Rabbim yuvamıza göz aydınlığı olarak melek gibi bir emanet gönderdi. Hoş geldi Rânâ geldi, rızkıyla, bereketiyle dünyaya teşrif etti. Rabbim onu ismiyle müsemma eyleyerek güzellikler içinde, zarafet ve letafet üzere iman ve Kur’an’a hayırlı ve makbul evlatlardan eylesin. Onları ve nesillerini vatana, millete ve ümmet-i Muhammed’e faydalı olma bahtiyarlığına eriştirsin. Ailenin yeni misafiri sayesinde, başta anne ve baba, dedeler, babaanne ve anneanne, halalar, amcalar, dayı ve teyze olmak üzere bir anda yeni unvan alma bahtiyarlığına erişmiş oldular.
Büyükbaba ve büyükanne
Merhum Ekrem Kılıç hocamıza misafir olan dostlarından birisi: ‘damat nasıl, iyi mi, ondan razı mısın’ diye sorduğunda: ‘ya hiç sorma, beni ihtiyarlattı’ diye cevap verince, misafir irkilerek ‘ama nasıl olur? hayırdır!’ deyince, Ekrem hocam gülümseyerek: ‘dede olduk da!’ diye cevap verir. O da: ‘Allah iyiliğini versin da’ diyerek rahatlayıvermiş. Biz de ihtiyar olduğumuzu daha yeni yeni idrak ederek damarlarımıza kadar hissetmiş olduk. Bizim çocukluk zamanımızda dede ve ninelerimize büyükbaba ve büyükanne olarak hitap ederdik. Şimdilerde dede ve babaanne/anneanne olarak çağrılmaktadır. Netice itibariyle nine, büyükanne veya anneanne de denilse fark eden bir şey yoktur. Önemli olan temelde saygı ve sevgi bağlarıdır.
Annelik ve neslin devamı
Cenab-ı Allah her canlının neslini devam ettirebilmesi için ona çoğalma yeteneği vermiştir. Toprağa ekilen bir bitki onu ana rahmi gibi kabul ederek belirli bir müddet sonra çimlenip neşv-ü nema bulur. Hayvanlarda ise bu durum insanlarınkine benzemekle birlikte ana rahminde kalma süreleri farklılık göstermektedir. Bitki ve hayvanlara Allah tarafından fıtratlarına konulan sevk-i ilahi denilen programlarıyla onlara da yavrularını koruma, yetiştirme görevi verilmiştir. Mesela bir kuş yumurtadan çıkar çıkmaz gözünü dünyaya açarak hemen ayağa kalkabiliyor, 15-20 gün sonra uçma kabiliyetini kullanarak annesinden ayrılabiliyor. Ha keza bir bitki tohumu çimlenene kadar endosperm denilen besin maddesi tarafından hayatını idame ettirerek bir müddet sonra kendi dal ve yaprakları üzerinde durmaya başlıyor. İnsanoğlunda ise bitki ve hayvanların aksine annelik ve çocukluk dönemi bu dünyadan terhis olana kadar devam edegelmektedir.
Anne olmak bir ömür boyu devam eder
Annelik hamilelik ile başlayıp beşikten mezara kadar devam ediyor. Hatta ebedi saadet olan ahiret yurdunda bile her insan sevdikleri ile beraber olmanın yanında ana ve babası ile amel ve şefkat derecesine göre birlikte olabileceklerdir. Dokuz ay on gün ana rahminde gözü gibi koruduğu evladını kucağına alan bir annenin Allah’a olan hamt ve şükrünü, şefkat ve merhametini tasavvur etmek, kelimelerde ifade etmek gerçekten zordur. Onu ancak anne olanlara sormak gerekir. Burada bir şekilde anne olmayanlarında şefkat ve merhamet duyguları elbette ki vardır. Rabbim zaten kız evlatlarının hepsinin fıtratına bu duyguyu yerleştirmiştir. Şefkat Rabbimizin insanın fıtratına ve kalbine yerleştirdiği ilahi bir rahmet eseri olup kendi şefkatinin küçük bir misalidir. Ana şefkatinin yanında Rabbimizin kullarına olan şefkatinin eşsiz gücünün farkında olmak imanın en tatlı meyvelerinden birisidir.
Bir evladın yaşı ve başı ne olursa olsun anaya muhtaçtır
İnsanoğlu annesinin gözünde her an çocuk sayılır. Bu yaşıma gelmişim, hala annemin yanına vardığımda en ufak bir eksiğimin olup olmadığını sorar, sağlık ve sıhhatimiz ile ilgilenir, en sevdiğimiz yemekleri hazırlar, baş köşede oturtur, ilk eline aldığı günkü gibi üzerimize titrer.
Bir ananın kıymetini, varlığını ifade eden halk değişimizde atalarımız ne güzel söylemişler:
Ana başa taç imiş
Her derde deva imiş
Bir evlat pir olsa
Bir anaya muhtaç imiş
Cennet anaların ayağı altındadır
Bir evladın Cenneti kazanabilmesi ana ve babasının rızasını kazanmasıyla da mümkündür. Dünyaya gelişimizdeki ana rahmindeki hazırlılar ve çektiği sancı ve acılar, çocukluk döneminden gençliğimize kadar geçen sürede onların bize gösterdiği ihtimam bir düşünülse bir dakika bile onlara öf veya uf demememiz, onlara karşı son derece kibar ve alçak gönüllü olmamız, hizmette ve saygıda kusur göstermememiz gerekir. Hiçbir evlat ana baba hakkını ödeyemez. Tek yapacağımız şey; hayatta iken onların rızasını kazanmak, gönüllerini hoş tutmak ve dualarını almaya gayret etmektir.
Kız çocuğu rahmet, erkek çocuğu nimettir
İslamiyet'te evlatlar arasında cinsiyet ayrımı yapılması kesinlikle yasaklanmış ve çocuklara adil davranılması emredilmiştir. Yüce Peygamberimiz (a.s.v.) bir hadis-i şeriflerinde: ‘kız çocuklarını güzelce yetiştirenlere, onlara şefkat ve adaletle yaklaşanlara cennet müjdelenmiştir’ buyurmuşlardır. Kız çocuklarının anne ve babaya daha düşkün, şefkatli ve yaşlılıkta daha hayırlı olduğu yönünde yaygın bir kanaat vardır. Yapılan bazı araştırmalar da kız çocuklarının yaşlanan ebeveynlerinin bakımıyla ilgilenmeye ve manevi destek olmaya daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum daha çok çocuğun nasıl yetiştirildiği ve aldığı aile terbiyesi ile ilgilidir. Anne ve babasını sırtında taşıyan, hayırlı ve vefalı sayısız erkek evlat da vardır. En doğru yaklaşım, evladın cinsiyetinden ziyade "hayırlı ve sağlıklı" olmasını temenni etmektir. Neticede Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi: ‘İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder’. Rabbim bu yolculukta cümlemizi O’nun emir ve yasaklarına riayet eden kullarından eylesin. Bu dünyaya gözlerini açan mübarek emaneti analı babalı büyütsün; ömrünü hayırlı, bereketli ve huzurlu kılsın, Amin.
Allah’a emanet olunuz.