşı da dominant olma isteğini sürdürmektedir. Zira Avrupa düşüncesinde bütün insanlık, Batılılaşmaya mahkûmdur veya ancak bu şekilde bir gelişimden söz edilebilir. Öyle ki tarihin sonunda İsa vardır ve tarih, yani insanlık tarihi İsa'nın aktüelleşmesinden ibarettir. Nitekim Fukuyama'nın Tarihin Sonu tezinde, gerçekleşmiş olan uygarlığın veya tarihin adeta omurgası ve kaldıracı İsa'dır. Dolayısıyla Hristiyanlaştırma da bir tür insanlık kaderidir.

FOBİNİN NEDENİ TRAVMA MI?

Dolayısıyla ikinci parametre genel, ilk parametre ise özel bir fobi nedenidir Türklere ve Müslümanlara karşı. Dolayısıyla siyasi ve ideolojik bir temelden beslenir bu fobi. Dahası bir travmadan. Travmanın kökleri ise çok eskilere İslam düşüncesinin ve medeniyetinin yükselişte olduğu dönemlere dayanır.

Geleceğe dönük kaygı ise, Avrupa'nın ekonomik kriz yaşamasına bağlı siyasi, eğitsel ve kültürel alandaki düşüşüne karşılık, Ortadoğu'nun elinde bulundurduğu güçler ve potansiyeller dahası Türkiye gibi kilit noktaların güç kazanmaya devam etmesidir. Bu iki kıskaç arasında kalan Avrupa paranoya geliştirmiştir ve geliştirmeye devam etmektedir.

Haçlı seferleri mevcut tehlikeyi bertaraf etmeyi kılıçla gerçekleştirmeyi düşünmüştür. Orta Doğu'daki Müslümanların yaşadıkları kaynakları ve toprakları Avrupa'ya dâhil edebilme esaslı bir projedir. İlginç olan İslam'ın kılıç dini olduğunu söyleyen Hıristiyan dünya, itiraz ettiği şeyi bizzat kendisi uygularken, meşru bir gerekçeye sahiptir. Zira Hıristiyanlaştırma projesi makul ve olması gereken bir programdır. Haçlı zihniyeti hem güç bakımından gelişmeyi hem de Hristiyanların sayısını arttırmayı hedeflemiştir.

Şimdilerde söz konusu olan İslamofobiye gelince; benzer ancak farklı bir durumla karşı karşıyayız. 11 Eylül olayıyla bu duruma yani sömürge stratejisine Amerika öncülük etmek istemiştir. Sömürebilmek için, çatışmayı din üzerinden sürdürse de amacına her hâlükârda ulaşamamıştır. Irak'ı kurtarma veya kurtaramama manipülasyonu iyi bir örnektir. Amaç siyasi ve ekonomik çıkarlar olduğu için, Amerika açışından İslam hiçbir zaman fobi konusu olmamıştır. Zira koloni ruhu, faydacı ve ilerlemeci bir bakışa sahiptir. Avrupa gibi geçmişte bir hesabı yoktur Osmanlı ve Türklerle. Nitekim bunun sembolik ifadesi olması bakımından B. Obama, "ben İslam"la savaşmam dedi. Onun geçmişinde düşmanlık tohumları barındıran bir hikâye yoktur. Zira sonradan varlık sahnesine çıkmış bir Kıta ve amacı patronluğu elinde bulundurmaktır.

11 Eylül olayından sonra Avrupa ve Amerika bu nokta üzerinden ayrılmıştır. Böylece İslamofobi Avrupa'nın kucağına düşmüştür. Bir başka ifadeyle kâbusu olan veya bilinç dışına kilitlediği saldırganlar, bilinç düzeyine akın etmiştir. İşte bu tam bir taarruzdur. Bu taarruza sıcak cevap verme durumu ise Danimarka'daki karikatür krizi veya Norveç'teki saldırıdır.

Avrupa sömüremeyeceğini anladığı gibi, düşüşe geçtiğini de derinden görmeye başladı. Bu kızgınlık ve öfke doğaldır ki saldırı olarak tecessüm etmektedir. Paylaşılmak istenen pastadan pay alamayacağını anlayan Avrupa, başka planlarla bu sömürüyü sabote etmektedir.

Müslümanların meseleyi bir din mücadelesi olarak algılaması ise paranoyaya ayna tutmadır. Zira onlarda da bir ötekileştirilme ve dışlanma fobisi vardır. İslamofobi hikâyesi sayesinde batı kazanmaktadır. Asıl fobi, geri kalmışlıktan kaynaklanan Doğu'dadır. Ancak mevcut durumda din, Batı dünyasının çok ciddi bir sorunu değildir. Zira ateist ve seküler bir Batı dünyasında tarihi dinler, adeta rafa kaldırılmış gibi görülmektedir.

