İmanlı Hürriyet

Afife ARTIK

Hamden lillah iman nimetine mazhar kılındık ve muhafazası ve artması için çalışıyoruz.

Peki hürriyetimiz???

Size imanlı hürriyeti güzelce etraflıca nefsinde yaşamış biri olarak anlatmam mümkün değil. O zaman imanlı hürriyeti öğrenemeyecek isek bu yazıyı neden okuyalım???

Hür olmamanın insanı attığı cendereleri anlatabilirim “eyvahhh” deyip kaçabileceğiniz kadar da net tarif edebilirim. Çünkü pek güzel(!) yaşamışım…

Evet iman var ama hürriyet yoksa ne olur???

Şu an anlıyorum ki hürriyet yok ise iman kâmil olmaz, nâkıs olur…

Hürriyetsiz bir iman demek hürriyetini kısıtlayan şeyler adedince putları olmak demektir.

İmanın önüne başka değerleri yerleştirmek demektir

Allah’dan önceye başkalarını veya başka şeyleri koymak demektir.

Amelinizde Rızay-ı İlahî olamaması demektir

Rızalığını kazanmanız gereken birileri edinmek demektir…

Allah ile –güya- başkaları ve başka şeyler üzerinden ilişki kurmaya çalışmak demektir (Allah kendisi ile irtibatımızı dört koldan yapmamızı murad etmiştir: Kur’an, Peygamber (asm), kainat ve vicdan)

Bir insan hürriyetini vermez ise kimse onun elinden hürriyetini alabilir mi?

Bediüzzaman’ın yaşadıkları üzerinden bu soruyu cevaplar isek tek kelime ile “hayır”

Yaşanmış bir hayat pratiği olarak önümüzdedir ki kimse Bediüzzaman’ın hürriyetini elinden alamamıştır. 19 (veya 21) kere zehirlemişler ama yaşam hakkını elinden alamamışlar, hapis sürgün ve tecritlerde tutmuşlar ama bana ulaşmasına mâni olamamışlar… vefatından yıllar sonra doğanlara bile ulaşmıştır.

Peki bizim hürriyetimiz ne âlemde?

Hapiste değiliz (bir hapiste değiliz, peki içimizde kendimizi mahkum ettiğimiz kaçlarca hapis var?)

Haberleşme hürriyetimiz var (akıl kalb vicdan nefis… bunlar birbirinden haberdâr mı?)

Bedenimizi zehirleyen yok (gözümüzden kulağımızdan her gün giren zehirlerin manamıza neler ettiğini biliyor muyuz?)

Bunları uzatmak mümkün.

Bizim hürriyetimizi selb edenler içimizdedirler dışımızda değil. Bu nedenle de içimize nüfuz edemeyen hiçbir şey bizi hürriyetimize kavuşturamaz.

Hele ki hür değilken kendimizi hür zannediyor isek zaten hürriyet hayal bile olamaz bizim için. İnsan ulaşmak istediğini hayal eder. Zaten elinde olduğunu düşündüğü şeyi hayal etmez ki….

Demek hür olmak için ilk yapacağımız şey hür olmadığımızı fark etmektir.

İmanlı hürriyet demekle zaten hürriyetin zeminini ifade etmiş oluyoruz. İman dairesi içinde, şeriatın kuralları içinde hür olmak…

Yani; haram değilse kime yasak edemez, helal değilse kimse serbest bırakamaz… bu kadar basit…

Biz istibdada alışığız göre göre normal zannetmeye başladık. Ve başkalarına tahakküme de meylimiz vardır. Bir Firavun olan nefis başkalarını boyunduruğu altına almaktan lezzet alır. Emirber bir neferi olması o nefsin hoşuna gelir.

İnsanlar neden bir başkasına “emret yapayım” der? “öğrenilmiş kölelik”tir belki de bu. Bunun psikolojik alt yapısı uzun bir konu elbette. Acizlik ve zayıflığını sadece Rabbinin dergahına arz etmesi beklenen insan kendi gibi acizlere acizlenerek bir çıkar peşindedir belki. Belki de sorumluluk almaktan ve bir şeyleri bozmaktan o kadar korkar ki birinin emrinde olmak güya onu mesuliyetten kurtarır sanır.

Evet üzerinde düşünmek için konuyu açmak oldu ise bu yazı bahtiyarım. İmanlı hür olmamız duasıyla… bunun için evvel emirde kendimizden bir yakamızı kurtarmak gerek… sınırlarımız şeriatın koydukları mıdır bir bakmamız gerek…

 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.