Hikmetsiz felsefe ruhsuz, felsefesiz hikmet kör!

Yusuf Kaplan'dan felsefe-tefekkür yazısı

Yusuf Kaplan'ın yazısı:

Çağ paradoksu: Tezekkür'süz 'tefekkür'ün tekebbür/lü çocuğu

Zaman-mekân mesafesi ortadan kalkıyor... Ölçek büyüyor... İnsanın, hareket alanı genişliyor ama ufku da, ruhu da daralıyor.

Nicelik (ARAÇ'lar) hükümranlığını ilan ediyor; Niteliği (AMAÇ'ları) yok ediyor.

Bu çağ paradoksu, sonuçta, insanı un-ufak ediyor, hayatı çölleştiriyor ve insanı çöle mahkûm ediyor.

Ç/AĞ BÜYÜYOR AMA İNSAN KÜÇÜLÜYOR...

Bütün sınırlar ortadan kalkıyor ama insan, kendi üstüne, arzularına, fetişlerine kapanıyor: Ayartılmak için can atıyor. Çünkü biliyor ki, bu ufuk daralmasıyla yaşanmaz.

O yüzden kaçıyor insan: Kendinden, hayattan, hakikatten kaçıyor... Ayartıya, hıza ve hazzın uyuşturucu, algı kapılarını kapatan sahte ve sanal 'pornografik' dünyasına kapa/kla/nıyor.

İnsan, kaçtıkça özgürleştiğini zannediyor ama özgürlüğünü yitirdiğini göremiyor bile: Algılama, görme ve varolma yetilerini ve yeteneklerini yitirdiği ve bitirdiği için.

Zaman-mekân mesafesi ortadan kalktıkça, çağ büyüyor. Çağ büyüdükçe, insan küçülüyor: Çağ, büyüdükçe, kafese dönüşüyor, devâsâ bir ağ'a: Uyutucu, uyuzlaştırıcı ve her şeyi yutucu, ayartıcı bir 'canavar'a, sonunda...

Bu çağ paradoksu, nereden kaynaklanıyor, peki?

HİKMET'SİZ FELSEFE RUHSUZ, FELSEFE'SİZ HİKMET TOPALDIR

Felsefesiz olmaz, felsefeyle hiç olmaz, demiştim. Felsefe, tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Felsefenin, bir işe yarayabilmesi için, terkedilmesi, yani aşılması, hikmet'le buluşabilmesi şarttır.

Hikmetsiz felsefe, ruhsuz ve ufuksuzdur; felsefesiz hikmet ise, 'kör' ve topal.

Felsefeyi terkedemeyen, aşamayan insanlar, insanı kendi eliyle / aklıyla sefaletin ve yokolmanın eşiğine sürüklemekten kurtulamazlar.

Yaşadığımız çağ paradoksunun, tam bir ağ'a dönüşmesinin, hayatı çölleştirmesinin ve hakikati bitirmesinin nedeni, felsefenin haddini bilememesinde, hikmetle irtibat kuramamasında ve sonunda 'bilimin' (araçlar'ın) 'fahişe'sine dönüşmesinde gizlidir.

Ama felsefeyle işe başlamayan insanlar, hikmetle 'buluşamazlar'.

Hikmet, hayatın kaynağı, hakikatin hayatiyet membaıdır. Hikmet'in iki kanadı vardır: Tezekkür / Hatırlama ve Tefekkür / Hatırlatma. Tezekkür'ün ve tefekkür'ün kanatlarında yükselir hikmet; insanı düşmekten kurtarır ve yüceltir.

FELSEFE HAYRET, TEZEKKÜR HAŞYET, TEFEKKÜRSE 'HAZRET' MAKAMIDIR

Felsefe, hayret makamı; Tezekkür, haşyet / ürperti makamı; tefekkürse 'hazret / zevk' makamıdır.

Felsefe'nın kapısı akl-ı selime; tezekkür'ün kapısı kalb-i selime, tefekkürün kapısı ise zevk-i selime açılır.

Düşünce, aklın işi; tezekkür, kalbin yeri; tefekkür ise kalbin hayata ve hakikate ruh üfleyen meyvesi.

Analitik ve kategorik kafa, buradaki inceliği anlayamaz: Düşüncenin sadece aklın işi olduğunu -söylediğimi- zanneder: Oysa Müslüman zihni, bütüncül'dür; analizi veya kategorileri yoksaymaz; bütün'ün yansımaları ve yansıtıcı 'araçları' olarak görür.

O yüzden burada, düşüncenin, sadece aklın işi olduğunu söylemiş olmuyorum: Aklın, düşünmenin ilk basamağını oluşturduğunu söylemiş oluyorum. O basamak terkedilemediği ve aşılamadığı sürece düşünce tefekküre dönüşemez.

Felsefe, düşünmenin temeli değil, başlangıcıdır çünkü.

Felsefe, her şeyden önce, soru sordurur insana. Ama felsefenin soluğu, sordurduğu soruların cevaplarının izini sürmeye yetmez.

TEZEKKÜR'SÜZ TEFEKKÜR OLMAZ

Tezekkürsüz tefekkür olmaz. Çünkü tezekkürsüz 'tefekkür' / düşünce, tekebbürle sonuçlanır sadece: İnsan aklıyla düşündükçe, kendinden geçer; aklını, dolayısıyla kendini her şey zanneder; ama aklını da, kendini de yitirir ve tekebbür kuyusuna düşer nihayetinde.

Tekebbür kuyusuna düşen insan düşünemez. Düşünemez; çünkü tekebbür / büyük'lenme, insanın tefekkür / büyü'lenme yetilerini yerle bir eder; her şeyi yerinden eder, insanı peşinden sürükler ve kibrine mahkum eder.

PARADOKSLAR, TEZEKKÜR'LE GÖRÜLÜR, TEFEKKÜR'LE AŞILIR

Tezekkür'le insanın kalp gözü açılır: Önünde inanılmaz bir dünya uzanır: Hayatın paradokslarını görür.

Tezekkür, insanın, hayatın paradokslarını görmesine imkân tanır. Ama hayatın paradokslarını aşabilmesi için zikrini (şükrünü, hamdini, fethini, keşfini...) tamamlaması, bunun için de kemâl merdivenlerini tırmanabilmesi ve zikrin ufuklarında doyumsuz bir umut yolculuğuna kanat çırpabilmesi gerekir.

İNSAN, FELSEFE'YLE KONUŞUR, TEZEKKÜR'LE DİNLER, TEFEKKÜR'LE SUSAR: O, KONUŞUR ARTIK...

İnsanın, hayatın paradokslarını aşabilmesi, ancak felsefeyi aşabilmesi ve tezekkürün, tefekkür kapılarını açmasıyla imkân dâhiline girer.

Aksi takdirde, insan, aklının / felsefenin tutsağı olmaktan, tekebbür (büyüklenme) kuyusuna yuvarlanmaktan kurtulamaz.

İnsanın, dinlemesini ve susmasını bilmesi, Kalbinin sesine kulak kesilebilmesi gerekir: Kalbinin, insanı hakikatin ufuklarında tarifsiz bir yolculuğa çıkarabilmesi için...

İnsan, felsefe'yle konuşur, tezekkür'le dinler, tefekkür'le susar: O (cc) konuşur artık: O'nun konuşması, insanın dört nala koşmaya başlaması demektir... Bütün paradoksları aşmaya başlaması yani...

Yeni Şafak

Güncel Haberleri