Hayvanlardaki içgüdünün gerçek mahiyeti

Bazen hayvanlardan veya doğadan bir örnek verince; bazıları onu içgüdüye isnat ediyorlar. İçgüdünün hakikati nedir?

Risale-i Nur perspektifiyle, "içgüdü" (sevk-i tabii) savunmasını yapanları susturacak ve aklen ikna edecek çok güçlü ve mantıklı argümanlar mevcuttur. Bu noktada temel mesele şudur:

İçgüdü dedikleri şey, aslında bir fail değil, bir isimdir. Bir olayın adını koymak, o olayı yapan gücü açıklamaz.

  • "İçgüdü" Bir İsimdir, Bir Fail Değildir

Onlara şunu sorabilirsiniz: "Bir olaya 'içgüdü' demekle o işi kimin yaptığını açıklamış mı oluyorsunuz, yoksa sadece olaya bir isim mi takıyorsunuz?"

Bir saatin nasıl çalıştığını bilmeyen birine "Bu saat 'saatlik' gücüyle çalışıyor" demek ne kadar boşsa, bir arının mühendislik harikası yuvasına "içgüdüyle yapıyor" demek de o kadar boştur. İçgüdü, o harika işin nasıl yapıldığını değil, ne sıklıkla yapıldığını ifade eden bir kelimedir.

  • İlim ve İrade Gerektiren İşler

Özellikle Ayetü'l-Kübra ve Tabiat Risalesi başta olarak Risale-i Nur'un üzerinde durduğu en güçlü nokta şudur: Şuursuz bir varlıktan, şuurlu bir netice çıkamaz.

Bir arı veya karınca, geometri bilir gibi hesaplamalar yapıyorsa; burada iki seçenek vardır:

- Ya o küçük hayvanda bir dâhi zekası, mühendislik diploması ve her şeyi kuşatan bir ilim vardır ki bu imkânsızdır.

- Veya o hayvan, her şeyi bilen bir zatın (Sani-i Zülcelal) sevkiyle, yani onun (c.c) "ilhamı" ile hareket ediyordur.

"İçgüdü" denilen şey, aslında Allah'ın o hayvana koyduğu bir programdır. Program varsa, programcı da olmak zorundadır. Buna da Allah (c.c) aşağıda izah edileceği gibi, "ilham veya vahiy verdik" diye buyurmaktadır.

  • Eğitim Almadan Mükemmel İş Yapmak

İnsan, en zeki canlı olmasına rağmen her şeyi öğrenmek zorundadır. Bir bebek yürümeyi aylarca öğrenemez. Ancak bir arı, yumurtadan çıkar çıkmaz hiç eğitim almadan dünyanın en karmaşık mimari yapısını inşa etmeye başlar.

Buradaki soru şudur: "Öğrenme süreci olmayan bir canlıda bu kadar mükemmel bir bilgi nasıl mevcut olabilir?"

Eğer bu "içgüdü" ise, bu "iç"ten gelen "bilgi" ona dışarıdan biri tarafından yüklenmiş olmalıdır. Maddi bir beyin, kendi kendine geometri üretemez.

  • Risale-i Nur'da "Sevk-i İlahi" Kavramı

Üstad Bediüzzaman, "içgüdü" yerine "Sevk-i İlahî" veya "İlham-ı Rabbanî" tabirlerini kullanır. Hayvanların bu harika işleri kendi akıllarıyla yapmadıkları bellidir, çünkü akılları yok. Tabiatın yapmadığı da bellidir, çünkü tabiat kör, sağır ve cansız bir kanunlar bütünüdür.

O hâlde bu canlılar, tıpkı bir askerin komutanının emriyle hareket etmesi gibi, bir "Sevk-i İlahi" ile hareket etmektedirler.

  • Özetle Savunma Hattınız Şöyle Olmalı:

Etiketleme Yanılgısı: Bir olaya isim vermek yani içgüdü demek, o olayın yaratıcısını inkâr etmeye sebep olamaz.

Kabiliyet-Fiil Dengesi: Hayvanın küçücük beyni ile ortaya koyduğu devasa sanat ve ilim arasındaki uçurum, bir "dış müdahale"yi, yani vahiy ve ilhamı zorunlu kılar.

Kanun ve Kanun Koyucu: Yerçekimi bir kanundur, ama elmayı yere düşüren Allah’ın kudretidir. İçgüdü de bir kanundur; o kanunu hayvana ilham eden ve uygulatan Allah'tır.

