İçselleşen bir heyecan

Hüseyin KARA

Kur’an’dan Risale-i Nur perspektifinde günümüze mesajlar (36)

İnsanın en zayıf noktası, etrafında gözüken sanat harikasını yaratan gücün o muhteşem büyüklüğü karşısında kendi zayıf yanını görememektir. Bir kendi yaptıklarıyla bir de o gücün yaptıkları arasında karşılaştırmaya bilinç düzeyinde gidemiyor. Bütün yaptırım gücü kendi penceresinden görüyor. Sonrasında hayatına karışan her şeyi bu kısır bakışla değerlendiriyor. Gömleğinin düğmelerini baştan yanlış düğmeliyor. Çıkan sonuç elbette aleyhinde çıkıyor.

Sanırım önce bakacağı yer kâinat sanatının muhteşemliğidir. Gökyüzü ve yeryüzü kendini aşan bir fenomendir. Bu ihtişamın karşısında kendisinin ne olduğu ve neler yapabilme becerisine sahip olduğuysa kendiliğinden ortaya çıkar. Olan bitene ve var olan gerçekliğe Yaratıcı açısından bakıldığında arayışların amacına çok yaklaşılmış oluyor. Aksine saman içinde iğne arar gibi işlerin son derece zora girdiğini görmemek mümkün değildir. Bazı filozofların ömürlerinin sonuna kadar bir arpa boyu alamamalarının sebebi budur. Bir bakış açısının tersliği!

İşin en garip ve yavan olanıysa bu gibi bir düşünce zahmetine katlanmamaktır. Dünya ve içindekilerinin meraka değen taraflarına şöyle lütfedip bakmak zor bir iştir sanki. Bize dam olan gökyüzü zaten kim bilir nice yıllardan beri devam edip geliyor. Sanki “bana da bak!” diyen bir çiçek bugün varsa yarın yoktur. Ne yazık ki çok insanlar iç zenginliklerinden olan hayal ve düşünce güçlerini başlarına muhtemel sıkıntılar çıkarır diye hiç çalıştırmıyorlar. Görünenlere çok daha fazla önem veriyorlar. Bedenlerinin görünen yanları görünmeyenlerine tamamen perde oluyor. Kendi iç dünyalarından korkuyorlar. Bir kısır döngü!

Yaratıcının gücünü bu dünyada hayat serüvenimizde fark edemedikten sonra, sonrasında olacak zoraki görmelerin hiçbir önemi yoktur. Allah bunu Kur’an’da bize ihtar etmektedir. “Aşkın gücü hayatınızda fark edin ve hayatınızı buna göre düzene koyun” diye bir ihtarı da başka açıdan vurgulamaktadır. Ve ayet bize sonradan görebileceğimiz gerçeği önceden fark etmemizin gereğini öngörüyor:           ومَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ        yani  “Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucundadır; gökler de sağ eliyle dürülüp bükülmüştür. O, onların şirk koşmakta olduklarından münezzeh ve yücedir.”[1]

Bu büyük gerçeği bu dünyada göremeyenler gelmesi kesin olan yarın kıyamet gününde bütün çıplaklığıyla göreceklerdir. İnsan bu bakış açısıyla sınavı kaybetmekte ve dönüşü olmayan ve derin pişmanlık duyacağı bir yola girmiş olacaktır. Fırsat her zaman doğmaz. En büyük sınav da fırsatları zamanında değerlendirmeyi başarmaktır. Bu fıtratın sınavıdır işte. İnsan kapasitesinin kullanımıdır. Kıyamet kopmadan önce gerçeklerin farkına varmak, bütün mesele budur!

Bizim bilgimizin dışında doğduk, büyüyüp sağı solu ayırt edecek bir konuma geldik. Çevremizi algılama gücüne sahip olduk. Ama bu ihtişamın karşısında sessiz ve duyarsız kalmak en büyük yıkım değil de nedir? Bu iç kapasitemizin yok oluşudur. Harikalardan hiç etkilenmemek, heyecanlanmamak, bize her an gelen gerçeklerden duygu seline kapılmamak gerçek anlamda bir ölümdür. Oysa her an Allah’ın güç ve kuvvetini içimizde hissedip sağlam bir duruş sergilemek insan olmanın gereğidir.

Hz. Abdullah İbni Ömer’den rivayet edilir. Bir gün Peygamberimiz minberde hutbe okuyordu. Yukarıdaki ayeti, yani “Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla tekdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucundadır; gökler de sağ eliyle dürülüp bükülmüştür. O, onların şirk koşmakta olduklarından münezzeh ve yücedir” diye okudu. İçinde duyduğu derin anlamı ve heyecanı, “Her şey kudretine boyun eğen, hiçbir şey kudretine karşı koyamayan sonsuz kudret ve büyüklük sahibi olan Allah, kendisini tazim ediyor ve buyuruyor” diye dile getirerek, “Cebbar Benim, Cebbar Benim; her şeyden büyük ve her şeyden yüce olan benim!” dediğinde öylesine sarsıldı ve öylesine minber sallandı ki, Peygamberimizin düşeceğinden korkuldu.[2] 

Elbette bu, peygamberi bir heyecan ve ürpertidir. Bizim gibi insanların bu anlamı işselleştirerek bir tepkide bulunması kolay değildir. Ama ne olursa olsun, varlık âleminin ihtişamını görmek ve onun karşısında düşüncelere dalmak bizim görevimizdir. İman da herkesin algı düzeyine göre duyduğu işte bu heyecandır.  

 

[1] Kur’an, Zümer: 67.

[2] Nursi, Bediüzzaman Said, Mektubat, 19. Mektup, 11. İşaret, 6. Misal, erisale.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.