'Üçüncü Deva' Özelinde Bir Okuma Örneği

Habibi Nacar YILMAZ

Bu yazıyı yazdığım gün, Hastalar Risalesinden Üçüncü Deva'yı yeni okumuştum. Bir saatte bitiremedim, diyebilirim. Üçüncü Deva'yı anlamak için, başka bahislere de bakmak gerekiyordu. Öylesine okuyup geçmek, bu fakire göre değil. Akıl midesine girenler, diğer latifelere de gidiyor. Nurların, evrad makamında da okunması mümkün elbette. Çünkü Esma'ül Hüsna ile yüzleşiyorsunuz, isimleri tekrar ediyor, salavata vesile cümlelere denk geliyorsunuz.

Fakat bizim anlatmak istediğimiz bu kısım değil. 26. Mektub'un 4. Mebhası'nın İkinci Meselesinde, tasavvuf büyüğü Muhyiddin Arabi'nin, kelâm ilminin bir güneşi ve hicri 6.Asrın muceddidi Fahrettin Razi'ye yazdığı bir mektuptan bahis var. Mektupta geçen "Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır." cümlesinin anlamını, talebeleri üstada soruyorlar. Demek ki varlığından haberdar olduğun Allah'ı bilmek, ayrı bir gayret istiyor. Risale-i Nurlar, bu gayretin tercümanı mahiyetinde.

İşte, bu bahsin sonunda geçen:"İlim ile gelen mesâil-i imâniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecata göre ruh, kalp, sır, nefis ve hâkezâ letâif kendine göre bir hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa, noksandır." cümlesi, bu fakirin çıkış ve bakış noktasına işaret ediyor.

Temel nokta, eserlere nazar-ı sathi ile bakmamak, nurlara ülfet ile yaklaşmamak. Şöyle bir okuyup geçmemek. Aksi hâlde varlığından haberdâr olduğun Cenab-ı Allah'ı "Bütün kâinatı ihata eden rububiyetini ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'i ve küllî her şey O'nun kabza-yı tasarrufunda ve Kudret ve İradesiyle olduğunu" tam anlamayız, kavrayamayız ve taklitte kalırız. Küçük bir hücum veya esassız da olsa bir sual karşısında bocalayabiliriz.

Risale-i Nur, insanı aklından yakalıyor, Kur'an'ın önünde diz çöktürüyor. İtikat aynasını temizliyor. İtikat aynasının temizliği ise, aklın tortulardan sıyrılmasına bağlı. Devamında kalp ve diğer latifelerin hisseleri geliyor.

25. Lem'a Hastalar Risalesi'nin Üçüncü Devası'nın 14 cümlesi, ayrı ayrı ya bir âyet veyahut da bir hadîsten mülhem. Ve bu 14 cümlede, Türkçedeki en tesirli anlatım teknikleri denenmiş.

"Ey tahammülsüz hasta!" hitabı, bütün hastalar için geçerli. Tahammül derecelerimiz farklı. Fakat hitaptaki bu sesleniş, hastalar için müjdeler sıralanacağını haber veriyor bize. Biraz tahammül edince, bak neler kazanacaksın,ne dersler alacaksın demeye getiriyor.

Devamındaki olumsuz cümle, anlatıma daha bir tesir kazandırmak için kullanılmış.Bakalım cümleye. "İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine...." Önce ne için gelmediğimiz tespit ediliyor. Öncelikle, "Keyif sürmek ve lezzet almak için gelmedik."

Bu cümle, 6. Söz'ün sonundaki "Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir." cümlesiyle ters gibi duruyor. Ama birlikte mütalaa edilince, buradaki "keyfin" helâl dairesi ile sınırlandığını görüyoruz. Yani helâl dairede kalarak keyif mümkün.

İki senede bir yaptığımız, KTÜ mezunlar toplantısını Kayabaşı Yaylasında yapıyoruz. Tenezzüh,tefekkür, sohbet, hatıralar, çeşitli top oynamaları ile meşru dairede bir nevi keyif yapıyoruz. Yanımızda, yöremizde de olanlar var mesela. Adam keyif yapıyor ama meşru dairede değil. İkisi de keyif ama biri helâl dairede, diğeri müskiratla, sarhoşlukla haram dairede.

