Haddini bilmek…

Günümüz dünyasına bile halen ışık tutmakta olan büyük islam alimi Mevlana demiş ki; “Demircilik sanatını bilmeyen kimse, demirci ocağına yaklaşırsa sakalını, bıyığını yakar.”

Demek istiyor ki, herkes haddini bilecek. Ya yapmak istediği işi hakkıyla öğrenecek, ya da bilmiyorsa susacak. Peki, bilmediğini bilmeyene ne demeli?

Konfüçyüs şöyle demiş:

“Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyandırınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.”

Biz de, bu vesileyle bilmediğini bilenlere birşeyler anlatmaya çalışacağız. Bilmediğini bilmiyorsa, onun arkasından gidilmemesini öğütleyeceğiz.

Berlin’deki okullarda mescit yapılsın/yapılmasın tartışmalarının yoğun yapıldığı günlerdi. Üst mahkeme kararını açıklayacaktı. Ya bütün okullarda talep halinde isteyene ibadete imkan sağlayan bir oda vermenin önü açılacaktı, ya da mahkemeye taşınan bu bireysel çaba, boşa çıkacaktı.

İkincisi gerçekleşti.

O günlerde gözüme bir haber ilişti. Karar, mescitlerin aleyhine çıkmıştı. Bunu haber yapan Tagesspiegel gazetesi (27.05.2010), konuyu okul yönetiminin açısından izah ettikten sonra, “kendisi de Türkiye asıllı bir müslüman olan Bilkay Öney (SPD Berlin Eyalet Milletvekili)”’den görüş almış.

Ancak ne ilginçtir ki, Bilkay Öney görüşünü belirtmekten öte birşey yapmış – hüküm vermiş. Bilkay hanım “İslam’ın en güzel yanı pragmatik bir din oluşu. Namaz zamana tabi değildir ve her yerde kılınabilir. İlle de okulda kılınması gerekir diye birşey yok.” diyor.

Bu açıklamanın ikinci kısmına diyeceğimiz yok, namaz her yerde kılınır. Lakin namazın zamana tabi olmadığına dair bir görüşü ilk kez duyuyorduk. Okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz alimler bizden bu bilgiyi ‘kaçırmışlar’ mıydı? Yoksa biz okuduğumuz halde unutmuş muyduk? Münasip bir dille Bilkay Hanım’a bu soruyu sorduk. “Bilkay hanım, bu konuya ait bilgiyi hangi islami kaynaktan aldınız?” Olur ya, bizim gözümüzden kaçan bir kaynak vardır, orada okumuş ve bilgi ve kanaat sahibi olmuştur. Yoksa insan bilgi sahibi olmadığı bir konuda, hem de böyle temel bir konuda açıklama yapar mı?

Bilkay hanım’dan mail yoluyla cevap geldi. Diyor ki; "Levent Bey, ben müslümanlara karşı önyargıların artmaması için herşeyi düşünerek söylüyorum... Bunu müslüman Alman bir siyasetçi olarak söyleyince, daha inandırıcı oluyor."

Herşeyi düşünerek söylediğini ifade eden Bilkay Hanım, bana kaynak belirtmemiş. Üşenmedim, tekrar sordum. Israrla bir kaynak belirtmesini rica ettim. Bana cevap vermezse, demokrasinin gereği olarak müntesibi olduğu SPD partisine danışacağımı, Bilkay Hanım’ın İslam’la alakalı yaptığı açıklamaların SPD’yi bağlayıp bağlamadığını, Bilkay Hanım’ın hangi mesleki birikim ve akademik çalışmayla İslami bir hüküm verdiğini soracağımı ifade ettim.

Bu seferki cevabında da namazın zamana bağlı olmadığına dair hükmü hangi kitaptan okuduğuna dair cevap vermedi. Onun yerine, benim ifademi bir şantaj olarak algıladığını, asıl kendisinin beni basına verebileceğini şu sözlerle ifade etti: "Siz beni parti yönetimine veya medyaya şikayet etmeden önce, ben bunu yapabilirim... Bu olayı medyaya versem sizin için iyi olmaz."

