Her devletliye Ayasofya'yı hatırlatıyorum

Yavuz Bahadıroğlu, geçmişten gelen ve gün geçtikçe daha cılız işittiğimiz sesleri, yüksek perdeden Beyazıt’a taşıdı

Risale Haber - Haber Merkezi

Yavuz Bahadıroğlu,

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından organize edilen ve İBB Kültür A.Ş.’nin katkılarıyla düzenlenen 31. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı’nın Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’nin katkılarıyla gerçekleştirdiği Beyazıt Ramazan Sohbetleri, her gün bir yazarı hem Beyazıt’la hem de ziyaretçilerle buluşturuyor. Beyazıt Camii yanında kurulan çadırın konuğu, Ramazan’ın 10. gününde yazar Yavuz Bahadıroğlu oldu. Son derece yoğun bir ilginin gözlemlendiği programda Bahadıroğlu, “Osmanlı’da Ramazan” konulu bir program sunarak dinleyenleri kısa bir zaman için de olsa asırlar öncesine ve yakın tarihteki lâtif Ramazanlarda gezintiye çıkardı.
 
SELÂM VE KELÂM HASSASİYETİ
 
Selâm, ezan ve Kur’ân’ın Müslüman bir topluluk için ne kadar önemli olabileceğine dair izahta bulunan Bahadıroğlu, “Selâm, iletişim ve haberleşmek demek. ‘Selâmün aleyküm’ diyen bir kişi, bilirsiniz ki Müslüman’dır. O anda aranızda bir bağ oluştuğunu hissedersiniz. Ezan-ı Muhammedî kimliğinde okunan bir ezan duyduğunuzda anlarsınız ki Müslüman bir ülkedir. Kur’ân okuyan bir topluluk görünce de anlarsınız ki o yer Müslümanların olduğu bir yerdir. Müslümanlar arasındaki yürek iletişimini koparmak isterseniz de bu üç şey üzerinde oynamalar yaparsınız. O zaman İslâm, yerel bir din olmaya mahkûm bir hâle gelir. Öyle olunca da ‘Allahaısmarladık; saadetle, selametle, izzetle, ikballe efendim’ gibi vedalaşma sözlerinin yerine ‘By by’ ile vedalaşırsınız. Osmanlı selâm ve kelâm üzerinde hassasiyet geliştirmiştir. Osmanlı coğrafyasında, muhabbeti bilimle sohbeti sevgiyle buluşturan, sadece konuşma meziyetiyle öne çıkmış çok değerli insanlar yaşamıştır” dedi.
 
Bahadıroğlu, Ramazan eğlenceleri tanımının ve faaliyetlerinin kültürümüze sonradan dâhil edildiğinin, Direklerarası Eğlencelerinde kanto oynatmaların azınlıkların azgın kesimine ait bir aşırılık olduğunun ve bugün böyle bir eğlence anlayışını Ramazan’a mâletmenin son derece sakıncalı olduğunun altını çizerek yozlaşmayı şöyle ifade etti:
 
BEDDUANIN GÖLGESİNDEKİ AYASOFYA
 
“Ramazan’ı şarkıcı-türkücü seremonisine bularsak Hakk’ın karşısına nasıl çıkacağız? Ramazan’ı nasıl değerlendireceğiz? Osmanlı’da eğlenceler vardı, bugünkü anladığımız manâda değil. Teravihler için aydınlatılan sokaklarda camiye gitmek başta çocuklar için bir eğlenceydi. Surre Alayı, hayır yapmak adına en büyük seferberliklerden biriydi. Yüzde otuzunu kadınların inşa ettirdiği 36 bin vakıf kuran Osmanlı, hayır yapma hadisesinde Fatih Sultan Mehmet’in babasından (İkinci Murat) itibaren öyle bir hâle geldi ki Surre Alayı’yla Peygamber Efendimizin fakir akrabalarına altın gönderiyordu.”
 
Ayasofya için Peygamber Efendimizin müjdelediği Fatih Sultan Mehmet’in bedduasını hatırlatan Yavuz Bahadıroğlu, Ayasofya’nın bir an önce açılması gerektiğini ve bu meseleyi her gördüğü “devletli”ye muhakkak söylediğini, talep edilmezse arzın da olmayacağını vurgulayarak; “Siz Allah’ın istikametinde yürürseniz, size engel olmak isteyenlere Allah engel olur. Allah hatırladıktan sonra kâinatın sizi unutmasının, Allah sizi unuttuktan sonra kâinatın sizi hatırlamasının bir anlamı yoktur.” dedi.

Ayasofya Haberleri