Herbir ağacın, yıldızın tesbihâtı olduğu gibi, herbir kıtanın da, dağ ve derenin de birer tesbihi vardır

Günün Risale-i Nur dersi

Bismillahirrahmanirrahim

ÜÇÜNCÜSÜ: Meselâ; hamele‑i arş ve yer ve göklerin melâike‑i müekkelleri ve sâir bir kısım melekler hakkında Muhbir‑i Sâdık’ın tasvir ettiği, meselâ: Kırk binler başlı, her başında kırk binler lisân ve her lisânda kırk binler tarzda tesbihât ettiklerini ve intizam ve külliyet ve vüs'at‑i ubûdiyetlerini ifâde eden hakikate çıkmak için, şuna dikkat et ki; Zât‑ı Zülcelâl تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّ1 سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ2 اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ 3 gibi âyetlerle tasrîh ediyor ki: Mevcûdâtın en büyüğü ve küllîsi dahi, kendi külliyetine göre ve azametine münâsip bir tarzda tesbihât ettiğini gösteriyor ve öyle de görünüyor.

Evet bir bahr‑i müsebbih olan şu semâvâtın kelimât‑ı tesbihiyesi; güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr‑ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfâz‑ı tahmîdiyesi; hayvanlar, nebâtlar ve ağaçlardır. Demek herbir ağacın, herbir yıldızın cüz'î birer tesbihâtı olduğu gibi, zeminin de ve zeminin herbir kıtasının da ve herbir dağ ve derenin de ve berr ve bahrinin de ve göklerin herbir feleğinin de ve herbir burcunun da birer tesbih‑i küllîsi vardır.

Şu binler başları olan zeminin, her başında yüz binler lisânlar bulunan ve her lisânda yüz bin tarzda tesbihât çiçeklerini, tahmîdât meyvelerini, âlem‑i misâlde tercümânlık edip gösterecek ve âlem‑i ervâhta temsîl edip ilân edecek, ona göre elbette bir melek‑i müekkeli vardır.

Evet, müteaddit eşya bir cemâat şekline girse, bir şahs‑ı manevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet, imtizaç edip ittihat şeklini alsa, onu temsîl edecek bir şahs‑ı manevîsi, bir nev'i rûh‑u manevîsi ve vazife‑i tesbihiyesini görecek bir melek‑i müekkeli olacaktır.

İşte bak, misâl olarak bu Barla ağzının, şu dağ lisânının bir muazzam kelimesi olan bu odamızın önündeki çınar ağacına bak, gör: Ağacın, şu üç başının her başında kaç yüz dal dilleri var ve her dilde, bak; kaç yüz, mevzûn ve muntazam meyve kelimeleri var ve her meyvede, dikkat et; kaç yüz kanatlı mevzûn tohumcuk harfleri, emr‑i 4 كُنْ فَيَكُونُ’e mâlik Sâni'‑i Zülcelâl’ine ne kadar belîğ bir medih ve fasîh bir tesbih ettiğini işittiğin, gördüğün gibi; ona müekkel melek dahi, ona göre âlem‑i mânâda müteaddit diller ile tesbihâtını temsîl ediyor ve hikmeten öyle olmak gerektir.

1-Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. İsrâ Sûresi, 17:44
2-Biz dağları [Davud'un] emrine verdik ki, onunla beraber tesbih ederlerdi. Sâd Sûresi, 38:18
3-Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Ahzâb Sûresi, 33:72
4-O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir. Bakara Sûresi, 2:117

Bediüzzaman Said Nursi
Sözler

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

Risale-i Nur Haberleri