Hulusi Yahyagil'in Cuma'ya tevafuk eden duası: Dikkat et ha, her zaman cam kırılmaz!

Vefatının kırkıncı senesinde merhum Hulusi Yahyagil Efendiyi rahmetle anıyoruz

Salih Okur-Cevaplar

Prof. Dr. Kenan Sinan Dayısoylu hocamızın naklettiği bu hatırada özellikle Cuma günlerinde “edilen her duaya icabet buyrulduğu dakika-i icabe” ile alakalı çok etkileyici bir yön olduğu gibi, olayın kahramanlarından merhum Hacı Vahdettin Hızıroğlu ağabeyin şahsında bir Müslüman şahsiyette olması gereken vasıflardan medeni cesaret, iman ve tevekkül azmine de şahit oluyoruz.

Hâlen bir üniversitede akademik faaliyetlerini devam ettiren hocamız, 1984’de Erzurum Üniversitesine giriş yapmış ve orada Hacı Vahdettin Hızıroğlu ağabey ile yolları kesişmiş. O günlere dair çarpıcı bir anısını şöyle anlatıyor:

“Ben üçüncü sınıftayım. Tekrar olarak aldığım bir ders var. Ertesi yıl yani üçüncü sınıfta biz o dersi tekrar ettik. Ve yine muvaffak olamadım. Sınav sonuçlarına bakmaya gittim. Sonuçlar kilitli cam bir panoda asılıydı.

Panoya yaklaştığımda şu sesi duydum; “Ulaaaan Kenan, ne yapmışsın.” Haykıran Madenli, Muammer isminde bir arkadaşımdı. Hemen başların ve omuzların arasından uzandım. Baktım, kırmızı kalemle benim ismimin karşısında ‘başarısız’ şeklinde yazıyor. Yani okuldan atılmıştım.

Çok müteessir oldum. Kaldığımız mekânın yolunu tuttum. Minibüsle giderken aklımdan “kime nasıl hesap vereceğim’ şeklinde neler neler geçiyordu…

Çok büyük bir hüzünle kaldığım mekâna vardım. Orada Vahdettin abinin oğlu Said Hızıroğlu abimizle karşılaştık. Beni üzüntülü görünce sebebini sordu. Çok müteessir bir şekilde “abi, okuldan atıldım” dedim. “Nasıl olur” dedi. “Valla Said abi atılmışım, ilan edilmiş notlar” dedim.

Cuma namazına da yaklaşık bir buçuk saatlik bir zaman var, iki saat yok yani…

“Gel, hemen hacıma telefon açalım” dedi. Erzurumlular hacılara hacım derler. Çıktık, yan taraftaki Sema Pastanesine girdik. Said ağabey oradan babasına telefon açtı; “Hacım, Sinan okuldan atılmış” dedi. Ben de telefonun yanında olduğum için konuşulanları duyabiliyordum.

Rahmetli Vahdettin ağabeyin ilk cevabı; “Hayır hayır, o atılmadı. Siz yanıma gelin” oldu. Said ağabey; “Hacım, Sinan yanımda, kendisi atıldığını söylüyor” dedi. Vahdettin ağabey; “ya siz yanıma gelin, o atılmadı” dedi. Telefonu kapattık.

Said ağabey; “Hacım atılmadığını söylüyor, gel gidelim bakalım, ne diyor” dedi. Ben şok oldum, “niye böyle diyor” diye…

Atladık arabaya, evine gittik. Tabii bu arada gecesinde kendisi bir rüya görmüş. Biz ondan haberdar değiliz, yanına gidince bu rüyasından haberdar olduk. Rüyasında benim başıma bir iş gelmiş ve bir kız vasıtasıyla bu iş geri çevrilmiş. Rüya tamamen bu kadar. Bu emniyetten dolayı “yok, hayır atılmadı" diyor.

