'Kötülük Problemi Var' Diye İtiraz Eden, Aslında Ne Demek İstiyor?

Habibi Nacar YILMAZ

Yeni bir şey ne söylemişler merakıyla; bazen deist, ateist gibi kişi veya grupları incelemeye, dinlemeye çalışırım. Hatta bazı yazılarımızda onlara yer verdiğimiz de olmuştur.

Son dinlediklerim arasında, İslâmî ilimlerde ileri seviyedeyken, felsefî okumalar sonrasında sıkıntılı hâllere düşen bir arkadaş da var. Ciddi bir şey söylüyor mu diye, kulak kabarttım biraz. Okuduğu felsefî kitapların zihnini yaraladığı her cümlesinden belli. En dikkate değer iddiasını "Peygamberler de felsefeciler gibi olmalıydı.Biz onların beğendiğimiz düşüncelerini almalıydık, beğenmediklerimizi de almamalıydık." cümleleri ile ortaya koydu. Başka şeyler de yumurtluyor. Onlardan da cihad ile ilgili olanı dikkatimi çekti. Yine, peygamberler getirdiklerini, tebliğle cihatla mükellef olmasalarmış. Ne gibi? Felsefeciler gibi. Onlar da cihad etmiyorlarmış ya.

Bir insanın bu kadar basitliğe düşebileceğini insan tahmin edemiyor gerçekten. Peygamber, felsefeci gibi olacaksa, İlâhî tebliğ, nasıl anlaşılacak? Böyle bir iddia için, insanın biraz utanması gerekiyor. Tebliğ ve cihad meselesinin altında da mükellefiyetten kaçış yattığı açık.

Kısa bir hayatta, böyle gevezeliklere gerek var mıydı? Yarın, dünyadan göçüp gideceğiz. Daha kabre girmeden, hakkımızda söylenecekleri şimdiden tartmak, duyar gibi olmak gerekmez mi? Kabrin arkasında, böyle esassız şeylerin insanın önüne döküleceğini düşünüyorum da nasıl bir mahcubiyet duyar insan diye, düşünmeden edemiyorum.

Aynı şey, hepimiz için geçerli. Kızma veya hararetli hâlimiz geçince bazen kendime çok kızıyorum. Değer miydi kameraya verdiğimiz hâller? Pozlarımız,daha kabre girmeden şimdi sana gösterilse; iyi ki yapmışım, konuşmuşum, kızmışım, köpürmüşüm diyebiliyor muyuz? Veya iyi ki yapmışım, diyebildiğimiz kaç hâlimiz var? Basit bir mesele için, insanları kırmak; gıybet gibi şeylere girmek, insanın şerafetine yakışmıyor.

Dinlediklerimden, "filodox" nâm bir delikanlı da vardı. O da acib bir girdaba girmiş. "Hayatın anlamı yoktur, hayata illa bir anlam yüklememek lazımdır." diyebiliyor.Bu kadar tedenni de olur mu, demeyin.Düpedüz var. Hayata anlam vermek yerine, başka teklifleri var arkadaşımızın. Bunlardan birisi, sabah saatlerinde kuşları seyretmekmiş.Halbuki en anlamlı seyir, sabah saatlerinde kuşları seyretmek. Buna anlam yüklememek mümkün mü? "Onların söyleşmeleri ve cıvıldaşmaları bir Sâni-i Hâkimin intak ve söyletmesi olduğunu" anlamanın tam zamanı sabah vakti. Denemesi bedava.

Son kulak kabarttıklarım arasında, konuşmalarında kendilerini "iki ateist" olarak tanıtan arkadaşlar da var. Biri Tufan Kıymaz isminde. Diğerini hatırlamıyorum. Niçin ateist olduklarını, bozuk plak gibi her defa tekrar ediyorlar. Fakat dinsizlik gerekçelerini dinleyince ağlayayım mı güleyim mi bilemedim. Çocukça bahaneler ve cevabı içinde sualler, zihinlerini iğdiş etmiş. Bir canlı yayında suallerinin cevabı tamamen verildiği hâlde, bir sonraki konuşmalarında aynı suali tekrar edip durdular. Buradan da samimiyet derecelerini anlamak mümkün.

İnançsızlıklarına gerekçe olarak sürekli tekrar ettikleri "Şimdi biz ateist olarak ebedî mi yanacağız. Kısa bir hayatta dinsizliğin cezası ebedî ateş olur mu?" şeklinde. Onların kurdukları bu sual cümlesi cevabı ile birlikte Nurlarda var.

Bir insanı bir dakikada öldürüyorsun. Cezam da bir dakika olsun istiyorsun.Bunu demek istiyorlar. Hem ahireti de inkâr ediyorlar hem de ebedî yanmanın hesabı ile meşguller. İnkâr ve ibadetsizliğin neticeleri itibariyle, neye denk geldiğini anlamıyorlar. Kimin Rububiyetine karşı bir isyan ve edepsizlikte bulunduklarını ve bu isyanın cezasının da ebedî olmaktan başka olamayacağını kavrayamıyorlar. Ceza, isyan ettiğin zâta, kuruma göre değişir. Bir müdüre veya valiye olan isyanınla, padişaha olan isyanın cezası bir midir?

Kaptanı olduğun geminin dümeninde bir an uykuya dalıyorsun ve gemi, kayalara çarpıp parçalanıyor. Geminin Sahib-i Zişanı bu asiden (yani uyuyan kaptandan) o gemi ile alâkadar olan bütün raiyetin hesabını sormaz mı? Yoksa on dakika veya bir an uyudun, cezan da on dakika veya bir an mı der?

