İç düşmanla silahlı mücadeleye de girdik

Genelkurmay'ın 'Balyoz planı' açıklamasında kullandığı ifadeyle, 'gerginliğin giderek tırmandığı' günler.

Türkiye, tarihi Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) doğru yol alırken devletin zirvelerine, 2. Kolordu Komutanlığı emrinin iliştirildiği mektuplar ulaşır. Emirde, "İç düşmanlarla silahlı mücadeleye de girmiş bulunmaktayız..." denilmektedir. Mektup ise "PKK ile mücadele yıllar önce başladığına göre bu düşman kim?" benzeri sorulara dikkat çekiyordu. O dönemin siyasi atmosferi düşünüldüğünde, aslında 'darbe' uyarısıydı.

28 Şubat sürecine ait bu belgeler, askerin 'iç tehdit/iç düşman' algılamasını yeniden tartışmaya açan 'Balyoz planı' etrafında yaşananlara ışık tutuyor. 13 Ocak 1997 tarihli emir, 2. Kolordu Komutanlığı (Gelibolu) kaynaklı. Altında, dönemin Kolordu Komutanı emekli Korgeneral Hasan Muratlı'nın imzası bulunuyor. Konu başlığı ise 'Muharebeye Hazırlık Seviyesinin Yükseltilmesi'. Necmettin Erbakan başbakanlığındaki Refahyol hükümetinin 'irtica, laiklik ve rejim' tartışmalarıyla hedef yapıldığı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde post-modern darbe hazırlıklarının hız kazandığı süreçte çıkıyor. En vurucu bölüm, 'Genel' başlığı altında yer alıyor. "Milletimizin ve ülkemizin düşmanları son zamanlarda kötü niyetlerini açığa vuran davranışlar içerisine girmişlerdir. Düşmanların kötü niyetini ortadan kaldıracak tek vasıta, elimizdeki silahları etkili kullanmaktır." diye başlıyor.

Dış düşman, iç düşman

13 Ocak 1997'den 15 Nisan 1977'ye kadar 2. Kolordu'nun tüm gayretlerini, sefere dönük planların başarı ile uygulanması için hazırlık faaliyetlerini artırmaya hasretmesi talimatının devamında şu ifadeler yer alıyor: "Dış düşmanlarımızla açıktan silahlı mücadele mevcut değildir. Fakat onların uzantıları olan iç düşmanlarla silahlı mücadeleye de girmiş bulunmaktayız. Ne zaman başlayacağı belli olmayan silahlı mücadele için, içinde bulunduğumuz zaman dilimini bir ateşkes dönemi olarak değerlendirilip muharebeye dönük her türlü hazırlığımızı yukarıda belirtilen zaman dilimi içerisinde en yüksek duruma çıkararak ulaşmış olduğumuz seviyeyi muhafaza edeceğiz." Emrin devamında, alınması gereken askeri tedbirler sıralanıyor.

Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Başbakanlık başta olmak üzere değişik makamlara gönderilen mektupta ise emrin içeriğine yönelik kuşkular sıralanıyor. "Sayın Milli Savunma Komisyonu Üyeleri" hitabıyla başlayan mektupta, gönderen, kimliğini Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu olarak belirtiyor. Karşılaştığı konunun, kendisi ve mesai arkadaşlarını derinden sarstığını, "Acaba ne yapılmak isteniyor. Ordumuz yine bir oyuna mı alet edilmek isteniyor?" sorularını kafalarında çağrıştırdığını anlatıyor.

"İç düşmanlarla silahlı mücadele" ifadelerine dikkat çekilirken, sadece PKK ile silahlı mücadele yürütüldüğü, başlayalı da yıllar olduğu hatırlatılıyor. "O halde, kastedilen PKK olmadığına göre, acaba kimler, ne adına, kimlerle silahlı mücadeleye girmiştir? Neyin kastedildiğinin mutlaka aydınlığa kavuşması gerekir." ifadeleri kullanılıyor. Mektup, çağrıyla bitiyor: "Bu satırlar yeni bir askeri darbeyi çağrıştırmaktadır. Kendi çıkarlarını devletin ve milletin menfaatlerinden önde gören birtakım kişilerin komuta hiyerarşisi dışında planlar yaptıklarını, ordumuzu maceraya sürüklemek istediklerini akla getirmektedir. " Bu emrin, harp oyunu, plan semineri ve senaryo gibi bir etkinlik kapsamında gündeme gelip gelmediği bilinmiyor. Ancak tam örtüşmese de 'Balyoz planı'yla benzerliklerden bahsedilebilir. İkisinde de dış düşman-iç düşman belirsizliği ve konjonktür dikkat çekiyor. Emirdeki dört aylık süre Balyoz planında görülüyor. Emirden 1,5 ay sonra 28 Şubat MGK'sı tavsiye kararları çıkmış; hükümet daha fazla görevde kalamamıştı. Zaten emir de, "Önümüzdeki aylarda bütün memleketin gözü sizde olacaktır. Nasibiniz zafer olsun." temennisiyle bitiyordu.
Zaman

Güncel Haberleri