Bütün hizmet gruplarımızda, halis cemaatlerimize ait hizmet, sohbet, ders mekânları olarak nur dersaneleri var. İlgilenenler, bu işlerin mutfağında çalışmış, yetişmiş, şahsî okuması olan, Nurlardaki Kur’an hakaikine sadık vakıf veya vukufiyetli vazifelilerin bulunduğu, haftanın en az 2-3 günü umumi derslere gidilen; her zaman hizmetler ve dersler için açık büyük salonları olan, temiz, güzel döşenmiş, hizmetlerde kullanışlı ölmemiş, hiç ölmeyecek yerlerimiz(!) var. Bizim meşrebimizde de buralarda da az da olsa böyle yerlerimiz, hala bulunuyor elhamdülillah.
Evet, böyle dershanelerimiz hem de her yerde bulunmalıdır. Bulunabilir de! Tabi ki öncelikle yaşadığımız yerde ve çevremizdeki yerleşim yerlerinde Risale-i Nur okuyanların, örnek mümin, müslim insanlar olarak yaşaması, Nurlarla hizmet yapılan yerlerin oluşması, bilhassa bizlerin “Örnek Nurlu Müminler” olarak ahlakımızla İslam’ı doğru dürüst temsil etmemiz gerekir.
Bu safha atlanarak “dershaneler öldü demek” çok kolay, ama çok doğru değil! Böyle demekte teşhis hatası olur! Bu gerçekleştirilememişse vay bizim halimize… Önce bizlerin kendimize, ailemize, evlad-ı iyâlimize, sonra yakın çevremizdeki her yere bu Nurları okuma, okutma, oralarda İslami, İmanî hakikatleri ihlasla, hal ve dilimizle anlatmaya, fiilen de yaşamaya öncelik vermek gerekmez mi?
Elbette, iyi bir Nur Talebesi olarak iyi bir mümin gibi yaşamak, diğer insanlara, yakınlarımızdan başlayarak bu asli ve ilk zaruri vazifeyi gerçekleştirmemiz gerekir! Bu şekilde taşın altına hep beraber elimizi koymamız gerekir. Hayatımızın en küçük dairesinden, kalp, hane, aile dairesinden başlayarak kulluğun gereğini yapmamız, iman hakikatlerini okuyup, anlayıp, yaşayıp ve dilimiz ve halimizle anlatıp vazifemize hemen başlamamız gerekir.
- “Eğer biz doğru İslâmiyeti ve
- İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek,
- bundan sonra onlardan fevc fevc dâhil olacaklardır.
- Hem de tarih bize bildiriyor ki,
- ehl-i İslâmın temeddünü, hakikat-i İslâmiyete ittibaları nispetindedir.
- Başkaların temeddünü ise, dinleriyle mâkûsen mütenasiptir.” (İ.D.Eser,482). xxx.
Umumi ve öğrenci dershaneleri için yatılı kalan az olsa da bulunmakta ve bütün gruplarımızda, bizim ilimizde hemen bütün ilçelerimizde zafiyetleriyle de olsa, dershaneler bulunmaktadır elhamdülillah! Ama erozyon maalesef buralarda da damla damla her yönümüzü sarmaktadır. Safi Nur Talebeliği -gördüğümüz kadarıyla- azalmakta, Jön Türklere benzer bir tarzda “Layt Talebelik” veya kendini Nur Talebesi sananlar(!) maalesef artmaktadır.
Tahsilliler, zenginler, içtimai hayatta, ticarette söz sahibi olanlarımız elhamdülillah arttı. Fakat medenilere çok yanaşıp, onlarla efkârlarıyla aramızdaki uçurumun derinliğini göremeyenlerimiz, o derin farklılıkları aşamayanlarımız da galiba biraz artmakta ki bazılarımız bu konuda yüksek sesle feryat ediyor! Şahsi okuması azalan, hatta yok olan, evinde Nurların az veya hiç gibi okunmadığı, okunamadığı, ihtiyacın tam hissedilemediği, insanlar çoğaldı gibi! Sanki evlatlarını bu konuda önemseyip çırpınanlarımız ise iyice azalmaya devam ediyor gibi.
Ama kreş, anaokulu, ilk ve ortaokul, lise ve hatta özel üniversitelerde tahsil hayatına önem verip okutanlarımız çoğaldı! Ancak Nurları okuyan, okutan, nur dershanesine evlatlarını, yakınlarını, arkadaşlarını getiren, orda kalmalarını teşvik eden, okuma programlarına gönderen, bu işlerde bizzat bilfiil vazife alıp çalışanlar artık pek fazla bulunamıyor. İçtimaî hayatla ilgilenen, lüks telefonuyla daima hem de bütün dünya hadisatını ve farklı efkârı inceden inceye takip edenlerimiz oldukça çoğaldı elhamdülillah(!) Neredeyse medenilere(!) iltihak etmeye yaklaşanlarımız, bir “Sözde Talebelik”(!) yapanlarımız da -söylenenler gibi- sanki sahiden artıyor mu?