Devam edelim. "Keyif sürmek ve lezzet almak için gelmedik" doğru. Peki, ne için geldik?Bu mukadder suali sorduğumuzda, cevaba bakalım. Bunun cevabı, dünyaya sadece keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğimizin ispatı, gerekçeleri açıklandıktan sonra veriliyor. "Risale-i Nur bir dava değil, dava içinde bürhandır." buraya bakıyor işte. Bir İddia var. Dünyaya lezzet almak ve keyif sürmek için gelmedik. Gelmediğimiz nereden belli? Aksini ispat edebilir miyiz? Bunun güçlü izahı yapılıyor, cümlenin devamında.

Bir kere, keyif için gelseydik; keyfimizi bitiren ve lezzetlerimizi acılaştıran başta ihtiyarlık, ayrılıklarla buluşmaz; ölümle karşılaşmazdık. Mesela, bizden bin derece daha az ve basit cihazlarla donatılmış hayvanların firak, ihtiyarlık veya ölüm gibi bir dertleri yok. Bizim de hayvan gibi; geçmiş, gelecek, insaniyet, dostluk gibi nispetleri olmayan an'a odaklı, anlık lezzetler peşinde basit bir hayatımız olsaydı; alacağımız keyfi tam alır, lezzetleri acılaştıran durumlar olmadığı için, tam bir saadete mazhar olabilirdik. Ama öyle değiliz. Keyfimiz kaçıyor, aldığımız lezzetler acılaşıyor; mütemadiyen zeval ve firakla yüzleşiyor, her an ölümün kucağına düşebiliyoruz. Ne lezzetimizi tam alabiliyor ne de keyfimizi kemaliyle sürdürebiliyoruz.Hayvandan bin kat daha donanımlıyız ama onun aldığı lezzetten mahrumuz.Demek ki keyif ve lezzet için gelmedik.

Peki ne için geldik yani gonderildik dünyaya?

"Burada ticaret ile, ebedî, daimi bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir."

Anladık, ticaret yapacağız da sermayemiz var mı? Sermayesiz ticaret olmaz ki.

Var, evet

"Onun eline verilen sermaye de ömürdür."

Şimdi, şöyle düşünüyorum da. Ahiret, saadet-i ebediye ve onun ticareti olmazsa, dünyanın bir anlamı yok ki. Ne anlamı olabilir mesela? Kısa süreli oyun oynamak için toplanıp dağılan çocukların oyunlarına benziyor dünya. Ama ahiret olunca; o hayatın hazırlanma yeri, oranın ticaret mekânı olunca dünya, o zaman bir kıymet ve anlam kazanıyor. Yaşanmaya, hatta bin can ile arzu edilen bir hayat olma derecesine çıkıyor.

İki hafta önce bize yakın lokantacı bir arkadaş intihar etti. Ona yakın olanlara "Dünya, yaşamaya değmez, intihar edeceğim." demiş. Dünya, yaşanmaya değmez mi? Ahiret olmayınca değmez gerçekten.Niçin çekeceğim dünya meşakketini ki? Niçin? Ama ahiret olunca, her şey ahiret hesabına geçince:

"Kahrı da hoş, lütfu da hoş" oluyor Mevlâ'nın.

İşte, o zaman bu hakikatleri görmemize, anlamamıza engel gaflet hâlini kaldıran musibetlerin, hastalıkların: "Aldatmaz bir nasih ve ikaz edici bir mürşid"olduğunu görüyoruz.

Evet dostlar Üçüncü Devadan, kısa bir sürede bu fakire akseden nurlar, manalar böyle. "Aldatmaz nasih." manası ise, yine bu fakiri derinlere gönderiyor. Hastalık, kimi aldatmış ki bizi aldatsın değil mi?

Selam ve dua ile.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.