İkinci Şuayı anlamak–9

Afife ARTIK

İkinci Şuaya giden yolda ism-i Hakem menzilindeki seyahatimize devam ediyoruz.

Bütün fenler kainattaki intizamın şahididir. Zira yaratılışta işleyen kanunlar olmasa fenlerin teşekkülü mümkün olmazdı. Mesela sadece göz üzerine yazılan ciltler dolusu kitap var ve bir insan tüm ömrünü gözdeki ilmi anlamak için verebiliyor. Eğer gözde işleyen külli kanunlar olmasa yani bir intizam olmasa elbette böyle bir ilim dalı olamayacaktı. Kainata taalluk eden ne kadar çok ilimler var. Bu bize gösteriyor ki kainatta işleyen kanunlar var. Bu kanunlar da bir intizamın delili. İntizam ise tam bir vahdettir. Yani her şeyin bir elden çıkması lazım ki intizamlı olsun, birbirine muvafık olsun ve biri birinin hikmetlerine tezat olmasın.

Kâinattaki hikmetlerin merkezinde insan yerleştirilmiş. Her bir mahluka takılan hikmetler ve vazifeler adeta insana bakıyor ve insanla kıymet alıyor. İnsan âleminin merkezine ise rızık yerleştirilmiş. Rızka karşı insana öyle bir iştiyak verilmiş ki insanlar rızkın etrafında taaşşuk ile koşturuluyor. Kainattaki ince hikmetler ise insanın şuuru ile ortaya çıkartılıyor. İnsandaki şuur vasıtasıyla keşfolunan fenlerin her biri kendi lisanları ile kainattaki muhteşem intizamı gösteriyor. Kainat kocaman bir eczahane, bir ordugah, bir kimyahane, bir fabrika olarak nazara veriliyor bu fenler dilleri ile.

Madem bu kainat ve özelde bir merkez olmasıyla küre-i arz bir eczahane hükmünde; elbette bir küçük eczahane nasıl eczacısının vücudunu bildirir öyle de bu küre-i arz eczahanesi o küçük eczahaneden büyüklüğü nispetinde kendi eczacısını gösteriyor. Aynı şekilde kimyagerini, kumandanını, her cihetle mutasarrıfını gösteriyor.

İnsan bir küçük eczahaneyi görünce nasıl kat’i olarak eczacısının varlığını bilir de kainat eczanesini görse ki; dağlar içinde ve çeşit çeşit bitkilerde şifalı maddeler derç edilmiş nasıl olur da bunu tesadüfe veya tabiata veya kör kuvvete verebilir?

Şimdi evlerimizde kullandığımız lambalar bakım istemiyor ama gaz lambalarını düşünsek mesela nasıl da her gün şişelerinin temizlenmesi, gazının doldurulması ve fitilinin yenilenmesi gerekiyordu değil mi? Halbuki güneş ve güneşimize benzer ve ondan çok büyük seyyareler bin ve milyon yıllardır yandırılıyor ve ışıkları azalmıyor demek muntazam bakımları yapılıp yanmak maddeleri temin ediliyor.

Demek ki bu kainat bin bir diller ile San’atkarını ilan ediyor hem vücuduna hem de birliğine dellallık ediyor. Öyle ise bu kainatın varlığını kabul etmek, ancak onun yaratıcısı ve tedbir edenini kabul etmekle mümkün. Yaratıcısını kabul etmeden ve bilmeden bu kainata var demek ise safsatadır, hiçbir akıl sahibi bunu kabul edemez illa temerrüdü aklını iptal etmiş ola.

Bu mesele de bütün mühim meseleler gibi haşir ve Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ile tamamlanıyor. Kainattaki bütün hikmetlerin anlamlı olabilmesi ancak haşirle mümkün. Bu dünyada bu kadar ince ve ayrı ayrı gayeler takılan mevcudatın ademe, yokluğa atılması bütün o gayelere zıt olacağından bu dünyadakinden daha parlak bir ayinedarlık yapmak ve burada perdeli gösterdiklerine perdesiz ve doğrudan ayinedarlık yapmak üzere yeniden diriltilecektir. Ve burada kendisi için işledikleri gayeler ne ise o gayelerin tahakkuku ahiretin vücudu ile olacaktır.

Kainattaki her şey bir kasıt için işliyor, hepsinin hem de çok gayeleri var. İktisat kelimesi de ‘kast’ kökünden geliyor. Madem kainatta her şeyin gayesi var biz de her kullandığımızı ve her yaptığımızı bir gayeye müteveccih olarak yapmalıyız. Gayesine hizmet etmeyen şeyler israf edilmiş oluyor. Mesela yiyip içmek hayatın devamına mütealliktir, başka gaye için yiyip içmek ise abes oluyor. Hem dünyada hem ahirette sıkıntıya sebep oluyor.

Madem ki fıtratta israf yok biz de kainattaki bu umumi kanuna muvafık hareket etmeye gayret etmeliyiz.  Bize verilen cihazları ve nimetleri gayelerine uygun, iktisatlı kullanmalıyız. Gayesine uygun kullanmadığımız her cihazımızı israf etmiş oluruz. Maddi ve manevi her cihazımızı Allah’ın o cihazı bize veriş gayesine uygun kullanmak ise şükr-ü örfî’yi ifa manasına gelir ve bizim, ruhumuzda numuneleri derç edilen alemlere açılmamıza vesile olabilir. Böylelikle küçük bir kainat hükmüne geçebiliriz. Elbette bunun diğer şartı olan şeriata imtisali de (Allah’ın emir ve yasaklarına uymak) yerine getirmek şartı ile.

İsm-i Hakem’in Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın ayinedarlığına bakan cihetini de bir başka seferde paylaşmak temennisi ile… 

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.