Said Nursi'nin çok katlı ve 6 boyutlu siyasi görüşü

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Siyasetin Kur'ani Temel Zemini

- Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâ­miyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şer’iyedir. “Onların aralarındaki işleri istişare iledir.” [Şûrâ Suresi: 38] ayet-i kerîmesi, şûrâyı esas olarak emrediyor.

Evet, nasıl ki nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr ünvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi; en büyük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi o şûrâ-i hakikiyeyi yapmamasıdır.

Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûrâdır.

Yani nasıl fertler birbiriyle meşveret eder;

taifeler, kıt’alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki üç yüz, belki dört yüz milyon İslâm’ın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak,

meşveret-i şer’iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer’iyedir ki o hürriyet-i şer’iye, âdab-ı şer’iye ile süslenip Garb medeniyet-i sefihânesindeki seyyiatı atmaktır.

İmani Özgürlüğün İki Esası

"İmandan gelen hürriyet-i şer’iye iki esası emreder:

Yani, iman bunu iktiza ediyor ki:

Tahakküm ve istibdat ile başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek... Ve zalimlere tezellül etmemek.

Allah’a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz.

Birbirinizi, Allah’tan başka kendinize rab yapmayınız.

Yani, Allah’ı tanımayan, her şeye, herkese, nisbetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına musallat eder.

Evet, hürriyet-i şer’iye Cenab-ı Hakkın Rahman, Rahîm tecellisiyle bir ihsanıdır ve imanın bir hassasıdır.

Yaşasın sıdk!

Ölsün yeis!

Muhabbet devam etsin!

Şûrâ kuvvet bulsun!

Bütün levm ve itap ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun.

Selâm ve selâmet, hüdaya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmin..."

(Hutbe-i Şamiye)

Hürriyetin 2 Kırmızı Çizgisi

- Suâl: “Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler.

- Hatta âdeta ‘Hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlese, başkasına zarar vermemek şartıyla bir şey denilmez’ diye bize anlatmışlar.

Acaba böyle midir?”

Cevap:

Öyleleri hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar.

Zira nazenin hürriyet, âdâb-ı Şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır.
Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir;

belki hayvanlıktır,

şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.

Hürriyet-i umûmî, efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır:
[genel özgürlük; tüm vatandaşların hürriyet unsurlarının bir özetidir]

- Hürriyetin şe’ni odur ki ne nefsine,

ne gayrıya zararı dokunmasın.

(Münazarat)

***

Siyaset Doğruluk Zemininde Yükselmeli

- "İşte Asr-ı Saadetteki inkılâb-ı azîm...

Sıdk ile kizb, iman ile küfür kadar birbirinden uzak iken, zaman geçtikçe gele gele birbirine yakınlaştı.

Ve siyaset propagandası bazen yalana ziyade revaç verdi.

Fenalık ve yalancılık bir derece meydan aldı. İşte bu hakikat içindir ki, Sahabelere kimse yetişemez.
Yirmi Yedinci Sözün Zeyli olan Sahabeler hakkındaki risaleye havale edip kısa kesiyoruz.

(Eski Said Dönemi Eserleri, s. 250-51)

***

[Bugün ise]:

"Sıdk ve kizb ortasındaki mesafe azala azala, omuz omuza geldi;
bir dükkânda ikisi beraber satılmaya başladığı gibi,
ahlâk-ı içtimaiye bozuldu. Propaganda-i siyaset, yalana fazla revaç verdi.

(Sözler, s. 554)

***

"Kurtuluş Doğruluktadır."

(Hz. Muhammed Mustafa asv)

-SUAL:
Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?

CEVAP:
Doğruluk

SUAL:
Daha?

CEVAP:
Yalan söylememek

SUAL:
Sonra?

CEVAP:
Sıdk, ihlâs, sadâkat, sebat, tesanüd.

SUAL:
Yalnız...

CEVAP:
Evet...

SUAL:
Neden?

CEVAP:
- Küfrün mahiyeti yalandır.
İmanın mahiyeti sıdktır.

Şu bürhan kâfi değil midir ki,;
hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.

(Münazarat)

***

Dini Siyaset Mi Dinsizlik Siyaseti Mi?

- Dünya için din feda olunmaz.

Gebermiş istibdadı muhafaza için, vaktiyle mesâil-i Şeriat rüşvet verilirdi.

