Aziz İstegün'ün haberi:
Hac farizasını yerine getirmek isteyen dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar Mekke ve Medine’ye akın ediyor. Ancak bu yıl İslam coğrafyasında yaşanan acıların da etkisiyle çehreler her zamankinden daha hüzünlü. Kabe’de eller Müslümanların selameti için kalkacak. İlk kafilenin 12 Eylül’de yola çıktığı Türkiye’den bu yıl 59 bin 200 kişi hacı olma şerefine nail olacak.
Harem-i Şerif’te devam eden genişletme çalışmaları sebebiyle bu yıl Türkiye’ye verilen kontenjan sayısı, 74 binden 59 bin 200’e düşürüldü. 14 bin 800 kişinin yolculuğu ise bir sonraki yıla kaldı. Diyanet İşleri Başkanlığı da Harem’de süren çalışmaları göz önünde bulundurarak planlama yaptı. Türkiye’den ilk kafile 12 Eylül’de yola çıktı. Seferler ise 9 Ekim’e kadar sürecek. Dönüşler de 19 Ekim’de başlayıp 10 Kasım’da sona erecek.
Kutsal topraklara ayak basanlar ise farklı bir iklimi teneffüs ediyor. Mahşer meydanını andıran Mekke’de adeta duygu seli yaşanıyor. Manzara gösteriyor ki hac aslında kendini bulmakmış. Hazreti Ebu Bekir’in benzetmesiyle ‘İçi boş bir ceviz kabuğu’ hükmündeki dünya için soluk almadan koşturan, yalancı cazibelerin efsununda kendini kaybeden kulun aslına dönmesi… Ne kadar aciz olduğunu ve hiçbir şeye gücünün yetmediğini ruhunda duyması… Ardından teslimiyet… ‘Elest bezmi’ndeki ‘kâlu bela–Evet Allah’ım, sen benim Rabbim’sin’ sözünün tekrarı.
Ve yakarış… Allah’ın ahdine sadık kalmamanın verdiği mahcubiyet… Kire pasa bulanmış olmanın verdiği kirlilik hissini, vazifelerini yerine getirmemiş olmanın mahcubiyeti takip ediyor. Kâbe’nin çevresindeki tavaf, kendi içimizde derinleşme hedefli bir seyahat gibi… Bir derin his ve arzu tufanı yaşanıyor. Bir tarafta telaş ve endişe, diğer yanda sonsuz bir ümit… Vuslat heyecanı belki de hepsini bastırıyor.
Hac yolcusu, evinden ayrıldığı andan itibaren renkten renge bürünüyor. Nefis ve enâniyeti hesabına iplik iplik çözülürken; kalbî hayatı adına dantela gibi örülüyor. En eski fakat taptaze gerçeklerle tanışınca ayağını arzın merkezine koyup semâvî bir yolculuk yapmanın zevkine varıyor. Adeta ışıktan bir yolculuk yaşanıyor. Allah’ın huzurunda, enbiya-i izâmın ervahıyla birlikte, Sidret’ül-Münteha’ya kadar kanat çırpan melekleri örnek alarak dönüp durmak.
Hac, büyük kalabalıklar arasında olmasına rağmen insanın tek başına kendini keşfetmesini sağlıyor. Herkesle beraber fakat tek başına bir yolculuk. Kâbe’yi inşa eden ilk insan Hazreti Adem’den, Nemrut’la yaşadığı mücadelenin ardından oğlu İsmail’le birlikte Beytullah’ı yeniden mamur eden Halilurrahman’a, oradan Asr-ı Saadet’e doğru bir seyahat. Efendimiz’in taptaze izlerine basmak, gül kokulu toprağına yüz sürmek… Geçmişe yapılan bu yolculuğun yanı sıra geleceğe nazar etmek, kıyameti, mahşer meydanını fiilen yaşamak… Yalın ayak, baş açık, kefenini giymiş vaziyette menzile doğru ilerlerken kendini bulmak, Allah’ı bilmek... Kâbe’nin etrafında tavaf edip semavatın ve arzın dönüşüne eşlik etmek, Bir’e doğru akan milyonlardan biri olmak… Herkes kendi istidatı ölçüsünde lütuf pınarından yudumluyor.
Kâbe ve çevresi füsunlu olduğu kadar hüzünlü. Hiç şüphesiz dünya üzerinde daha cazip bir yer yok. Ancak Kâbe bir inşaat alanına dönmüş durumda. Çalışmaların, daha fazla hac yolcusuna ev sahipliği yapmak için yürütüldüğü söyleniyor. Bu yüzden kimse şikâyetçi değil.
Zaman