Savaş müddetince tereddüdsüz, amasız, fakatsız İran'ın yanında durmakla kalmadım, imkân bulabilsem gidip saflarında savaşa katılabileceğimi de beyan ettim. Benzer şartlarda hep de aynı tavrın sahibi olurum.
Fakat savaş bitti, şartlar değişti; ama, fakat demenin vakti geldi. Hükmü başa alayım: Fethedildiği günden beri İran, İslâm dünyasının büyük ve emsalsiz dahilî problemidir. Ümmetin ekseriyetini düşman bilmekte ve düşmanca davranmakta hiçbir zaman tereddüd etmedi.
Arkasına sığındığı Ehl-i Beyt muhabbeti Şia-yi Velayet için kabul edilebilir olsa da Şia-yi Hilâfet için yalandan ibarettir; mızraklarının ucuna geçirdikleri mukaddes suhuf gibidir. Ümmetin kahir ekseriyetini düşmanlaştırmak için kullandıkları bu yalanın arkasında işlemediği cinayet ve zulüm kalmadı İran'ın. Yakın zamanda Suriye ve Irak'ta yaptıkları, Amerika ve İsrail'in yaptıklarından geri değildir.
Müslümanları zillet ve zulümden kurtarabilecek tek necat kapısı olan İtttihad-ı İslâm'ın önündeki en büyük mâni olmakta hiç beis görmedi, hiç tereddüd etmedi. Bundan sonra eder mi? Temenni ederim, fakat emin değilim.
Oysa Türkiye, Pakistan, Suud ve Mısır'la samimî olarak omuz omuza verse, ittihad etse bir ânda dünyanın süper gücü olmaya namzet İttihad-ı İslâm'ın büyük çekirdeği teşekkül eder. Etmez ve şifa bulmaz Ehl-i Sünnet adavetine kaldığı yerden devam ederse kendisine de, ümmete de bir daha yazık etmiş olur.
Son savaşla kazandığı büyük prestiji İslâm ülkeleri ile ittihad ederek sonsuza kadar koruyabilir. Amerika'nın süngüsünü kırdığını, İsrail'in boş hülyalarını yıktığını niçin saklayalım? Destansı bir direniş gösterdi, göz kamaştırıcı bir mücadele verdi. Ümmetin geçmiş günahlarını unutması için kaderin önüne getirdiği bu büyük fırsatı tepmemeli İran.
Şia, itikaden makul ölçülere dönse, makul bir mezheb olarak yaşar ve kabul görür. Velev ki, mezheben geldiği yerde kalmak istesin. Bu vaziyette bile ümmet ekseriyetine düşmanlık edip küfrün yanında yer alması gerekmez. Bunu, kırk gün yaşadığı savaş cehenneminde anlamadıysa ne zaman anlayacak?
Sarsılmaz kanaatim o ki: Üstad Bediüzzaman'ın Şia ve Ehl-i Sünnet'in sulhu için kaleme aldığı Dördüncü Lem'a bu derdin devâsı olabilecek kuvvetli bir hareket noktasıdır. Bahsin linkini aşağıya bırakıyorum, okuyunuz lütfen.
Üstadın sözleri ile bağlayayım:
"Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz'î meseleleri bırakmak elzemdir."
Dördüncü Lem'a:
https://www.erisale.com/#content.tr.3.47