'Gıybeti ve Bedduayı Arkaya Takmak' Nasıl Olacak?

Habibi Nacar YILMAZ

Akçaabat Fatih dershanemizdeki çarşamba derslerimiz yazın sıcağına rağmen, ara vermeden devam ediyor. Geçen haftaki dersimizde, bir mevzuya bakmak için, Münazarat'ı kütüphanede aramış fakat bulamamıştık. Sonraki derse katılan vakıf Resul kardeş, kütüphanenin karışık bölgelerinden birkaç tane ortaya çıkardı. Ama sitemimizden de nasibini aldı. O da bizden bir takım Osmanlıca külliyat alma sözü aldı, ödeşmiş olduk.

Üstadın Birinci Said Dönemi eserleri "Eski Dönem Eserleri" ve "Asâr-ı Bediyye" isimleri ile çeşitli yayınevlerinde basıldı. Üstadı tam anlamıyla tanımak ve anlamak için, mutlaka periyodik okumalarımızın arasında olması gereken bu eserler, hem özel kütüphanelerimizde hem de derslerde görünür yerlerde olması elzem.

Aslında ders okurken Münazarat'ta aradığımız yer, "esas-ı insaniyet olan cüz'i ihtiyari" cümlesiydi. Bunu umumi derste de bahse konu edince, arkadaşlar bu cümleyi, eski ve eksik baskılı Münazarat'ta aramışlar, hâliyle bulamamışlar. Halbuki bu kısım, yeni ve tam baskılı Münazarat'ta veya "Asâr-ı Bediyye"deki Münazarat'ta geçiyor. "Esas-ı insaniyet olan cüz'i ihtiyari" meselesi, biraz değil; epeyce dikkatimi çekti.

Bu cümle, hürriyet mevzusunun ferd, devlet ve din üzerinden tanımı, tarifi ve zaruretinin ve faydalarının işlendiği; üstadın her dönemde takip ettiği Medreset'üz Zehra'nın fizibilite raporunun anlatıldığı Münazarat'ın baş taraflarında "Meşrutiyet neyi temin eder?" mealindeki sualin cevabında geçiyor.

Üstad, meşrutiyet için "Onların aralarındaki işleri istişare iledir, mealindeki Şura Suresinin 38. Âyetinin tecellisidir." dedikten sonra, meşrutiyetin on beş kadar menfaatini sayıyor.

Meşrutiyet, hayat için kuvvete bedel haktır, diyor. Kalbi marifet, lisanı muhabbet, aklı da kanundur, diye devam ediyor. Yine devamında meşrutiyet için, herkesi bir padişah hükmüne getirir, dedikten sonra da "Esas-ı insaniyet olan cüz'i ihtiyarı temin eder, azad eder; siz de camid olmaya razı olmayınız."diyor.

Üstad, hiçbir dönemde kendi camid olmadığı gibi, kendi talebelerinin veya hizmetkârlarının da camid olmasını istememiş. Bildiği doğruyu daha çocukken hocasından saklamamış; devrin idarecilerine müdahanelik yapmamış; meşvereti savunmuş, uygulamış ve talebelerine de "Sıkı tutmayınız, işlerinizi meşveret ile hallediniz." demiş.

Yine Münazarat'ta: "Ticarette çok silik söz geziyor." dedikten sonra: "Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz." demiş. Bu ne demektir? Düşünün, aklınız var. Cüz'i ihtiyari sahibisiniz, mihenge vurunuz,demektir.

Peki, kendi söylediklerini mihenge vurduk, bütününü kabul etmedik, ne yapalım o zaman? Ölçüye bakar mısınız? "Eğer altın çıktı ise, kalpte saklayınız, bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."

Üstad burada evvela, hüsn-ü zannın sınırlarını ortaya koyuyor. Hüsn-ü zan ediniz ama adem-i itimadı da elden bırakmayın. Herkese her daim hüsn-ü zan etmeyin. Evet, asıl olan hüsn-ü zandır. Ama her insanın her hâli veya sözü, bu hüsn-ü niyeti kaldırmayabilir, dikkatli olun. Bazılarının yaptığı gibi, başkasının elinde meyyit gibi olmayın. Üstad burada eleştirel yaklaşım dersini de veriyor. Ben de olsam, sözlerimi önce tenkit parmaklarınızla yoklayın. Neticede kaybetmezsiniz. Siz hürsünüz artık.Fikr-i hürriyet devrindeyiz, biraz canlanın, diye insanları teşvik ediyor.

