Geçtiğimiz günlerde Hüdayi Vakfı, amme efkârına, "TOPLUMSAL ÇÜRÜMEYİ KABULLENMİYORUZ!" serlevhalı bir beyanname neşretti. Yoğunluğum sebebiyle meseleye erken eğilme fırsatı bulamadığımdan dolayı mahcub ve üzgünüm. Vicdanımın beni tazib ettiğini bilmenizi isterim. Oysa bu muhteşem beyannameyi bayraklaştıranların başında gelenlerden olabilirim. Kimse bayraklaştırdı mı? Onu da farketmedim.
Osman Nuri Topbaş Hoca başta olmak üzere vakfın bütün mensublarını ayakta alkışlıyor, selâm ve muhabbetlerimi arzediyorum. Gönül ve ruh dünyamda hep olacak, hep yaşayacaklar. Tırnaklarına taş değmesin.
Fakiri bu kadar heyecanlandıran ne mi? Anlatayım... Beyanname, sözü eğip bükmeden, korku ve endişelerden uzak, Türkiye'deki dehşetli çürümüşlüğü tahlil ve tenkid ediyor. Nehy-i münker vazifesini en üst seviyede deruhte eden bir metin.
Beyanname, dehrin suratında şaklayan şu tokatla başlıyor:
"Bize emanet edilen dil, din, mahremiyet, aile ve istikbal göz göre göre eriyor. Susanlar bu vebalin ortağıdır. Bu metin bir rica değil, bir ikazdır."
Metnin tamamı bu minval üzere devam eden bir feryad, bir imdad çağrısı. Yangın kulesinde büyük yangını gören nöbetdarın telaş, korku ve üzüntü ile yükselen sesi. Muhatab: Feryadı duyan herkes! Ama daha çok devlet ricali, muktedirler ve bütün şuur sahibleri.
Çöken âileden, dehşetli ahlâkî tefessühe; eğitimden siyasî çürümüşlüğe bütün hayatî meselelere uzanan metin, satırlar boyunca devam eden aynı ten tavır, aynı kararlı itiraz, aynı aynı feryadla bitiyor:
"Tarih, çürümeyi görüp susanları da çürüyenlerle aynı sayfaya yazar. Çocuklarımızın neye alıştığı, yarın kim olacağımızı belirler. Haysiyetin incindiği, mahremiyetin satıldığı, şiddetin alkışlandığı yerde susmayacağız. Bu ihtarı duymayanlar, yarın çocuklarımızın sorusuna cevap veremeyecek.
İyiliği öğreteceğiz, yaşayacağız, yayacağız ve koruyacağız. Geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağız."
Vakfın açtığı çığırdan yürüyeceksek, beyannamenin birinci muhatabı Erdoğan ve iktidarı. Çünkü metnin yakındığı bu korkunç çürümüşlüğün hız kazandığı son çeyrek asırlık dilimde iktidar olanlar onlar. Türkiye'de yüz yıldır cemiyeti en hâkim seviyede şekillendiren birinci varlık: Devlet. Devletin karışmadığı, müdahil olmadığı, kanun veya cebirle sevkine çalışmadığı hiçbir mesele yok. On iki yıllık mecburî eğitim zaten istisnasız milletin bütün fertlerini aynı cendereden geçiriyor, gerisi de aynı vazife ile muvazzaf; saymama gerek yok.
İkinci sıra muhatablar dinî cemaatler, tarikatlar, vakıf ve dernekler. Üstlerine alınırlar mı? Görünüşe göre hayır. Hayır çünkü aradan geçen günler sessiz kalmayı tercih edeceklerinin işaretini veriyor. Ben düşüncemi bu satırlarla net bir şekilde ifade ettim: Hüdayi Vakfının yanındayım!
Hüdayi Vakfı ve müntesiblerinin AK Partiye ne kadar yakın olduklarını izah abes kaçar, ciddi bir yakınlıkları var. Buna rağmen bu şaheser beyannameyi neşretmiş olmaları, mü'min bir ruhun tezahürüdür. Benzer tavır ve itirazlar bütün STK ve dinî çevrelerden çoktan gelmiş olmalıydı. AK Partiye düşmanlık değil, dostluk bunu iktiza eder. Umar ve temenni ederim ki, Hüdayi Vakfı parlak bir çığır açmış olsun.
Cemiyet kendi hukukuna sahib çıkmazsa, yok olmaya mahkûmdur ve yok olacaktır. Türkiye Müslümanlarının bu kadar kirlendiğini, bu kadar çürüdüğünü tarih kaydetmiyor. Bu çürümüşlüğün tarihimizde bir örneği yoktur.
Hüdayi Vakfının muhteşem beyannamesine linkte ulaşabilirsiniz:
https://www.hudayivakfi.org/toplumsal-curumeyi-kabullenmiyoruz