İhlasa dair

Afife ARTIK

İhlas Risalesi, ihlasın tanımını yapmıyor. İhlası kazandıracak hallerden ve ihlasa zarar veren hallerden bahsediyor. Peki ihlasın tanımı Risale-i Nur Külliyatında nerelerde var?

Esasen pek çok risaleyi doğrudan veya dolaylı olarak İhlas Risalesine bağlayan rabıtalar var. Külliyatın çekirdeği ve fatihası hükmünde olan Birinci Söz ise tüm risalelerin nehirlerini kendisinde toplayan bir umman gibi. Birinci Söz’e göre ihlas nedir dediğimizde kolayca Allah namına hareket etmektir diyebiliriz. Ama bunun ne demek olduğunu ve arkasındaki ontolojik temeli sorguladığımızda kendimizi Otuzuncu Söz ve Dördüncü Şua’nın kapısında buluruz. 

Allah namına olmanın ne demek olduğuna dair harika bir cümle vardır Dördüncü Şua’da: “benim mahiyetim bâki ve sermedi bir ismin gölgesi olur daha ölmez.”Evet Allah namına hareket etmem gerek ama neden? Sorusunun en güzel cevabı her halde şu olsa gerek: senin varlığının temelinde Allah’ın varlığı olduğu için. Daha açık bir ifade ile; Allah seni kendi isimlerinin ayinedarı olarak yarattı ve senin de bu ayinedarlığa şuurun olursa hakiki mahiyetini bilmiş olabilirsin. Kendi mahiyetin madem kendine bakmıyor, Allah’ın isimlerinin ayinesi olarak bir varlığın var öyle ise o isimlerin hükümlerine uygun hareket etmek ile varlığının hikmetine muvafakat etmiş olabilirsin. İsimlerin hükimlerini ve o hükümlere uygun hareketi de elbette Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın sünnetinden öğreniyoruz.

Mahiyetimizin manay-ı harfî ciheti ile Allah’a ayine olduğunun çok net anlatıldığı bir risalede şüphesiz Otuzuncu Söz’ün Birinci Maksadı olan Ene Risalesidir. Kendi içimde ‘ben’ diye hissettiğim enenin aslında Allah’ı tanımak için bana verilen bir ölçü aleti olduğu ve hakiki bir varlığı bulunmadığı ancak farazi ve vehmî bir vücudu olduğu açıkça ifade ediliyor. Hakiki vücudu olmayan ve sadece ölçü aleti, Allah’ın rububiyyet ve uluhiyetine ait vasıf ve şe’nleri ölçecek bir alet, olan eneyihakikî var zanneden insanın Firavun gibi “ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim” diyecek hale geleceği izah ediliyor.

Bu iki risale ihlasın anlaşılmasında büyük önem taşıyor zira kendi mahiyetini bu şekilde tanımlayan ve bilen ve iz’an eden insan ihlaslı olmak için ne yapsam acaba derdine düşmeyecektir. Kendisini Allah’tan ayrı, müstakil bir vücut olarak tarif etmediği için bir kendisi var bir de Allah var gibi bir ikilem içinde olmayacağından ne yapsam da Allah için olsam diye ayrıca düşünmeye ihtiyaç duymayacaktır. Elbette her zaman kötülüğü emreden nefsi emmare ve şeytanın teyakkuza sebep olan saldırılarına maruz kalacaktır. Ama kendisini îmanın intisabı içinde değerlendirecek ve Allah’ın mülkünden çıkamayacağının şuurunda olacaktır. Kimi zaman celalî isimlerin kimi zaman da cemalî isimlerin şefkatli ellerinde bir muameleye tabi tutulduğunu ve her ne halde bulunursa bulunsun Allah’ın hükmü ile o halin vuku bulduğunu ve şu an göremese de muhakkak faideli semereler vereceğinin şuuru ile tam tevekkül edebilir.