Bu arada, aksine “Nurlarda ilmî hata var, İslam’a aykırı yerler var…” vb iddialarla ehl-i dünyaya röportajlarla -bilerek bilmeyerek- Nurlardan adeta soğutanlarımız(!) bile maalesef var artık! Böyle olanlar mı dershanelerimizi ölüme sürüklüyor acaba!
Mülk olmasa da böyle mekânlarımız her yerde muhakkak ihdas edilmeli; önce bizlerin daima makul şahsi okuma yapmamız, evimizde dersler yapılmasını gerçekleştirmemiz, hizmet organizasyonlarına dâhil olmamız gerekir. Yoksa kendimizi de evlad-ı iyâlimizi de iman ve İslam üzerine yaşatamayız. Ve dolayısıyla dershaneler kuramaz, oralara gidenleri bulamaz, kalacak talebeyi hayal bile edemeyiz!
Öncelikle:
- Hizmet-i imaniyeye ait daha çok dershane dediğimiz yerlerdeki faaliyetlerimiz,
- Kesinlikle, cemaatimizin, usulünce seçtiği meşveret heyeti ile yürütülmeli,
- Meşveretler de, Nurlara vukufiyetli, ona sadık ağabey ve arkadaşlarla olmalı!
- Ancak bizim hizmetimizde, dershanelerimizde yönetim, bir eli öpülesi ağabey veya zengin veya makam sahibi veya akademik kariyer sahibi veya hürmete layık yaşlı halis bir ağabey veya arkadaşımız tarafından; “ağa” gibi bir organizatör, idareci ile, asla ve kat’a olmamalı!
- Peygamber Efendimiz (asm) gibi doğru, şer’i ve cemaatimizin seçimiyle oluşan bir şura ile idare edilen bir faaliyet ve düzen bulunmalıdır. Buralardaki eksik veya hatalarımız “dershaneler öldü” feryadının en önemli sebeplerinden birisidir bizce!
- Dersler daima farklı, ancak vukufiyetli kişiler tarafından yapılmalı. (Hatta bazı şehirlerde(!)-bizde de bir zamanlar olduğu gibi- ders yapacaklar bile meşveretlerle planlanıp belirlenerek harika bir iş yapılmaktadır!)
- Anketler düzenlenerek ders şekli, süresi, tarzı ve yapanları tespit edilen harika modern hizmet merkezleri dershanelerimiz vardı bizim. Yıllık, aylık; büyükler, gençler, değişik seviyedeki öğrencilere, okul öncesi evlatlarımıza kadar; hanımlar ve erkekler için ayrı ayrı mekânlarda “ders müfredatları” belirlenmeli, aynı yerlerin okunması yerine, hikmetle, bütün ehemmiyetli konuların okunmasına çalışılmalı.
- Haftalık ders konuları ilan edilmeli, ehl-i tetkik olanların konuyu okuyarak, hazırlanarak derse gelebilmeleri için bu ilanlar müfredatımıza göre fiiliyata dökülmeli, ders günleri zaman planlaması yazılı olarak dershanelerde asılı bulunmalı.
- Buralardaki derslerde “malumat furuşluğa” kaçılmadan metinlere bağlı, konu dışına çıkmadan, (5. Desise-i Şeytaniyede Üstadımızın söylediğine uyarak) şerh, izah veya tanzimli mütalaalı dersler yapılmaya çalışılmalı…
- İsteyenler her zaman dershanelere Nurları okuma okumaya veya dinlemeye katılmak için gelebilmeli. Haftanın 2-3 gününde buralara “umumi ders” konulmalı.
- Dersler mümkün oldukça haftada bir günde kalmamalı, ders süreleri muhataplarımızın seviyesine, mukteza-i hale uygun çok uzun olmamalı! Lahika ve müdafaalardan da ilave dersler muhakkak yapılabilmelidir! Arada, muhakkak çay ve ikram verilebilmeli.
- Dershanelerde bir “Dilek Kutusu” olmalı; buradaki hizmetlerle ilgili şikâyet, tavsiye ve istekleri olanlar oraya yazılı pusula koyarak -istemiyor ise adını yazmadan- fikrini anlatabilmeli.
- Seçilen meşveret heyeti, kendi merkezlerine ait hizmetler ve gelişmeler için belli sürelerde toplanarak hizmetlerle ilgili değerlendirmeler, planlamalarla vazifelerimiz organizeye çalışmalı.
- —Medenilere çok yanaşmayınız…
- —Risale-i Nur elzemdir...
- —Ulum-u âliyeyi okumadan hakikate ulaşmak...
- —Akıl ve kalp birlikteliğinin olduğu sahabe mesleği… konuları çok ama çok dikkatle tekrar okunmalı, özleri ciddi arkadaşlarımızla değerlendirilmelidir!
- Nurlarla ilgili olarak “Kur’anın bu asra bakan manalarının inzali” metnini Uluslararası Sempozyumda bir İslam Âliminden dinlemiş, çok heyecanlanmıştık!. Yıllar içinde samimi ciddi okumalar esnasında bu manayı cidden anlamış, dar dairede çok üzerinde durmuştuk. 1. Şua’yı arkadaşlarla mütalaalı okuyup metinlerle anlayınca hayatımızda çok farklılıklar oluşmuş, Nurlara, oralardaki hizmet ölçülerine, onun “elzem” oluşuna kalbimizde ikna olup, itikadımız oluşmuştu!