Dinin meseleleri terk ve feda edilmesinden, zarardan başka ne faydası görüldü?

Milletin kalp hastalığı, zaaf-ı diyanettir.

Bunu takviye ile sıhhat bulabilir.

(Tarihçe-i Hayat)

***

- Haşa!

Hakikat-i İslâmiye bütün siyâsâtın [siyasetlerin] fevkindedir.

Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir.

Hiçbir siyasetin haddi değil ki İslâmiyeti kendine alet etsin...

...O gizli münafık zındıkların, Garblılaşmak bahanesiyle siyaseti dinsizliğe alet yapmalarına mukabil,

bir kısım dindar ehl-i siyaset, dini siyaset-i İslâmiyeye alet etmeye çalışmışlardı.

- İslâmiyet güneşi yerdeki ışıklara alet ve tâbi olamaz.

Ve alet yapmak, İslâmiyetin kıymetini tenzil etmektir, büyük bir cinayettir.

(Hutbe-i Şamiye)

***

Siyasi İnkılaplar İslam'ı Tehlikeye Atar Mı?

- Elhâsıl: İnkılâb-ı siyasî cihetiyle dininden havf eden adamın dinde hissesi, beytü’l-ankebut gibi zayıf düşmüş; cehalettir,
onu korkutur;
taklittir,
onu telâşa düşürttürür.

Zira itimad-ı nefsin fıkdanı; [ özgüveni gelişmediğinden] ve aczin vücudu cihetiyle,
saadetini yalnız hükûmetin cebinden zannettiğinden,
kalbini aklını da hükûmetin kesesinden tahayyül eder, korkar.

(Münazarat)

***

Risale- i Nur Siyasi Karakterli Bir Eser Midir?

- Hey bedbahtlar!

- Risale-i Nur’un gerçi siyasetle alâkası yoktur;
fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği
ve üstü olan istibdad-ı mutlakı
esasıyla bozar, reddeder.

Emniyeti, asayişi, hürriyeti, adaleti temin ettiğine yüzer hüccetlerden biri,
bu müdafaanâmesi hükmündeki Meyve Risalesi’dir.

(Tarihçe-i Hayat)

***

Meşrutiyet/ Cumhuriyet/ Demokrasi Nedir?

- Meşrutiyetin sırrı; kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir.

- İstibdadın esası; kuvvet şahısta olur. Kanunu kendi keyfine tâbi edebilir,
hak kuvvetin mağlûbu [olur.]

-Fakat, bu iki ruh; [meşrutiyet ve istibdat] her zamanda birer şekle girer, birer libas giyer.

- Bu zamanın modası böyle [demokrat] giydiriyor.

- Zannolunmasın, istibdat galebe ettiği zaman; tamamen hükmünü icra etmiş,

meşrutiyet mağlup olduğu vakit mahvolmuş.

- Kellâ!

Kâinatta galib-i mutlak hayır olduğundan;
pek çok envâ ve şuubat-ı heyet-i içtimaiyede meşrutiyet hükümferma olmuştur.

[Sosyal hayatın pekçok saha ve alanında zaten meşrutiyet hakimdir.]

Cidal berdevam, harp ise sicaldir.

[Meşrutiyet ve istibdat mücadelesi sürekli; ikisinin savaşı ise ara aradır.]

(Münazarat)

***

Nurcuların Temel Siyasi Görevi Nedir?

- Beş on günde iki üç defa siyaset dünyasına baktım,
acib bir hal gördüm.

Müdafaatımda dediğim gibi istibdad-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile hareket eden bir cereyan-ı zındıka;
masonluk komünistlik hesabına bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış.

Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyan bu vatanda tezahüre başladığını gördüm.

[Demokrat Parti 1948]

(Tarihçe-i Hayat)

***

- Evet, biz dini siyasete alet değil,
belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti;
mutaassıbâne dinsizliğe alet edenlere karşı;
bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat’iye olduğu zaman vazifemiz;

siyaseti dine alet ve dost yapmaktır ki;

üç yüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaya sebep olsun.

Elhasıl:

Bize işkence edenlere; siyaseti asabiyetle [ırkçılıkla] dinsizliğe alet etmelerine mukabil;

biz de siyaseti dine alet ve dost yapmakla,

bu vatan ve milletin saadetine çalışmışız.

