Hakk’ın şahitleri

Emine ALKIŞ

Hakk’ı hak olarak görmek, menfi yanlış eylemlerden ayrı tutmak, yapılacak olan hallerin başında gelmektedir. Hakk’ın hâsıl olmasıyla batılın yok olması bu yolda ortaya çıkan en önemli neticedir. Bu vakit yaratıcının nazarında güzide, değerli bir varlık olma yolunda atmış olduğumuz adımlardır, hayatı manalandıran ve Hakk’ın halk etmiş olduğu güzel latiflerin, nimetlerin en önemlisidir.

Hakk’ın şahitleri, hür olarak dipdiri ruhlarıyla coşkun halleriyle, aşk halinde vecd halinde hayatlarını bu uğurda devam ettirmektedirler. Hiç şüphesiz Hakk’a bağlılıklarını teslimiyetlerini göstermiş olacaklardır. Akif’in dile getirdiği gibi “hakka dayanır, saye sarılıp hikmete ram olmak” mutlak olarak huzura erişilebilecek en anlamlı manidar bir haldir.

Allah’ın hakkın ta kendisi olduğunu, hakkın dışında her şeyin ancak dalalet olacağını idrak eden hak erleri, hakikatin sinesinde dolaşan güzide insanlar her daim Allah’ın inayetiyle var olacaklardır. İşte bu vakit hak gelip, batıl yok olmaya yüz tutmaya başladığında, hakkı batılla çürütmeye kimsenin gücü yetemeyecektir. Şüphesiz, batıl yok olmaya, akıllardan düşmeye mahkûmdur. Yaratıcı her dem hakkı gözeten koruyan, devam ettiren, sahiplenen insanlar var ettiği sürece mutlak surette batıl silinmeye yüz tutacaktır. Hakka uyanmanın tadını, adını, sanını bilen insanlardan olmak hazların büyüğüdür. Hoşnutluğun yükseldiği en kıymetli anlardandır. O halde biz dahi hakka bağlılığın tanımını en güzel, en veciz en derin cümleler irimizle yapacak olsak, lafızlarım bunu manayı dile dökmekte çok yetersiz kalacaktır.  O vakit sözü uzatmadan sözü özüne vurduğumuzda şu ifadeler ağızlardan dökülecektir. Onun aşkına tüm benliğinle sarılmadır, hakka bağlılıktır, Bu zorlu ve ağır yolda sebatkâr davranmadır Hakk’a bağlılık. En önemlisi yerdeki ve göktekilerin şahitliğidir Hakk’a bağlılık. İşte bu saymış olduğumuz hallerin bütünleşmesiyle, hakka susamış gönüllerin tek bir vücut olmasıyla ortaya çıkan çok kutlu, kudsi, manası yüce parlak bir vaziyetin hâsıl olmasıdır.

Sözün erbabı, sahibi olan Bediüzzamanın deyişiyle dile vuracak olursak “faniyim, fani olanı istemem, acizim aciz olanı istemem. Ruhumu rahmana teslim eyledim gayr istemem” mısraları hakkın şahitliğini yapması açısından, büyük emsal taşır. Sözün incisi olan üstad mümkün mertebe bizleri hakka tabi olabilmeye ve hak dışında olan her şeyden yüz çevirmeye davet etmektedir. Faninin ötesinde bakiyi arzulamak, ebedi olan hak olan kendi zatına talip olmak bizler için en lüzumlu, faideli bir yoldur. Ey bedbaht nefis! Bundan öte bir başka yol yoktur 

O halde gelin, her günümüzde yüce Mevla’dan hakk’a bağlılığımızın kat be kat artmasını tüm gayretimizle, safi hislerimizle isteyelim. Bu vakit dışımız hak ile içimiz hak ile dolup taşmayı yaradan nasip etsin…

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.