Sevk-i tabiî ile o şuursuz, kör kuvvet bu ince sanatlı işleri yapamaz. Eğer o hayvanın kendi aklı ise, o akıl bu kadar dâhi olamaz. Bu kadar dâhi başkasının hesabına çalışmaz, hatta her şeyi idare eder.

Bu mantık silsilesiyle yaklaşırsak, karşı tarafın içgüdü kelimesinin arkasına saklanmasına izin vermemiş oluruz. Ve Tabiat Risalesi’ni derinlemesine okumanız kuvvetli bir cevap olacaktır. Birkaç misal ile meseleyi tamamlayalım:

  • Bal Arısı Örneği (Kader ve İrade Çıkmazı)

Bir arı, altıgen hücrelerini inşa ederken hem en az malzemeyi kullanır hem de en geniş alanı elde eder. Bu, matematiksel olarak ispatlanmış bir "en iyi duruma getirme" yani "optimizasyon" problemidir.

"İçgüdü diyorsunuz ama bu hayvanın yaptığı iş; geometri, mimarlık ve iktisat bilgisi gerektiriyor. Eğer bu bilgi arının kendi beyninden geliyorsa, arının Öklid'den daha iyi bir geometrici olduğunu kabul etmeniz gerekir. Eğer 'beyni bu işi otomatik yapıyor' derseniz; bir bilgisayarın içindeki yazılımı bir yazılımcı yazmadan kendi kendine oluştuğunu iddia etmek kadar gülünç duruma düşersiniz. Arı, Rabbinin emriyle hareket eden bir 'vazifedar'dır."

"Ve rabbin bal arısına şöyle ilham etti: 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin. Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!' Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır." (Nahl, 16/68-69)

  • İpek Böceği Örneği (Hadsiz Sanat, Sıfır Akıl)

İpek böceği, kendi boyundan beklenmeyecek kadar harika ve sanatlı bir koza örer. Üstelik bu kozayı örerken kendi ölümünü hazırlar, ama sonunda muhteşem bir kelebeğe dönüşür.

"Bir böcek, kendi ördüğü ipeğin insanın sırtına harika bir elbise olacağını bilebilir mi? Ya da o ipeği üretmek için vücudundaki kimyasal fabrikaları kendi iradesiyle mi kurdu? Akıl yok, eğitim yok ama sonuç mükemmel bir sanat. Demek ki o böcek bir tezgâh, dokuyan ise başkasıdır. İçgüdü, o sanatkârın dokuma makinesine koyduğu gizli bir 'program'ın adıdır; programın kendisi bir sanatkâr değildir."

İşte o ipek böceğini akıllı kabul etmek büyük bir yanılgıdır. Zira kendisini kaynar suya atacak olan insanlara, bu mükemmel akılla hizmet etmeye gayret etmek, büyük bir zıtlıktır ve paradokstur.

  • Karınca Örneği (Sosyal Düzen ve Hikmet)

Karıncalar, kışlık erzaklarını saklarken tohumların çimlenip yuvalarını bozmaması için onları ikiye bölerler. Ama sadece kişniş tohumunu dörde bölerler; çünkü kişniş ikiye bölünse de çimlenebilen nadir bir bitkidir.

"Botanik uzmanlarının bile yeni keşfettiği bu gerçeği, bir karınca hangi 'içgüdü' ile biliyor? Bir bitkinin biyolojik yapısını tahlil edecek laboratuvarı mı var? Eğer ona 'içgüdü öğretti' derseniz, o zaman içgüdünün kendisinin her şeyi bilen bir ilim sahibi olduğunu kabul etmiş olursunuz. İşte biz o her şeyi kuşatan ilme 'Allah'ın ilmi' diyoruz."

  • Tartışmayı Bitirmek İçin

Karşınızdakine şunu sorun:

"Bir uçak otopilotla uçtuğunda, uçağı uçuran 'içgüdüsüdür' mü dersiniz, yoksa o yazılımı oraya yükleyen bir mühendisin dehası mı? Eğer uçağa 'içgüdüyle uçuyor' derseniz mühendise hakaret etmiş olursunuz. Hayvanlardaki sevk-i tabii (içgüdü) de ilahi bir yazılımdır; yazılım, yazılımcısız olmaz. Dolayısıyla buna sevk-i tabii değil, sevk-i ilahi demek daha doğru bir yaklaşımdır."

Bu mantıkla yaklaştığımızda, içgüdü kelimesinin aslında bir perde olduğunu ve arkasındaki asıl kudreti saklayamayacağını göstermiş oluruz.

Sorularla Risale

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.

İslam Haberleri