(Beyanat ve Tenvirler, s. 214)

***

Devlet ve Demokrasinin Temel Sorun ve Görevleri:

"Sanatta maharet; müreccahtır.

Fasık adam güzel çobanlık edebilir!

Suâl:
“Bazı nâs, senin gibi mana vermiyorlar.

Hem de bazı Jön Türklerin; [İTP yönetici ve taraftarları] a’mâl ve etvarı pis tefsir ediliyor.

Zira bazısı ramazanı yer, rakı içer, namazı terk eder.

Böyle, Allah’ın emrinde hıyanet eden, nasıl millete sadâkat edecektir?”

- Cevap:
Evet, neam, hakkınız var.

Fakat hamiyet; [vatan millet gayreti] ayrı, iş ayrıdır.

Bence bir kalp ve vicdan fezâil-i İslâmiye ile mütezeyyin olmazsa, ondan hakikî hamiyet ve sadâkat ve adalet beklenilmez.

[Bence; kalp ve vicdanı; İslam' ın fazilet- erdemleriyle bezenmeyen insandan; gerçek milliyetçilik; vatana sadakat ve adil olması beklenmez!]

- Fakat iş ve sanat başka olduğu için;
fâsık bir adam güzel çobanlık edebilir; ayyaş bir adam,
ayyaş olmadığı vakitte iyi saat yapabilir.

İşte şimdi salâhat ve mahareti, tabir-i âharla fazilet ve hamiyeti; (nur-u kalp ve nur-u fikri cem edenler), vezaife kifayet etmezler. [Yeterli sayıda bulunmazlar.]

Öyle ise; [görevlendirmede] ya maharettir veya salâhattir.

Sanatta işyapma ve icraatta] maharet ise müreccahtır.

(Münazarat)

***

Müslüman Türkiye' de Gayrımüslim Yönetici Olur Mu?

-Suâl:
“Meclis-i Mebusan'da Hristiyanlar, Yahudîler vardır.
Onların reylerinin Şeriatta ne kıymeti vardır?”

- Cevap:
Evvelâ, meşverette hüküm ekserindir.

Ekser ise Müslümandır, altmıştan fazla(sı) ulemadır.
Mebus hürdür, hiçbir tesir altında olmamak gerektir.
Demek hâkim İslâm’dır.

Sâniyen:
Saati yapmakta veyahut makineyi işletmekte,
sanatkâr bir Haço ve Berham’ın reyi muteberdir.

Şeriat reddetmediği gibi Meclis-i Mebusan'daki mesalih-i siyasiye ve menâfi-i iktisadiye dahi;

ekserî bu kabîlden olduğundan, reddetmemek lâzım gelir.

- Amma ahkâm ve hukuk ise zaten tebeddül etmez,
tatbikat ve tercihâttır ki meşverete ihtiyaç gösterir.

Mebusların vazifesi;

o ahkâm ve hukuku sû-i istimal etmemek, bazı kadı ve müftülerin [hakim ve hocaların]

hilelerine meydan vermemek için bazı kanunları yapmak, etrafına sur etmektir.

Asıl'ın tebdiline gitmek olamaz; gidilse intihardır.

(Münazarat)

***

"Faizi düşürelim ancak; nas'ı istismar etmeden "

Adil Devlet Gelir Adaletsizliğini Mutlaka Düzeltir!

- Şu âlemin [hayatın] ihtilâli nedir?”

- “Sa’yin sermaye ile mücadelesidir.”

- “Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?”

- “Evet, vücub-u zekât, hurmet-i ribâ, karz-ı hasen (faizsiz borçlanma), şerâit-i sulhiyedir.

Şu riba taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.”

(Rumuz)

*

Vahşi Kapitalizme Dur Diyelim!

- Bu devirde su-i istimalât o dereceye vardı ki bir sermayedar;

kendi yerinde oturup bankalar vasıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde;
bir bîçare amele sabahtan akşama kadar tahte’l-arz madenlerde çalışıp kût-u lâyemut derecesinde on kuruşluk bir ücret kazanıyor.

-Şu hal müthiş bir kin bir iğbirar;
[ sınıflararası kırılma ve gücenme ]
verdi ki;

avam tabakası havassa ilân-ı isyan etti.

Şu asrın tabiriyle sosyalistlik, Bolşeviklik [ anarşi ve sınıf çarpışmaları! ] suretinde;

evvel Rusya’yı zîr ü zeber edip geçen Harb-i Umumîden istifade ederek her yerde kök saldılar.