Biz gidene kadar da telefonla kendisi Hacı Hulusi beyi arıyor. Telefona Hulusi ağabeyin kızı Nermin abla çıkıyor. Vahdettin ağabey, “Hacı beyi telefona verirseniz, Sinan’ın bir durumuyla alakalı konuşmak istiyorum” diyor. Hacı beyle telefonla konuşurken diyor ki; 'Efendim, Biz sizden dua istiyoruz, Sinan okuldan atılmış. Ben de okula gideceğim, görüşeceğim. Siz de dua buyurun' diyor. Hacı bey de; 'Ben ne yapabilirim, ben aciz bir kulum. Cenab-ı Hak yardımcınız olsun, müşkülünüzü halletsin' diyor.

Sonrasında Hulusi ağabey bana demişti ki; “baktım, icabe-i saatti. Ben de dua ettim.'

Bu esnada biz oraya varıncaya kadar Hacı Vahdettin Abi bu telefon görüşmesini yapmış, hazırlanmış, cübbesini giymiş, sakalını tarıyor. Sarığını –yaklaşık üç metrelik bir uzun beyaz sarığı vardı- boynuna doladı, 'Atlayın, okula gidiyoruz' dedi. 'Hacı abi, liste asılmış” dedim. “Ya sen ne yapacaksın?', 'Sen gel. Ben Efendi hazretlerinden himmet istedim' dedi. 'Peki' dedim, atladık arabaya, okula gittik.

Cübbeli sarıklı böyle içeriye girdik. Herkes dönmüş, bize bakıyordu.. Vahdettin ağabey sert şekilde yürüyordu. Ben de uzaktan hocanın odasını göstereceğim. 'Hacı abi, bir kat daha çıkacağız' dedim, çıktık. “Abi, şu sağdan koridora gireceksin, sağdan ilk kapı' dedim. 'Tamam' dedi.

Ben de merdivenin başında bekliyorum. İçeri girdi, yani 10 saniye oldu, olmadı bilmiyorum emin olun, bir baktım birden çıktı, geliyor. 'Eyvah' dedim, 'Hoca kapıdan kovalamış'. Hoca da gerçekten çok sert mizaçtı, daha o hocanın o okulda güldüğünü görenimiz olmamıştı. Çok sert bir profesör hocamızdı. Korktum ve çok tedirgin oldum.

"Hacı Abi ne oldu” dedim. “Tamam, hallettik” dedi. “Hacı abi nasıl hallettin” dedim.

Hacı abi sonrasında hadiseyi anlatırken şunu söyledi; “ben içeri girerken, sanki birisi beni içeriyi iteledi, birden girdim ve sert bir şekilde “Sen nasıl bizim Sinanımızı okuldan atarsın” şeklinde çıkıştım. Hoca da benim içeri girdiğimi görünce, birden istikbal ederek, ayağa kalktı; “Efendim buyurun oturun, ben de şimdi tam onu düzeltiyordum” dedi. “Ben bilmem, ben gidiyorum” diye odadan çıktım.”

İşte giriş çıkış o kadar. Geldi; “Tamam, hallettik düzeltiyor” dedi. Ben inanamadım; “Hacı abi, sen arabaya doğru yürü” dedim. Hemen notların asılı olduğu panoya gittim. Baktım, panonun camı kırılmış, ilan panoda yok. Oradaki öğrencilere sordum. “Vallahi hoca geldi. Burada panodan notları çıkaracak görevliyi bulamadı. Çok kızgın bir şekilde; “Nerede bu görevliler? Nereye gitmişler? Bir an önce bunu buradan çıkarmam lazım” diyerek camı kırdı, ilanı çıkardı" dediler. Sonra götürmüş, odasında o düzeltmeyi yapmış. Lillahil hamd bizim o durumumuz öyle dönmüş oldu.

Bu hatırayı Elazığ’a döndüğümde Hacı Hulusi beyle tahattur ettiğimizde, benim derslerimi sorarken, bana şunu söylerdi; “dikkat et ha, her zaman cam kırılmaz.”

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Nur Talebeleri Haberleri