Üstad, "Benim söylediğimi de aklın mihengine vurunuz." dediğine göre; burada zımni olarak "Şahıslara takılmayın, zaman şahıs zamanı olmaktan çıkıyor, şahıs yanılabilir; siz meşverete, şahs-ı maneviye yönelin." demek istiyor bu fakire göre. Ki zaten zaman cemaat zamanı olduğunu çok yerlerde ifade ediyor.

Fakat bu bölümü, şimdilerde terdad ederken bu fakir bu "Gıybeti arkasına takınız, gönderiniz." kısmına takıldım biraz. Üstad Hazretleri gıybetin haram olduğunu bilen ve bu haramiyetin hikmetini muazzam bir incelikle kavramış bulunan, dahası bu inceliği 22. Mektup'ta Hucurat Suresinin 12.Âyetinin tefsiriyle "Gıybet Bahsi" gibi harikulâde bir risalecikte hepimize gösteren bir insan olarak, bu ifadeyle ayrıca 'gıybet' özelinde bize nasıl bir ders vermeye çalışmaktadır? Evet, birini dinledik, sözlerini aklın mihengine vurduk; beğenmediklerimizi, itiraz ettiğiniz noktaları, gıybetle beraber ona iade ederken 'gıybet' gibi çirkin bir fiil işlemiş olmuyor muyuz?

Hayır olmuyoruz.

Bu soruya bu konularda daha geniş yazıları olan değerli bir kardeşimin yazısıyla cevap vermiş olalım.

"Buradan çıkan ders görebilen için açıktır ve besbellidir. 'Gıybet', bir sözünden veya fiilinden dolayı bir mü'minin şahsının, bir bütün olarak şahsiyetinin zemmedilmesidir. Oysa nefsine uyup yanlış bir davranış sergileyen veya aklen bir yanlış düşünceye kapılan bir mü'min, bu hâlde dahi mü'mindir; ve bu yanlış davranışı yahut düşüncesi yüzünden onu bir bütün olarak zemmedemeyiz, kalbini itham edemez, şahsını rencide demeyiz. O hâli onun kişiliğinin sabit ve kalıcı bir parçası gibi resmedemeyiz.

Ama kalbini itham etmeyelim, şahsını rencide etmeyelim derken, sergilediği uygulama veya düşünce yanlışına seyirci olmamız da gerekmez.

Bilakis, imanı itibariyle değer verdiğimizi bir mü'min değiştirilmesi gereken bir yanlış fiil veya yanlış düşünce sunuyor olabilir. Ve bu noktada şahsını değil, fiilini veya düşüncesini mihenge vurup 'çok gıybeti o fiil veya düşüncenin üstüne takma'ya kesinlikle hakkımız vardır."

Evet dostlar, bir mü'minden yahut da bir mü'minler topluluğundan sâdır olan fikirler ve fiiller, sâdır olduğu adres mü'min olduğu için, dokunulmaz değildir. Hangi sıfatı haiz mü'minden sâdır olursa olsun, sözleri ve fiilleri mihenge vurmak hakkımızdır. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak, eğer bakır çıktıysa, bu sözü ve fiili eleştirmek de bizim hakkımızdır. Söz ve fiilin eleştirisinde sınır çizgisini aşıp "şahsın zemmi" demek olan gıybete düşme riski elbette vardır,ama eleştiri gıybet değildir. Üstad da şahsı değil; şahsın bazı sıfatlarını, yani bazı söz ve fiillerini gıybetle iade edilebilir'i ifade ediyor. Bu tip eleştiriler 'gıybet' kelimesi ile ifade edilse de yasaklanan "şahsın zemmi" anlamına gelmez. Elbette, eleştiride de insaf ve şefkati ve sınır çizgilerini elden bırakmamak gerekiyor.

Selam ve dua ile.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.