(Mektubat, s. 431)

***

Devlet Geçim ve Zenginlik Kapısı olmaktan Artık Çıkarılmalı!

“Bence imâreti [memurluk ve idareciliği], ne nâm ile olursa olsun, medâr-ı maişet [geçim kaynağı] edenler;

bir nevî cerrar- dilenci ve aceze ve seeledir [âciz ve dilencilerdir.]
—fakat hilebaz kısmında.”

(Münazarat)

***

Dengeli ve Ehvenişer Hükümet Nasıldır?

- Cevap:
Çok iyiler var ki iyilik zannıyla fenalık yapıyorlar.

Suâl:
“Nasıl iyilikten fenalık gelir?”

Cevap:
Muhâli [aklen imkansızı] talep etmek, kendine fenalık etmektir.

- Bir dağdan uçmak niyetiyle kendini havalandıran, parça parça olur.

Zira onların istedikleri şey, ya bir hükûmet-i masumedir.
Halbuki şimdi şahs-ı vâhid bile masum olamaz.
Nerede kaldı; zerratı günahkârlardan mürekkep bir hükûmet, tamamıyla masum olsun.

Demek nokta-i nazar hükûmetin hasenatı seyyiatına tereccühüdür.

Yoksa seyyiesiz hükûmet muhâl-i âdidir.

Ben öyle adamlara anarşist nazarıyla bakıyorum.

(Münazarat)

***

Siyasetçiler Nasıl İnsanlardır?

- Hatta bu ehemmiyetli sırdandır ki; din düsturlarının bir hâdimi olmak cihetinde;

güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım Sahabeler ve onlara benzeyen mücahidînden Selef-i Sâlihînden başka;

siyasetçi, ekserce tam müttakî dindar olamaz.

Tam ve hakikî dindar, müttakî olanlar, siyasetçi olmazlar.

Yani maksad-ı aslî siyaseti yapanlarda; [asıl maksadı siyasi başarı olanlarda] din; ikinci derecede kalır.

Tebeî [siyasete bağlı, ikincil üçüncül!] hükmüne geçer.

Hakikî dindar ise;

“Bütün kâinatın en büyük gayesi ubudiyet-i insaniyedir” diye;

siyasete aşk-ı merak ile değil,
ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakikate alet etmeye –eğer mümkünse– çalışabilir.

Yoksa, bâkî elmasları kırılacak âdî şişelere alet yapar.

(Emirdağ Lahikası, 30. mektup)

***

Demokratlara Büyük Bir Hakikati İhtar!

Şimdi Kur’ân, İslâmiyet ve bu vatan zararına üç cereyan var...

Madem Demokrat Partisi;

meslek itibarıyla öteki iki cereyan-ı azîmenin durmasında ve def etmesinde mecburî vazifeleri olmasından,

bu vatana ve İslâmiyete büyük bir faydası dokunabilir.

Bu cihetten biz;

Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur’ân menfaatine kendimizi mecbur biliyoruz.

Onlardan hayır beklemek değil; belki dehşetli baştaki iki cereyana siyasetlerince muarız oldukları için,

onların az bir kısmı dine verdikleri zararı, vücudun parçalanmasına bedel;

[toplum ve siyasette mecburen; genelgeçer bir gerçek olan optimum ve ehvenşeri tercihle],

yalnız bir parmağı kesmek gibi;

pek cüz’î bir zararla pek küllî bir zarardan kurtulmamıza sebep oluyorlar bildiğimizden,
o iktidar partisinin lehinde ehl-i dini yardıma davet ediyoruz.

(Emirdağ Lahikası)

***

"Siz Nasılsanız Öyle Yönetilirsiniz..."

Çağdaş Devletlerde Sivil Toplumculuk Çok Güçlü Olmalıdır!

-Suâl:
“En evvel rüesamız ıslah olunmalı?”

Cevap:
Evet, reisleriniz malınızı ceplerine indirip hapsettikleri gibi;
akıllarınızı da sizden almışlar veya dimağınızda hapsetmişler.

Öyle ise, şimdi onların yanındaki akıllarınızla konuşacağım:

Eyyühe’r-rüus ve’r-rüesa!

Tekâsülî olan tevekkülden; sakınınız.

İşi birbirinize havale etmeyiniz.

