Hangi Müslüman?

Hüseyin YILMAZ

Devrin Müslümanları samimiyetsiz! Yalan söylüyorlar; çok azı Allah'tan razı. Kahir ekseriyet Allah'tan da hükümlerinden de memnun değil! Birçok hükmü karşısında çamura yatmaktan beis görmüyorlar. İşlerine geldiği kadar Müslümanlar, daha doğrusu menfaatlerinin iktiza ettiği kadar.

Belki yadırganacak bir vaziyet bu, ama anlaşılabilir. Anlaşılabilir, zîra kaç asırdır İslâm hâkim değil; bilinmiyor! Bilinmiyor ve yaşanmıyor. Müslümanlık, isimden ibaret bir intikal sadece, her rüzgârın savurduğu eski bir esvab; içi boş.

Kâmil iman sahibini mumla arasan bulamazsın. Belki mecburiyet ateşinde pişen Filistinlileri ayırmak lâzım ama ondan da emin değilim.

Bediüzzaman Müslümandı; Müslümanca yaşadı, Müslümanca öldü. Sonrasında başka Bediüzzaman yetişmedi. Allah var, şâkirdleri uzun zaman dehre teslim olmamak için direndiler ama kaçınılmaz âkıbet bir gölge gibi onları da tâkib ediyor: Kaynağından uzaklaşan su saflığını kaybeder, kirlenir, bulanıklaşır, içilmez olur...

Ferdin zayıf düştüğü yerde millet çözülür, devlet müstebidleşir. Hukuk, yerini üst sınıfın menfaat bekçiliğine bırakır. Ahlâksızlık, umumî bir beliyye olur. Ümidsizlik, emel ve arzuları tahtından düşürür. Meşruiyet, barınacak dağarcık bulamaz; yaşamak için her şey mübahtır.

Kitle, ferdden daha hızlı bozulur, daha hızlı çürür. Ferdin çürüdüğü yerde kitle sağlam kalamaz. Ferdi çürütmeyecek zemin ve iklim kaybolduğunda her şey bitmiş demektir.

Türk maarifi, bir asırdır, İslâmiyet'i imha etmek için ihdas edilen Kamalizme taabbüd ediyor. Mektebler, yüz yıldır Kamalist nesiller yetiştiriyor. Kamalist, yani İslamiyet'e düşman "Müslüman" nesiller. Anadolu'da yaşayan herkes şu veya bu ölçüde Kamalisttir. İsterseniz bu satırların sahibini de hükme dahil ediniz. Zayıf ihtimal değildir. Şuura zerk edilen zehir, size rağmen hükmünü icra eder. Kamalizm de öyle.

Cemaatler, tarikatlar da hükmün istisnası değildir. Hep birlikte şaşı bakıyoruz. Ne baktığımız istikamet belli ne gördüklerimiz gerçeğin kendisi.

Bir inkılâb lâzım, daha doğrusu bir intibah. Zîra, inkılâbı Bediüzzaman yaptı. Yapmamız gereken, yaşatmak. Devlet gücüyle, kan dökerek, hayatları söndürerek yapılan Ankara inkılâbına karşı durmak için onun yaptığı inkılâb: Tek tek ferdleri yetiştirmek. Yangına bir avuç su dökmek, dökecek avuçları çoğaltmak.

Ne zamandır yangın söndürücüsü olmaktan çıktık. Hem yorulduk hem yangına ülfet peyda ettik; eskisi kadar yakmıyor artık. Tam da bu noktadan yeni bir gayret, yeni bir intibah lâzım. Çünkü yeni bir inkılâb yapacak kadar büyük değiliz, bu topraklar yeni Bediüzzamanlar yetiştirmiyor artık.

Dehrin büyük hastalığı, siyasî düşkünlük. Her değeri öğüten bu büyük değirmen, cemiyeti toz yığınına çeviriyor, yahut balçığa; cıvık ve mide bulandıran bir balçığa. Her kimliğin içinde eriyip kaybolduğu bir kazan, siyaset arenası. Bu sahneye evliya urbasıyla çıkanlar, sırtlarında Şeytan kostümüyle iniyorlar. Büyük bir istihale makinesi siyaset, daha yerinde tabiriyle boya küpü. İçine düşenin bütün renklerin kaybettiği bir küp. Ahirete müflis gitmek istemeyenlerin yapacağı ilk iş, bu imtihana hiç girmemek. Zîra, kazananı olmayan bir imtihan bu.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.