- Son yıllarda pek çok arkadaşımızın evlerinde cedit yeni birkaç takım külliyatın okunmadan kitaplıklarında arz-ı endam ettiğine çok defa şahit oluyor ve kardeşlerimizden de duyuyoruz. Görüşmelerimizde Nurlardan çok uzaklaşıldığını hemen anlıyor, üzülüyor, hiç eskimeden, Nurların onlarda pırıl pırıl beklediğine çok hayretle şahit oluyoruz.
- Böyle insanların halleri dershane ölüyor feryadının asıl sebeplerindendir. Dershanelerim azalması, talebe kalmaması, büyük erozyona maruz kalması, inanın ki Hüseyin beyin anlattığı sebepler de var ama asıl sebep bizim şimdilerde ulaştığımız halimizdir… Bu kutsî hizmetin mutfağına girmeyen insanlar olarak gerçeği tam teşhis etmeden sadece feryat ediyoruz!
- “Madem âhiret için, hayır için,
- ibadet ve sevab için, iman ve Kur'an için
- Risale-i Nur ile bağlanmışsınız;
- elbette bu ağır şerait altında her bir saati yirmi saat ibadet hükmünde ve
- o yirmi saat ise Kur'an ve iman hizmetindeki mücahede-i maneviye haysiyetiyle yüz saat kadar kıymetdar ve
- yüz saat ise böyle her biri yüz adam kadar ehemmiyetli olan hakikî “Mücahid Kardeşler” ile görüşmek ve
- akd-i uhuvvet etmek kuvvet vermek ve almak ve
- teselli etmek ve müteselli olmak ve
- hakikî bir tesanüdle kudsî hizmete sebatkârane devam etmek ve (onların)
- güzel seciyelerinden istifade etmek gerekir. (Tarihçe,536).
Yazımızı, cemaate, Risale-i Nur derslerine katılmanın kazandırdıklarını yazarak bitirelim:
- Şahs-ı manevî ile beraber olmak.
- Îmân ve İslâmiyet safında olduğunu göstermek.
- Şehadet ve şahidlikle lehinde delil beyanına vesile olmak.
- Kuvve-i maneviye kazanmak ve ümid tazelemek.
- Na'budü ve nestaîndeki sırra mazhar olmak.
- Bu kadar cemaatin gittikleri yolun davası batıl olamaz diyerek evham ve şeytanî vesveseleri izale etmek.
- Uhuvvet, muhabbet, tesanüt ve ittihadı netice verecek müfritane irtibatın inkişafına vesile olmak.
- Fikr-i infiradî, tasavvur-u şahsî hastalığından kurtulmak. Ferdiyetçilikten, münferitlikten azâde olmak.
- Umum Müslümanları düşünmek hissiyatının inkişafına vesile olmak.
- Kuvvet vermek ve kuvvet almak. Teselli vermek, müteselli olmak. Dua etmek, dua almak.
- Hodbin, hodgam, hodendişlik gibi süflî hislerin tasallutundan kurtulmak.
- Allah’ın azâmetinin kalblerde inbisat ve inkişafına yol bulmak.
- Peygamber Efendimiz ASM'ın "Ümmetî ümmetî" kelimesindeki manânın kalblerde yerleşmesine vesile olmak.
- Yalnız kendini düşünmek hissiyatından kurtulmak. Cemaatin fertleriyle alâkadar olmak vesilesi.
- Allah’ın ipine topluca sarılın emrine imtisal etmek.
- Külli bir niyyetin ve hadsiz bir itikadın kapılarını aralamak.
- Benim Rabbim'den tâ Alemlerin, kainatın ve mevcudatın Rabbi isim ve ünvanına yükselmeye ve marifetullahın inkişafına vesile olmak.
- Yenilerin şevklenmesine vesile olmak.
- Farklı ağabeylerden istifade etmek.
- Binler yerden gelen günahlara mukabil bin dil, bin ruh ve bin cesed ile mukabele etmek.
- Şeair-i İslamiyenin ihyasına vesile olmak.
- Cuma, bayram gibi cemaatle kılınan namazlardaki cem'in sırrına mazhar olmak.
- 27 kat sevaba vesile olan sırrı bulmak ve mazhar olmak.
- Cem' ve cemaat ile edilen duaların Rahmet-i İlahîye tarafından geri çevrilmeyeceği müjdesine nail olmak.
- Allah Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin 40 kişinin şehadeti ile insanların şahidliğini Rahmet vechesi olarak kabul etmesi.
- Zamanın cem' ve cemaat zamanı olduğunu ifham.
- "Tevhid-i îmanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i îtikad dahi, vahdet-i içtimâiyeyi iktiza eder." Sırrıyla Vahdet ve Tevhidi iktiza eden cem' ve cemaat ruhunu hissetmek. [Risale-i Nur Külliyatından iktibas edilmiştir.]