Elinizdeki malımızla ve yanınızdaki aklımızla bize hizmet ediniz.

Çünkü şu mesakini istihdam [ şu yoksulları yöneterek ] ile ücretinizi almışsınız.

İşte hizmet vaktidir...

(Münazarat)

*
Bizim cemaatimizin meşrebi;
muhabbete muhabbet ve husumete husumettir.

Yani; beyne’l-İslâm muhabbete imdat ve husumet askerini bozmaktır.

[İslam dünyasındaki sevgiyi güçlendirmek ve düşmanlıkları dağıtmaktır.]

Evet, bir millet cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder.

[Çok kere görüldüğü üzere;
insanlar hak ve hukukunu savunamazsa; milliyetçi/ vatansever iktidarı da müstebit eder!]

(Münazarat)

***

Devlet Irki Sorunları Artık Kalıcı Olarak Çözümlemeli!

- Suâl:
“Şu hükûmet ve Türkler nasıl olsalar, biz rahat edemiyoruz, yükselemiyoruz.

Başımızı kaldırıp;
onların üzerinden âleme temâşâ etmek ve ellerimizi onlarla beraber safî suya uzatmak kendimizi de bir kavim olduğumuzu göstermek nasıldır?

Zira hükûmet ve İstanbul daha bulanıktır.”

Cevap:
- Meşrutiyet hâkimiyet-i millettir.
Yani efkâr-ı âmmenizin misal-i mücessemi olan mebusan hâkimdir;

hükûmet hâdim ve hizmetkârdır.

- Öyle ise kendinizden teşekkî ediniz;
her kabahati hükûmet ve Türklere atmakla çok aldanırsınız.

(Münazarat)

***

Elhasıl: Türkler bizim aklımız, biz de onların kuvveti; mecmuuz iyi bir insan oluruz.

Hodsarane yapmayacağız; [dikbaşlılık ve inatçılık]

Bu azmimizle başka unsurlara dersi ibret vereceğiz.
İyi evlat böyle olur.

Hem istbdat devrinde bir batman etmişsek; şimdi 1000 batman itaat ve ittihad farzdır.

Zira şimdi sırf menfaat göreceğiz.
Çünkü hükümeti meşruta; hakiki hükümeti meşruadır.

(ESDE/ Divan- ı Harbi Örfi s: 186)

***

Türkiye'de Irklar Su Gibi Kaynaşmalı!

- Yazık, eyvahlar olsun!

Bizdeki unsurlar; ırklar hava gibi muhtelittir, (karışım)
su gibi memzuç (kaynaşmış) olmamışlar.

İnşaallah elektrik-i hakaik-ı İslâmiyet’le imtizaç ederek; ziya-i maarif-i İslâmiye hararetiyle kuvvet tevlid ederek;
bir mizac-ı mutedile-i adalet vücuda gelecektir.

Yaşasın Meşrutiyet-i meşrua!

Sağ olsun;

hakikat-i Şeriat terbiyesinden tam ders alan neyyir-i hürriyet!

(Beyanat ve Tenvirler)

*

Yalnız Hak ve Hakikata Taraf Olmalıyız!

-Tarafgirlik eğer Hak nâmına olsa; haklılara melce;
[sığınağı - savunma kalesi] olabilir.

Fakat, şimdiki gibi garazkârâne;
nefis hesâbına olantarafgirlik;
haksızlara melcedir ki, onlara nokta-i istinad teşkil eder.

Çünkü;
garazkârâne tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse; onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse;
o adam, o şeytana rahmet okuyacak.

Eğer mukâbil tarafa melek gibi bir adam gelse;
ona (hâşâ) lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek….

Hak nâmına hakîkat hesâbına olan tesâdümü efkâr ise; [fikir çarpışması],

maksatta ve esasta ittifak ile beraber vesâilde [vesile ve yöntemde] ihtilâf eder.

[düşünce farklılıkları];
Hakîkatin her köşesini izhâr edip, hakka ve hakikata hizmet eder.

Fakat; tarafgirâne ve garazkârâne firavunlaşmış nefs-i emmâre hesâbına hodfüruşluk,
şöhretperverâne bir tarzdaki tesâdüm-ü efkârdan;
bârika-i hakîkat değil,
belki fitne ateşleri çıkıyor.

Çünkü maksatta; (hedefte) ittifak lâzım gelirken;
öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz.