Nitekim Papa, Avrupa hasta dediğinde, seküler bir Avrupa'ya işaret etti ve geleneksel kilise tabanına dönmeyi teklif etti. Gerçi çatışma ve bölünme bir din mücadelesi olacaksa, sadece isimsel değil, karşımızda duran ve köklü eylemsel düzlemde var olan bir Hristiyan Batı dünyasından söz etmemiz gerekir.

11 Eylül olayından tutalım da Norveç katliamına ve diğer kundaklama vakalarına varıncaya kadar pek çok sıcak gelişmenin gösterdiği önemli bir tablo açığa çıktı: Avrupa'da yaşayan çoğu zamanda asimile olan Türkler ve Müslümanlar, "biz kimiz?" diyerek aidiyet sorusunu sordular. Bir başka ifadeyle kendilerinin kimliksiz olduklarını, aidiyetlerine dokunulunca fark ettiler.

Ateist olan pek çok Müslüman ailelerden gelen kişi, bu dini anlamaya dahası savunmaya başladı. Ötelendiklerini tam olarak fark edin-ceye kadar kaybolduklarını anlamamışlardı. Bu olaylar bir bakıma, eve dönüş veya sıla özlemini tetikledi. Sömürgeciliğin mekanizmasını kavrayan bu göçmenler, kendilerinin maskeli olduğunu gördükleri gibi, Batı'nın da paravanlar ardında sürekli –çıkarları gereği– onları pohpohlayarak, alay ettiklerini ve diş biledikleri açıkça idrak ettiler.

Nerden bakarsak bakalım amaç ekonomi ibreli, kültürel bir manevradır; Doğu'nun medeniyeti ve kültürel devinimi kaygı yaratmaktadır. Küreselleşen bir dünyada yerel kimliklerden söz edilemezken, kültürün güncellenmesinin tehdit altında olduğu görülmüştür. Bunun için yeni anlatılara, dahası mitoslara ihtiyaç vardır. Mitlerini kaybeden Batı, Müslümanlara asıl, kültür üzerinden saldırmaktadır. Müslümanlar kutsal kitaplarıyla şu ya da bu şekilde bağlarını sürdürmektedirler. Asıl tehlike budur. Çünkü mitleri var olmaya devam eden bir topluluk, gelecekte daha güçlü olacaktır.

BATI'NIN KAYBETTİĞİ DEĞERLER

Kültürel hafızası geçmişe dönerek yeni anlam ufukları yaratabilecek bir Müslüman topluluk, ciddi tehlikedir. İnsan aklının gelişim bakımından bir bakıma tavan yaptığı şimdilerde, kimlik, anlam ve değer bakımından yalıtılmayan bir toplum, kesinlikle ileriki yıllarda söz ve güç sahibi olacaktır. Mesele, insanın buharlaşıp buharlaşmadığıdır. Mekanikleşen ve buharlaşan bir insan profili, müsvedde olmaya mahkûm olacaktır. Asıl sancı bunun emaresidir. Sözünü ettiğimiz durumu insan bazında da düşünebiliriz. Bütün bir kişi olabilen sağlıklı benlikler ile böyle olmayan parçalanmış benlikler arasındaki var olma gücü açıktır. Aynı durum toplumlar için de geçerlidir. İşte sözünü ettiğimiz bu farklılık ve farkındalık ciddi manada bir fobi nedenidir.

Norveçli failin anlatısından bile bunu görmek çok kolaydır. Dinle ilgisi olmayan fail, sözde tarihi bir arka plan oluşturma derdindedir. Tıpkı anlam bunalımı yaşayan insanların bir tür şeytani anlatı içinde satanizmi vurgulamaları gibi, Breivik'in de tapınak şövalyelerini arkasına alması, kaybettikleri mitlerin bir tür kayıp halka olduğunun itirafıdır. Breivik'in söz konusu tarikatla bağlantısından ziyade, şundan söz etmemiz daha isabetlidir: Onun bir mite veya efsaneye tutunma çabası, mitlerini yitiren Batı insanın çıldırmanın eşiğinde olduğunu gösterirken; dahası kaybedilen mirasın farkında olunmakla birlikte, artık çok geç kalındığının bir itirafıdır.

Doç. Dr. Aliye Çınar; Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

Yeni Şafak

Güncel Haberleri