Tüm bunlardan hareketle diyebiliriz ki ihlasın sırrına ermek kendi varlığını tanımlamakla mümkün olabilir. Adı üstünde bir sırdır, herkes için ayrı ayrı ve özeldir. Doğrudan doğruya sırr-ı Ehadiyetin inkişafına bakmaktadır. Bu sebeple de ihlası birinden öğrenmemiz, yani naklî bir bilgi ile öğrenmemiz mümkün olamıyor. İhlasına çok güvendiğimiz birini taklit de edemiyoruz. Zira onu ihlaslı yapan aynı amel benim için tam bir riya anlamı taşıyabilir. Herkesin ihlası ayrı ayrı ve ihlaslı davranışları da ancak kendine has olabilir.

Mesela bazı kardeşlerimiz ders okumak istemiyorlar ve bu onların ihlasına hamlediliyor. Bu doğru olabilir ama ben desem ki “dersi ben okumayım da ihlaslı olayım” bu, benim için ihlaslı bir amel olamıyor çünkü ikinci niyet fıtrî hali bozuyor. Her ne ki ihlaslı olayım kastı ile yapıyorsam işte o benim için ihlassız amel oluyor çünkü fıtraten onu yapmıyorum, ihlaslı olmak kastı ile yapıyorum.

Fıtrî olmanın adıdır ihlas. Saf, katışıksız, arı, duru olmak. Nasıl yaratılmış isem öyle olmak. Nasıl yaratıldığım ve esas mahiyetimin ne olduğunu da ene bahsi, Dördüncü Şua, On Birinci Söz, Yirmi Üçüncü Söz gibi risalelerden öğreniyorum. İnsan-ı Kamil kimdir sorusunun cevabı ise Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamı anlatan risalelerde ve Yirmi Dördüncü Söz’de izah edilmiş.

İnsanın varlık temelini ve varlıkların kuvvet mertebelerini çok güzel izah eden bir ders de Hulusî Ağabey’in Dokuzuncu Lem’a’ya dair ders notlarında mevcut. Ne kadar yaygın okunduğunu bilmiyorum ama benim âlemimde vücut mertebelerini çok iyi yerleştiren bir ders olmuştur. Hulusî Ağabey’in de ilmî mertebesinin yüksekliğinin de hoş bir delili nazarıyla bakıyorum. Nasib olursa o dersten de paylaşımlarımız olur inşallah. (bununla, Hulusi Ağabey’in ihlasına gölge düşürmüş olur muyuz diye endişe etmekten de kendimi alamadım)

İhlas üzerine ne kadar konuşsak azdır ama hem de fazladır çünkü ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmeye muhtacız ve o da adı üstünde sır olduğundan bekli de bizim sırrımıza açılacak bir hakikattir, akılla fikirle ihata edebileceğimiz bir hakikat değildir. Ancak Risale-i Nur gibi vehbî ilmin eseri olan eserler ile çok iştigal etmekle ve paylaşmakla sirayet edebileceğini ya da in’ikas ve insibağ yolu ile verileceğini ümit ettiğimiz bir nurdur. Bu in’ikas ve insibağ nur derslerinde olduğu gibi yolumuzun evradı olan tesbihatta kendimizi ehl-i tevhid cemaati ile beraber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın muvacehesinde hayal ettiğimiz veya hissettiğimiz veya inşallah kalben ruhen o halde bulunduğumuz vakitlerde olacağından kuvvetle ümitvarım. Üstadımız pek çok hakikatlerin namaz tesbihatında kendisine açıldığının bir hikmeti zannederim o zamanlarda bizzat Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam’ın huzurunda bulunuşu ile olabilir.

Allah’ım İhlas Sure-i Celîlesinin hakkı için bizi ihlaslı kulların arasına kat. Tüm isimlerinden niyaz ediyoruz ki bizleri ihlas-ı tamma muvaffak eyle…amin

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.