Namık Gedik, bir devrin kudretli İçişleri Bakanı. Devlet ve nizamının yılmaz havarisi, taabbüd edercesine bağlı nizama. Demokrat Parti devrinin sokak nümayişlerini şiddetle bastırmakta Şeflik devrini hatırlatır. Korkuları vardır, sokak hareketlerinin iktidarı zaafa uğratacağı inancına sahiptir. Bir İçişleri Bakanı olarak vazifesi, kanunlara baş eğdirmektir. Devletin güç kullanması istibdad değil, meşru haktır. Muradı, kanun hâkimiyetini tesis etmek.
Gedik, hekimdir. Hukuktan, kanundan ne anlıyordu? Bilmiyoruz... Anatomideki kusursuz nizâm ve işleyişi cemiyete tatbik etmek istemiş olabileceği, yabana atılacak bir ihtimal değil.
Büsbütün haksız da değildi. Zirâ İktidarı kaybeden CHP ve müstebid Şefi İnönü, yeniden iktidara gelmek için memleketi ateşe atmakta beis görmemektedir. Ordu, bürokrasi, basın ve üniversite ondan gelen işaretlerle yatıp kalmaktadır. Namık Gedik, bu şartlarda devlet nizamını devam ettirmek için, ister istemez kuvvete sığınıyordu.
Emrindeki devlet gücünü herkese karşı kullanıyordu. Cumhuriyet Ankara'sı ve Kamalizmin en büyük hasmı Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de ilerlemiş yaşına rağmen Gedik'in kaskatı tavrının hedefi olmaktan kurtulamıyordu. Onun devrindeki tarassud ve takibler de illallah ettiriyordu. Üstad'ın bir yerden başka bir yere seyahati büyük problem oluyor, bir an önce geri dönmesi veya murad şehre girmemesi için ne gerekiyorsa yapılıyordu. Gedik'in emrindeki devlet güçleri, çoğu zaman düşman bir gölge gibi insanlık tarihinin bu en mümtaz isimlerinden birini takib ediyor, olduğu yerde bir ağaç gibi kalması için uğraşıp duruyorlardı. Konya ve Ankara seyahatlerinde Bediüzzaman'a soluk aldırmayan jandarma ve polis, vefat yolculuğunda boş bulunup izini kaybeder Üstad'ın.
Urfa'nın İpek Palas Otelinde 27 numaralı odaya yerleştiği, Urfalıların akın akın ziyaretine gittiği bilgisi Gedik'e ulaştığında sinir krizleri geçirir hekim. Korku ve telaşa kapılır, Bediüzzaman'ın Isparta veya Emirdağ'a dönmesi için sert emirler verir. Bakanın derdi Bediüzzaman değil, Urfa'ya gelişinin sebebiyet vereceği hareketlenmenin CHP tarafından en kötü şekilde kullanılacağından emin olmasıdır.
Zavallı Gedik, korku ve endişelerinin hiçbir işe yaramadığını 27 Mayıs sabahında İnönü, Türkeş gibi zatların başını çektiği meş'um ve mel'un darbe ile öğrendi. Aynı gün darbeci haydutlar tarafından tutuklanıp Ankara Harb Okulu'na hapsedildi. İşkencelerin en ağırına maruz kaldı. Yıllar sonra konuşabilen görgü şahidlerine göre, son nefesini işkence altında verdi. Katledildiği anlaşılmasın diye 30 Mayıs Gecesi Harbiye Mektebinin üçüncü kat pencerelerinin birinden aşağı atıldı. Darbeciler intihar ettiğini söyledi. İlk yalanları değildi, son da olmayacaktı.
Naaşı âilesine verilmedi. Cenaze namazı kılınmadı. Darbeciler tarafından Karşıyaka Mezarlığında, bilinmeyen bir yere usulsüzce defnedildi. Ailesinin büyük mücadelesiyle yıllar sonra yeri tesbit edilen mezar açılıp Cebeci Asrî Mezarlığına nakledildi.
Üstad'ın, Gedik hakkındaki düşünce ve tavrını en sarih şekilde aksettiren aşağıdaki satırların kaleme alındığı tarih: Aralık 1959 veya Ocak 1960.
"Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyete ciddi taraftar Dâhiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyetin kahramanı olan Adnan Bey’e ve Tevfik İleri gibi mühim zâtlara bir hakikati söylemektir ki:
"Hem Demokrata Ezân‑ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale‑i Nurun neşrine müsâadesi gibi çok taraftar olmak ve Âlem‑i İslâmı, hattâ bir kısım Hıristiyan Devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı müzahrefâttan temizleyip ibâdet mahalli yapmaktır. Bu ise; bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim hâlde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zâtların hatırı için başka yere gitmedim."
Bu ifadeler, muamelelerindeki huşunet ve hoyratlığa rağmen Üstad'ın, Gedik'e kırgın olmadığını gösterir. Onu, "İslâmiyet'e ciddî taraftar" diye vasıflandırması da ehemmiyetli bir hüsn-ü şahadettir.
Bütün bunları hatırlamamın sebebi, Akparti İktidarının, Namık Gedik'i "şehid" ilan edip mezarını Menderes Şehidliğine nakletme kararı alması oldu. Nur Talebelerinin zihin dünyasında Üstad'ı hasta haliyle Urfa'dan çıkarmak için gösterdiği sert, yersiz ve haksız tavrıyla menfî olarak yer alır Gedik. O tavrın Gedik'in inançlarından değil, korku, telaş ve endişelerinden kaynaklandığı açıktır. Cenab-ı Hak, rahmet ve mağfiret eylesin.