Merak ettim, verecek mi diye. Bir müddet bekledim. Sonra bir mail daha yazıp, cevap vermemesi halinde partiye mektup yazacağımı söyledim. Yine makul bir süre bekledim. Cevap gelmeyince, SPD’nin Berlin teşkilatının başkanı Michael Müller nezdinde, partinin değişik organlarına açık bir mektup yazıp gönderdim. Sorduğum soru özetle şöyle: “Bilkay Öney partinizin İslam konusundaki sözcüsü mü? Onun sözleri partinizi bağlar mı? Eğer böyleyse, Bilkay Hanım’ın İslam hususundaki bilgi birikimi ve akademik eğitimi hangi düzeydedir?”

Sözün burasında, Bilkay Hanım hakkında yaptığım 1-2 araştırmadan bahsedeyim. Bu hanımefendinin konulara ne kadar vakıf olduğunu belirten çok önemli 2 malzeme geçti elime. Birisi, Baden Württemberg Eyaleti’nin Entegrasyon Bakanı olmadan önce kendi internet sayfasında yayınlanmış olan “Burkini” başlıklı yazıda geçen bir ifade. Aynen şöyle: “Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık olarak 6000 sure var.” 6000 ayet mi demek istemişti acaba? Kur’an-ı Kerim’in 114 sureden ibaret olduğunu şu anda en azılı İslam düşmanları bile biliyor.

Bilkay Hanım bu yazıyı 22.01.2009 yılında sayfasına koymuş. Yani neredeyse 2,5 yıl olacak. 2,5 yıldır ne düzelten olmuş, ne de uyaran. İyi de, biz bilgisi kıt olan bir milletvekili mi seçeceğiz, yoksa ihmalkar ve dikkatsiz bir milletvekili mi? Bunun dışında üçüncü bir alternatifimiz yok mu?

Bilgisi kıt demişken, ikinci malzemeden de bahsedeyim.

TRT'den Banu Avar'ı tanırsınız belki. Bilkay Hanım’la bir röportaj yapmış. Bilkay Hanım’a soruyor: "Türkiye tarihini biliyorsunuz, değil mi?" Cevap: "Çok az. Çok az."

‘Türkiye asıllı bir müslüman’ diye lanse edilen bir milletvekili, temsil ettiği milletin tarihini bilmiyor. Bununla bitse, yine iyi. Röportaj devam ediyor: "Sözde Ermeni soykırımı hakkında Alman tezine uygun açıklamalar yaptığınız için partiniz tarafından aday gösterildiğiniz söyleniyor?"

Bilkay Hanım: "Massenmord (soykırım) olarak bir tasarı hazırlanıyor, şimdi ben kalkıp bir Alman vekil olarak ‘Hayır ben bunu kabul etmiyorum’ deme şansına sahip değilim."

Neresinden tutsak, neresinden başlasak bu ifadelerin ben bilmiyorum. Milletvekili olmak bu kadar kolay mı Almanya’da? Bu kadar mı ucuz? Bir milleti (Türk milleti olsun, Alman milleti olsun) temsil etmek bu kadar mı kolay? Kendine özgün bir duruş sergileyemiyor. Temsil ettiğini iddia ettiği topluluğa atılan bir iftiraya bile cevap veremiyor.

Gelelim asıl konumuza. Partiye yazdığım mektuptan bahsediyordum.

Ne acıdır ki partiden de resmi bir cevap gelmedi. Dolaylı bir cevabı basından aldım. “Türkiye asıllı bir Müslüman” olan Bilkay Hanım’ın, Türkiye asıllı Müslümanları temsil edip edemediği araştırılmadan, soruşturulmadan 18 Eylül 2011’de yapılacak olan Berlin Eyalet seçimlerinde eyalet milletvekili olarak aday gösterilmesine karar verilmiş.

Bu da yetmedi, partisinin Baden-Württemberg Eyalet Teşkilatı kendisini 12 Mayıs 2011 tarihi itibariyle Federal Almanya Cumhuriyeti tarhinin ilk Entegrasyon Bakanı olarak atadı.

Bu dolaylı cevabı şöyle mi okumalıyız acaba: “Bir partili hakkında ne şikayet gelirse gelsin, kol kırılır yen içinde kalır. Biz bildiğimizi okur, kimseye de açıklama yapmayız. Bizim Almanyalı siyasetçiler olarak her zaman yaptığımız bu. Bilip bilmediğimiz her konuda konuşuruz. Bilkay hanım da bundan farklı birşey yapmamış.”

Şayet böyleyse, yapacak çok fazla birşey yok.

Onlar aday gösterirler, bizler de seçeriz.

Ya da - seçmeyiz.

Haber7

Güncel Haberleri