[Gaye ve idealde birleşip; usül ve yöntemde ayrışamayanların, yeryüzünde bile; kesişme buluşma noktaları olamaz!]

Hak nâmına olmadığı için, nihayetsiz müfritâne gider.

Kábil-ı iltiyâm olmayan inşikaklara sebebiyet verir.

[Gerçek ve doğruda ittifakla çalışıp,
usül ve üslupta farklılığı normal görmeyenler;
son derece aşırı gidip, iyileşmeyen yaralara sebep olurlar.

[Nurani meşreplerde görüldüğü üzere!]

Hâl-ı âlem buna şahittir.”

(Mektubat)

*

Siyasi Taraftarlıkta Ölçü Nedir?

- Taraftarlık muharriki; aşk-ı İslâmiyet ve hamiyet-i diniye olmalı.

Eğer muharrik veya müreccih;
siyasetçilik veya tarafgirlik ise, tehlikelidir.”

“Kim fasık siyasetdaşını mütedeyyin muhalifine;
su-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçiliktir.

Hem umumun; malı mukaddesi olan dini;

inhisar zihniyetiyle kendi meslekdaşlarına daha ziyade has göstermekle,

kavi bir ekseriyette, dine aleyhdarlık meyli uyandırmakla; nazardan düşürmek ise,
muharriki tarafgirliktir." [fanatiklik]

(Beyanat ve Tenvirler)

***

Hakkın Hatırı Âlidir!

- “Hakkın hatırını kırmayacağız, hakîkati söyleyeceğiz.”

Ayrıca “Ben taşımı sabıka atıyorum. [geçmiş iktidarlara]

Bazılarının hatırı kırılsa da mazur tutulsun.

Yalnız hakkın hatırı kırılmasın!

Zira, milletin hatırı, onların hatırından daha âlî, daha galîdir";
[daha yüce daha kıymetli ve değerlidir.]

(Münazarat)

***

Siyasi Muhalefet Haksızlık ve Zulme Karşı Şarttır

Haksızlığa karşı, zulme karşı, kanunsuzluğa karşı muhalefet,
hiçbir hükümette suç sayılmaz;

bilakis muhalefet meşru ve samimî bir muvazene-i adalet unsurudur.”

(Tarihçe-i Hayat, s. 668)

***

Eleştiri Hakkını Bekletmek Caiz mi?

"Eleştiri ile negatif duygu aktarımını birbirine karıştıranların her daim yürürlükte tuttuğu bir itiraz cümlesi vardır:

- “Şimdi bunları konuşmanın sırası mı?”

Bu itiraz; esasında;
“bunları hiç konuşmayalım” demenin üstü kapalı şeklidir.

Eleştiri mevcut olanı değerlendirmektir.

Dolayısıyla mevcut olanı değerlendirecek kişinin bilgi sahibi olması şarttır,
bilgilendirmenin olumlu ya da olumsuz olması söz konusu değildir.

Ülkemizde eleştiri kültürünün olmaması; negatif duygu aktarımının; eleştiri olarak kabul edilmesiyle de yakından alakalı.

Negatif duygu aktarımı için bilgi sahibi olmak gerekmez.

Hatta kişi ne kadar cahil ise o kadar negatif duygu aktarımında bulunur.

Nitekim kendilerini her zaman küfür ve hakaret eşliğinde saldırgan bir üslupla ortaya koyanlar,

eleştiri ile karşılaştıklarında;

“şimdi bunların sırası değil” diyerek had bildirir.

Neyin sırası ne zaman gelecektir?

Tanık olduğumuz, tespit ettiğimiz hiçbir hatayı parantez içine alma hakkına sahip değiliz.

Parantez içine alma hakkına sahip olmadığımız gibi, aynı zamanda muhatabının hatasını görmesini sağlamaktan da mesulüz.

Oysa bizim bugün eleştiri konusundaki en büyük açmazımız kimlikçi yaklaşımlar:

aynı siyasi görüşü savunduğumuz kişilerin hatalarını görmezden gelerek, üstünü örterek hakikatin görülmesini/görünmesini engellemeye çalışıyoruz.

Neden?

Nedenler üzerinde fikrimizi yormak istiyorsak önce şu soruya cevap arayalım:

Samimiyet sınavını geçebilecek kaç kişi var aramızda?"

