15 Temmuz şenaati herkesten çok, büyük zararı Nur Talebeleri ve hizmetlerine verdi. Gülen'in kırk yıla yakın bir zaman zarfında Risâle-i Nurların tesiri ile Nur Talebelerinin nüfuzundan istifade edip serpilmesi, bu büyük hareketin içinden çıkmış görüntüsüne oynaması, 15 Temmuz sonrasında Nurcuların önüne kendi cürümleri gibi kondu.
Darbe teşebbüsünün hedefindeki iktidar, bütünüyle bu kanaatte olmasa da Kamalist cenah başta olmak üzere, İslamiyet'e düşman bütün güruhlar, aynı merkezden işaret almış gibi, Gülen ve ekibini Nurcuları temsil makamında ve büyük gücü olarak iktidar ile amme efkârına telkin yarışına girdiler; aradan geçen on yıla rağmen de hız kesmediler, kesmiyorlar.
Güleni Nurcu veya Nurcuları Günelci gösterme gayretinin bedeli, imanları tehlikede olan milyonlarca genç insanımıza Kur'an ve iman hakikatlerinin kapısını kapatmak oldu. Cemiyetin havas kısmı iktidara hoş görünmek ve menfaat kaybı yaşamamak için Nur Talebelerine sırtını döndü. Telkinlere kapılan avam kısmı ise korku ve şübhe ile uzaklaştı Nur Talebelerinden. Çocuklarının elinden tutarak dershanelere götüren ebeveynler, dedeler bir kavz-i kuzeh kemerinin altından geçmiş gibi, Nurcular başta olmak üzere cemaatlerden yaka silkmeye başladılar.
FETÖ'nün varlığının harici ve habis bir tezgâhın eseri olduğunu gözden kaçırıp onun ile Nur Telebeleri ile diğer cemaat ve tarikatların hizmetlerinin önünü kesmek bu devrin mahsulü olmamalıydı. İktidar, Kamalist ve Ulusalcıların tezgâhına bu kadar kolay gelmemeli, tuzağına düşmemeliydi. Çünkü FETÖ'nün başından beri habis bir el tarafından meş'um bir maksadla kurulup büyütüldüğünü, korunduğunu ve vakti geldiğinde harekete geçirildiğini biliyordu, en azından artık biliyor.
Yüz yıldır devletin —ihmal ettiği deyip yumuşatmayacağım— düşmanlık ettiği din eğitimini gönüllü olarak deruhte eden, zaman zaman da ağır bedeller ödeyen cemaatler, büyük çapta zemin kaybı yaşadı. Bir zamanların cıvıl cıvıl dershane, kurs ve medreseleri boşalırken sokaklar ve eğlence mekânları doldu.
Her türden dinsizlik cereyanına açık hale gelen genç nesiller, küfrün envaı ile kendilerini ifade edip kendilerine bir kimlik inşa ederken, ahlâksızlık her türlü günahın yaşandığı bir hadde ulaştı. Ateist, deist, agnostiklikle kendilerini ifade eden gençlerin değer tanımayan dünyası, dehşetli bir Lutîliğe kadar sürüklendi.
İmamhatibler bile maksadlarının dışına savruldu. Oralarda suhre kabilinden de olsa namaz kılanların nisbeti büyük çapta düşerken, baş örtüsü takmayanların sayısı hızla arttı. Örtü başı örtse de genç bedenleri örtmez oldu. Bir zamanların mücahid yetiştiren mektebleri, geçmişinin inkârı ile iftihar eden nesillere yerini bırakmaya başladı. Buralarda yapılacak samimi tahkikatlar vaziyetin vahametini ortaya koyacaktır.
Türkiye, geleceğini kaybetmekte olduğunun farkında değil. Ten hazları peşinde her ahlâksızlığı yapmaya hazır genç kitlelerin çokluğu, büyümekte olan bir tehdid olarak kapımıza dayandığında, yapabileceğimiz bir şey de kalmamış olacak. Namus mefhumu sizlere rahmet, hak ve hukuk köhnemiş değerler, merhamet ve şefkat budalalık, yapılması gereken tek şey sadece nefsine hizmet etmek; başkasının canı cehenneme. Başkasının tek değeri, sana hizmet ettiği kadar.
İktidar, maddî sahada gösterdiği muvaffakıyetin onda birisini manevî sahada gösteremedi. Milyonları mahveden eğitim müfredat ve sistemine dokunmadı veya dokunamadı. "Avrupa Birliğiyle uyum" adı altında bütün günahlara kanun meşruiyeti kazandırıldı. Kumar, bahis, alkol gibi içtimai mazarratlar kanun şemsiyesi altına girmek kaydı ile korunmaya devam ediyor. Kumarın kötü olanı, devletin bilgisi haricinde oynananı; fuhuş, genelevde meşru ve iyi ama vergisinin alınmadığı yerlerde tezgâhlanınca kötü. Aklı çatlatan bu tezadlar devleti hürmet makamından bekçilik makamına indirse de kimsenin umurunda olmadı.
Cemaatlerin dostlar alışverişte görsün derekesine inen hizmetleri ile devletin vaziyeti kuvvet kuvvete verince tefessüh kaçınılmaz oldu.
Cemiyet tefessüh ediyor, millet sekâratta.
Savunma sanayii mi? Haklısınız, cidden çok büyük işler yapıldı, yapılıyor. Bütün gönlümle tebrik ediyorum. Lâkin aynı samimiyetle manevi sahada yapılabilecekken yapılmayanlar için de bütün ruhumla veyl diyorum. Yirmi beş yılda çok şey yapılabilirdi. Bir yirmi beş yılın daha garantisi ise yok...