Hüznün rengi

Tülay KARATEKİN

Hayatımızda bazı sözcükler vardır ki, duyduğumuz zaman yüzümüzde bir tebessüm, bir sakinlik beliriverir. Kulağınızla buluştuğu andan itibaren, yüzünüzde beliren ağlamaklı tebessüm haline siz bile şaşarsınız. Kişi dış dünya ile haşır neşir iken aniden aynalarını iç dünyasına çevirir. Anlık dahi olsa ruh âlemine doğru yola koyulur. Dalar gider… Adı “hüzün”dür.  

Kelimenin, harflerine bir bakın, “ü” harfleri adeta ağlayan bir çift göz gibidir. Kederli, ağlamaklı genç bir kız görürüm hüzün kelimesine her baktığımda. Öyle üstünü başını yırtarcasına, velveleli bir gürültü ile değil; aksine sessiz sedasız, içten içe…

Esasında düşündüğünüzde, karanlık; anlam itibariyle de olumsuz bir kelimedir hüzün. Efkârlıdır, dağınıktır, dalıp gider, kederlidir… İçine bir daldınız mı garip bir şekilde, zevk de alırsınız. Her ne kadar acı verse de beraberinde hazzı da getirir ve yüreğinizin tam ortasına yerleştiriverir.

Aşk acısı çeken bir gencin defalarca aynı şarkıyı dinleyip dinleyip ağlamasını nasıl yorumlardık yoksa? Bize acı çektiren durumları uzatıp da uzatıp yataklara gömülmemizi hangi mantık çerçevesine sığdırabilirdik? Bunu herkes gayet iyi bilir; fakat devlet sırrı gibi de birbirinden saklar. “Arkadaşım, ben bu halden memnunum. Halimden hiçbir şikâyetim yok aksine üzülüyor görünsem de gayet huzurluyum” diyen kaç kişi var çevrenizde?
 
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip.”
Fuzuli ne de güzel bir cümleye sığdırmış, paragraf boyunca anlatmaya çalıştığım mevzuyu.
Yoksa insan canını yakan bir durumu, bir olguyu neden idâme ettirmek istesin ki?

Acaba gerçekte de zannettiğimiz kadar bedbaht bir kelime midir bu hüzün? Sahi, sizdeki hüznün rengi nedir?

Akşam olup da hüzünlenen şarkının mısralarındaki dünyevi gaflet yüklü kara mı; hüznü anlamayan neslini eleştiren şairin, arafta kalmışlığını yüklenen gri mi;  yoksa dünyaya atılmış, yana yakıla esas vatanı özleyen aşığın gözlerindeki umut kadar beyaz mı?

Böylece üçe böldük hüznü…
Birincisi, dünyada yaşadığımız üzüntüler, yalnızlıklar, yaşanmışlıklar, kederler karşısında taşıdığımız ve aslında gerçek hüzün hali sandığımız hüzündür ki tamamen dünyevidir. Kapkaradır. Yaşanma zamanı ne olursa olsun sonunda bitecektir. Kederli bir haldir. Hırpalar. Her ne kadar bazı insanlar bu halden ömr ü billâh kurtulamayacaklarını düşünseler de geçicidir. Biri biter, diğeri başlar. Biri, diğeri, öteki, beriki derken bir de bakarsınız ki hayat sona ermiş. Elde var boş hüzün…

İkincisi ise, insanda aslında uhrevi duygulara hizmet ettiği zannı uyandıran, etraftaki küçük insanların küçük telaşlarını küçümseyen ve esasında kendi hüznünü her şeyin üzerinde gören, sanatla meşgul olanlara has şairane bir hüzündür ki, o dahi beyhude bir böbürleniştir. Yaşadığımız dünyadan sıkılıp, kendi ruhlarında bir dünya yaratırlar ve orada yaşamaya başlarlar. Hatta o derece büyütürler ki bu dünyalarını, adlandıramadıkları karmakarışık duygularla, yaşanmakta olan âlemi küçümserler. Bu melankoli, her şeyden bunalmışlık hali afyon gibi yayılmıştır vücutlarına. Bu sarhoşluk, bu huzursuzluk hali sanatlarına yansıdığı sürece mutlu olurlar.
 
Duman grisidir. Ama birinci kademedeki hüzne göre asıl hüzne daha yakındır. Bir üst kademedir. Tek avantajı budur. Tabi bu hüznü taşıyan şahsın, yaşadığı hüznün fani olduğunun farkına vardığı oranda değer taşır. Yoksa aksi halde, gerçek sandığı bu hüzün haliyle dünya üzerinde Mecnun misali dolanır durur. İpe düzdüğü mısralarını mırıldanan bir divaneden farksız ölür… Elde var yarım hüzün…

Üçüncüsü ise, mutlak olanın her insanın kalbine yerleştirdiği bir tohumla var olan, kimilerinin gönlünde dallanıp budaklanan; kimilerinin gönlünde ise yeşeremeden çürüyüp giden bir hüzündür ki, işte bu esas olandır. Bembeyazdır. Kalbinizin kara kutusunda gizlenen bir elmastır. İstisnasız her insanda bulunur. Tüm bu meşgaleler içinde ara ara gösterir gibi olur kendini, hatırlatır; ama ısrar etmez. Araya araya sizin onu bulmanızı ister. Ömrünüz boyunca bekler, onu fark etmeniz için.

İşte, bu âlemde aslında gurbette olduğunuzun adıdır hüzün. Bir misafir, bir konargöçer, bir yel, bir nefes, bir ölümlü… Elde var esas hüzün.

Şimdilerde acı bir şerbet gibi duruyor ağzımızda hüzün… Bu âlemden göçecek olmanın acısı, Yaradana dâhil olmayla harmanlanınca gül kokulu lokum oluveriyor. Ruh sabırsızlanıyor bu sefer, bir an önce kanatlanmak için. Vuslat zamanını bekleyen bir yolcu gibi sabırsız ve huysuz.

Şimdi söyleyin bakalım, yüreğinizdeki hüzün tohumu ne durumda? Tomurcukların patlama mevsimine yetişmeniz dileğiyle… Tüm insanlığa esas hüzünlü günler diliyorum.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.