(Fatma Barbarosoğlu/ 19 Mayıs 2023- Yeni Şafak)

***

-Hiçbir müfsid “Ben müfsidim” demez; daima suret-i haktan görünür yahut bâtılı hak görür.

Evet, kimse demez “ayranım ekşidir.”

Fakat siz mihenge vurmadan almayınız.

Zira çok silik söz, ticarette geziyor.

Hatta benim sözümü de; ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz;

belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum.

(Münazarat)

***

"Hin-i meşrutiyette [meşrutiyet döneminde] tövbe kapısı açıktır ve tövbe edenler çoktur"

(Münazarat)

Her Fert Gibi Siyasi Görüşlerin De Tövbe İstiğfar Hakkı Vardır!

*

Halk Partisi Katibi Umumisi Hilmi Uran' a yazılan mektuptan:

- Eğer şimdi siz;

kâtib-i umûmî olduğunuz [sizin gibi]; hamiyetperver milliyetperver adamlar;
şimdiye kadar cereyan eden ve medeniyet hesabına mukaddesatı çiğneyen usûlleri muhafazaya çalışıp,

üç dört şahsın inkılâp namında yaptıkları icraatı esas tutarak;
mevcut haseneleri ve inkılâp iyiliklerini onlara verip ve mevcut dehşetli kusurları millete verilse,

o vakit üç dört adamın seyyiesi üç dört milyon seyyie olup;

bu kahraman ve dindar milleti ve İslâm ordusu olan Türk milletinin;
geçmiş asırlardaki milyarlar şerefli merhum ordularına ve milyonlarla şehidlerine ve milletine büyük bir muhalefet ve ervahına bir mânevî azap ve şerefsizlik olmakla beraber;
O; 3- 4 inkılâpçı adamın pek az hisseleri bulunan; millet ve ordunun kuvvet ve himmetiyle vücut bulan haseneleri;
o üç dört adama verilse;

o üç dört milyon iyilikler, üç dört haseneye inhisar edip küçülür hiçe iner, daha dehşetli kusurlara keffaret olamaz.

(Emirdağ Lahikası)

*

Gerçek Demokratlar Ne Yapmalı?

- Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan;
hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar
yani hürriyetperverler;
Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım.

Onların muvaffakıyetine çok dua ediyorum.

İnşaallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar.

(Emirdağ Lahikası)

*

- İhfâ ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur.

- Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır.

İttihadın hedef ve maksadı, o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine rapt ettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle,

onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevk etmektir.

Bu ittihadın meşrebi muhabbettir.

Husumeti ise;

cehalet ve zaruret ve nifakadır.

Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki;
bu ittihadımız bu üç sıfata;
[cahillik, çaresizlik/ zaruret ve ihtilaf/ yıkıcı ayrılık gayrılığa] hücumdur.

Gayr-ı müslime karşı hareketimiz iknâdır.

Zira onları medenî biliriz.

Ve İslâmiyeti mahbup ve ulvî göstermektir.

Zira onları munsif zannediyoruz.

[içimizdeki]
Lâubaliler iyi bilsinler ki,; dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebîye sevdiremezler...

(Divan- ı Harbi Örfi)

***

Sağ yanım öz-gür'lük der:

-"İdeolojik dayatmacılık tartışmaya açılmalı"

- Türkiye 20 yılı geçen kesintisiz Erdoğan iktidarı döneminde vesayet düzenini kırma yolunda ciddi kazanımlar elde etmekle beraber,
ne yazık ki resmi ideoloji gölgesinden tam olarak kurtulamamıştır.

Halka bir türlü rüşt yaşına erişemeyen çocuk muamelesi yapmaya alışmış zihniyet anayasadan yasalara, eğitimden medyaya kadar pek çok alanda hâlâ tahakkümünü sürdürmektedir.

Anayasada değiştirilemez maddelerden vekillerin yeminlerine,
Anıtkabir taziminden tören dayatmalarına kadar pek çok alanda; inanıp inanmadıkları, kabul edip etmedikleri sorulmaksızın;
insanlara resmi ideolojik dogmalar, semboller, kabuller adeta bir iman esası şeklinde dayatılmaktadır.

Bu ideolojik dayatmacılık, ulusal-laik tazim ve kutsama kültürü yeni dönemde mutlaka tartışmaya açılmalı

ve Kemalizm artık isteyenin bağlılık duyup istemeyenin ise reddettiği ideolojilerden bir ideoloji haline getirilmelidir.