Bütün kâinat sana çalışıyor, sen ise, bütün çalışmaların iptaline sebep oluyorsun.Bütün çalışmaları neticesiz bırakıyorsun.Boşa çalışmış oluyorlar yani. Kâinatın çalışma maksadına aldırış etmiyorsun.Hem kâinatı sana çalıştıranı tanımıyor hem de çalışanları tahkir ediyorsun. Sonra da gevezelik ediyor, kolay yol olan imanı değil de kabil-i akıl olmayan yolu (imansızlığı) seçiyorsun. Bunun muktezâ-yı hâli, gereği nedir?

Bu arkadaşların önemli bir dinsizlik gerekçeleri de kötülük problemi. Yani Mutlak Hayır olan Cenab-ı Allah'ın kötülükleri yaratması mümkün değilmiş. Kötülükler olduğuna göre, (haşa)bunları yaratan olamazmış. Bununla ilgili çok önceleri birkaç yazımız olmuştu. Ama bu sefer konunun pek değinilmeyen başka cihetlerine işaret etmek istiyoruz.

Evvela, üstad bu konunun esasını "Halk-ı şer, şer değil; kesb-i şer, şerdir." cümlesiyle çözüyor. Uzaktan gördüğümüz ve aslına vakıf olamadığımız için, çirkin ve şer olarak vasfettiğimiz bazı olaylar, insanın zihnini iğdiş ediyor. Hatta bazen çirkini güzel, güzeli çirkin bile diyebiliyoruz. Çünkü çoğu zaman olaylara uzaktan bakıyoruz. "Kötülük olmasın" diye isteyen insan, kime göre olan kötülüğün olmasını istemiyor mesela?

Cenab-ı Allah, kötülüğü engelleyecekse eğer; bir arkadaşımızın gıybet yapmasını engellemesi nasıl olacak? Gıybet gibi kötülük olur mu? Bir kişi hakkında suizanda bulunuyoruz mesela. Böyle düşünmenin engellenmesi de olacak mı? Eksik tartan bakkal,faizi veren el anında mı engellenecek? Tetiği çeken veya bombayı fırlatan caninin elleri mi koparılacak? Kötülük olmasını, Mutlak Hayır'la kabil-i telif görmeyenler, Mutlak Hayır sahibi olan Zât-ı Zülcelal'den özgür iradeyi kaldırsın mı istiyorlar? Anlaşılıyor ki kötülük probleminin temelinde, özgür irade yatıyor. Yani kötülük olmasın diye istemenin lazımı, insanı "insanda irade olması"na götürüyor. Başka türlü izahı olamaz zaten.

İradenin ve neticede imtihan dünyasının olması ise;şer- hayır, iyi- kötü, güzel ve çirkinin birlikte, iç içe bulunmasını, insanın özgür iradesiyle bunlardan birini seçebilmesini lazım kılıyor. Birine acı verenin engellemesinin, başkasına acı verebileceği bir âlemdeyiz. İradeli olan insanların birbirine zıt şeyler istemeleri her an mümkün. Kötülük ve acının olmasını istememenin lazımı da Allah'ın iradeli ve acı çekebilen birden fazla varlığı yaratmamış olmasını gerektiriyor. Aynı ürünleri satan komşu mağazalardan birine olan teveccühün, diğerine verdiği sıkıntı örneğinden bunu anlayabiliriz.

Zıtların olmadığı ve hâliyle kötülüğün de kalktığı âlem ise,ancak âhiret âlemidir ki zaten Cenab-ı Allah bunu va'dediyor

Şimdi başlığa; kötülük problemi var, olmaması gerekir, diyenlerin asıl demek istediklerine ve bu iddianın temelinde ne olduğuna bakalım.

Evet, kötülük var; varsa, bir yaratıcı yoktur, diyen, aslında hayalî iradeli tek bir varlık olmasını ve her varlığın da o tek varlık için seferber olmasını kabul etmesi gerekir ki ancak böyle bir âlemde kötülüğün önüne geçebiliriz.

Niçin hayalî dedik? Çünkü iradeli iki varlık oldukça, birbirine nispet içinde olacaklarından kötülüğün önüne geçemezdik. Kötülüğün olmaması için, kötülüğe müsait olmayan cennette olmamız lazım geliyor. Zaten bunu soranların diğer bir itirazı da "Allah bizi cennette yaratsaydı, ne kaybederdi?"şeklinde görülebiliyor.Fakat bu da kötülüğü kaldırmıyor. Çünkü bu da seni "Sen acziyet içindesin ki bir başkası seni cennette yarattı." noktasına götürüyor. Başkasına muhtaç olmanın insana verdiği acı da bir kötülük değil midir?

Evet dostlar, bu meseleyi "Kötülük Problemi" kitabında işleyen Altay Cem Meriç kardeşimiz, bu konuyu işlediği bölümün sonunu şöyle tamamlıyor. "Kötülüğün olmadığı bir evren istedim, hastalıklar ve depremler olmasın. Sonra aklıma ölüm geldi. Ölüm yeterince büyük bir kötülük değil mi? Rabbim, beni cennetine aldı. Biraz düşündüm. Keşke cennetimi ben kendim var edebilseydim. Kahrolası acizlik ne kötü, dedim. Ya Rabbi, bu acziyet bana acı veriyor. Neden sadece sen Tanrısın? Ben de Tanrı olsam olmaz mı? Hem kul olmak, Tanrı olmaya nazaran kötü değil mi?

Evet, bu düşünce insanı bu noktaya götürüyor, götürmesi lazım. Bunun lazımı bu oluyor çünkü.

Selam ve dua ile.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.