Erdoğan başarısını hakkaniyetle sürdürmeli!

Hiç kuşkusuz yargı düzenindeki çarpıklık ve adaletsiz uygulamalar;
hukuk devleti olma iddialarını, toplumsal barışı, huzuru en fazla sarsan, aşındıran hususların başında gelmektedir.

Gerek KHK’larla işten çıkarmaların, gerekse de hukukun temel ilkelerinden uzaklaşmak suretiyle yürütülen FETÖ yargılamalarının ortaya çıkardığı mağduriyet olgusuna;
daha fazla gecikilmeden müdahale edilmesi elzemdir.

Örgüte salt ibadet niyetiyle bağlı olduğu kabul edilen tabandaki insanların karşılaştıkları mağduriyetleri gidermek ve bu insanlara bir çıkış kapısı göstermek aklın ve adaletin gereğidir.

Bu bağlamda öfkeyle değil, merhamet duygusuyla ve insanları yeniden kazanma bilinciyle hareket etmenin altını önemle çiziyoruz.

Rabbu’l-Alemin’in “hoşlanmadıklarınıza karşı da adaletle davranın” emrini hatırlatarak Sayın Cumhurbaşkanı’ndan seçimlerde elde ettiği başarısını hakkaniyet ve merhamet eksenli adımlarla sürdürmesini talep ediyoruz.

'Allah; Salih Niyetlerle Çabalayanları Muzaffer Kılsın'

Bizler ‘emri bil maruf ve nehyi anil münker’ sorumluluğuyla hareket etme gayreti içinde olan Müslümanlar olarak doğru yapılan her işi desteklemeyi, yanlışlara karşı da uyarı vazifemizi ifa etmeyi sürdüreceğiz.

Allah Teala yeni dönemde atılacak adımları, gerçekleştirilecek eylemleri sadece bu ülkede değil,

tüm dünyada mazlumların, müstezafların yüzlerini güldürmeye vesile eylesin, salih niyetlerle çaba sarfedenleri mahcup etmesin, muzaffer kılsın!

Geniş hilgi için bknz:https://www.karar.com/guncel-haberler/ozgur-derden-iktidara-degisim-cagrisi-1758997

***

Sol yanım Serbestiyet der:

"İyimserlik ancak gerçek tablonun gerçek bir tasvirinin üzerine oturtulursa kof ve yanıltıcı olmaz.

Kapkara bir tablonun değişmeye başlaması umudunun berhava olduğu ağır bir seçim yenilgisinin ardından küçük de olsa umut veren gelişmelere tutunmak anlaşılabilir bir insan davranışı.

Siyasette olup bitenlere “ya evet ya hayır”cıların hiçbir zaman gönül indirmeyeceği ‘nispîlik’ ölçüsüyle baktığımızda;

yeni Cumhurbaşkanlığı kabinesi elbette öncekinden ehven ve buradan iktidar karşıtları için de umutlu bir ruh hali peydahlamak mümkün.

Ben de öyle yapanların arasındayım, ben de buradan bir iyimserlik peydahlıyorum ama;
iktidarın bu dönemde de devam edecek olan ana yönelimini (kutuplaştırma, baskı, sertlik, dışlama) görünmez kılacak bir iyimserliği de kof, yanıltıcı ve tehlikeli buluyorum;

çünkü Erdoğan yeni kabinesini, yeni dönemde de elinde tutmaya devam edeceği sopayı görünmez kılmak için kurdu.

Erdoğan’ın yeni dönemi şapka çıkartılacak bir ince ayarla kurguladığını düşünüyorum.
Önceki dönemde, gûya ülkenin tehlikede olan bekasını esirgemek için kendisinin yanısıra kabinesinin tamamını toplumun yarısının şeytanlaştırılmasına koşmuştu.

Bu yeni dönemde ise anlaşılan işin o kısmı (‘dava siyaseti’);
sadece kendisinde olacak, buna karşılık kabinesi “siyaset dışı”nda kalıp ülkeyi toparlamaya çalışacak."

Geniş bilgi için bknz:https://serbestiyet.com/secim2023/yeni-donem-kabine-havuc-erdogan-sopa-ya-da-dava-siyaseti-erdoganda-teknik-isler-kabinede-131068/

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.