Ne kadar değerli sizce? Denemesi bedava. Mesela, az önce yaşadığımız, daha yeni geçen saniyemizi, bir 'an'ımızı geri getirmek için, bir çaremiz var mı? Bizim değil, insanlığın bir çaresi var mı? Mesela, dünya bizim olsa, bütün dünya ve içindekileri versek, verebilsek; geçen bir an'ı, geri getirebilir miyiz? Getiremeyiz. O zaman, içinde bulunduğumuz an'ların kıymetinin farkında olalım, olmalıyız.
Bunu, başta nefsime söylüyorum. Zaten tüm yazılarımız, başta kendimizedir. Kendine dinletemediğin, nefsimde yaşamadığım bir şeyi yazmam, anlatamam da. Yazıp anlattığımız şeyler olursa da bundan birinci derecede ızdırap ve hicap duyarım, utanırım; nefsimde depremler yaşarım.
Eskiden an'larımı değerlendirmede daha hassastım. Her an, uyanık olmaya çalışmışımdır. Gittikçe, bu dikkatimiz biraz aşındı. Arkadaşlarla otururken birden irkilirim. Şu an'da ne ile meşgulüz, diye kendimi sorgularım. "Kıllet-i neam, kıllet-i taam, kıllet-i kelâm" noktasında nefsimi ikna gayretim var. Fakat layıkınca değil.
Necip Fazıl "Hayatı, müsvedde yaşamayınız, temize çekmeye vaktiniz olmaz." sözünde çok haklı. Müsvedde yaşamayı, bu fakir, biraz kaba olacak ama iğrenç olarak nitelerim, kendi nefsimde.
Kâinat, sana çalışıyor; sen ise bu çalışmaları hafife alıyorsun. Allah seni muhatap kabul ediyor, sen yüzünü çere çöpe dönüyorsun. Allah seni mükellef sofralarında misafir edip ağırlıyor, sen ise kimin sofrasında ve konağında olduğuna aldırmadan, gözünü kenarda köşede bulunan çürük ve kokuşmuş şeylere kaydırıyorsun. Ve "Hayatın gayesini rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârına nimetlenmek olarak görüyor ve öyle yaşıyorsun." Lezzetlenmeyin, nimetlemeyin denilmiyor bize. Bunlar olsun ama gafletli ve heveskerâne olmasın. Yani, lezzetin helalini, nimetin meşrusunu tercih edin, deniliyor.
Sosyoloji, psikoloji, istatistik fenleri yönleriyle emsalsiz bir örnek olan Dördüncü Mesele'de insanı saran daireler ve bu dairelerle irtibat oranları, en keskin yönleriyle ortaya konulmuş. Ayrıca mevzunun başında "Ömür sermayesi pek azdır, lüzumlu işler pek çoktur." cümlesi var. Vakıflık dönemimizde, sebat ve devamımız için "Ye'se inkilâb eden hamiyet, hamiyet değildir." cümlesini masamın önüne asmıştım. Yukarıda geçen cümle de bu cinsten. Yani, hayatın her döneminde serlevha olabilecek cümlelerden. Kısa hayat ama ebedî bir hayat programı, bu hayatın içinde saklı. Yani dünya çekirdeğinin içinde, ebedi hayat yerleştirilmiş. Ahiret dünyanın içine gizlendirilmiş.
Evet, "Nebatî cismâniyetin cihetiyle ve hayvanî nefsin itibarıyle, sağîr bir cüz, hakîr bir cüz'i, fakir bir mahlûk, zayıf bir hayvansın." Ama böyle de olsan, Cenab-ı Allah sana bu yönüyle talip oluyor. Ve bize mealen "Size bu pahalı cihazları ve zaman sermayesini bir defalığına pek ehemmiyetli bir hayatı bâkiye için verdim, buyuruyor.
İşyerinde müşterilerle bazen diyaloglarımız oluyor. Küçük bir kıyafet meselesi ama sanki hayatî bir meseleymiş gibi bizi meşgul ediyor, edebiliyor. Kıyafetlerimizde olduğu gibi, ruh temizliğinde de aynı hassasiyeti gösterebilsek ki belki gösteriyoruz da. Bunu aksatmadan sürdürebilmek önemli. Bunun için de okumayı, derslere katılmayı ihmal etmemek de hayatî derecede önemli.
Rahmetli Niyazi Kumandaş abinin dikkat çektiği PTT formülü vardı mesela. Rahmetli derdi ki pijama, televizyon, terlik arasında dönen, sıkışan bir hayata mahkûm olmuşuz adeta. Dinamik ve uyanık bir hayattan ziyade, monotonluk her tarafımızı sarmış veya sarmak üzere. Buna karşı tedbirlerimiz cılız kalabilir. Güçlü temrinlere ihtiyaç var.
Kendi nefsime diyorum bunları. İhtiyaç var. Nefis, yay gibidir; bırakılmaya veya gevşek tutmaya gelmez, gelmiyor.Anında seni, malayaniyata,süfliyâta, reziliyâta bulaştırabilir. Hatta alıştırabilir. Alıştırdı mı da bundan kurtulmak zor olur.
17.Lem'a Notalarda geçen "Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevası ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın sûrî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok daileri var." cümlesi tam da buraya bakıyor. Nefis ve heva başta sayılıyor. Sondaysa arkadaş, kayda girmiş. Çünkü nefis ve heva, her an yanında, yakanı bırakmıyorlar, nefes aldırmıyorlar yani.
Nefsin menfi çok özelliğinin yanında en tehlikeli yanı, bu fakire göre "kalleş" olmasıdır. Sûret-i haktan görünür, fakat arkadan iş çevirir. Sen farkında olmadan seni oyuna getirir.
"Erteleyen helak oldu." ikaz-ı Nebeviyesi, ne kadar da yerinde değil mi? İşte, an'ların kıymetini düşüren, an'larımızı çöpe attıran da nefsin erteleme, erteletme tuzağıdır. Ertelenen şeylerin dağ gibi olunca da bu kadar şeyin altından kalkılamaz, noktasını gösteriyor insana.
Evet dostlar, "dünyanın surî tatlılığı", şu anda nefes alıp veriyor oluşumuz, bunların böyle düz devam edeceğinin delili olamaz ve böyle olmadığını da gözümüzün önünde her an görüyoruz. "Müddet-i ömür ve madde-i hayatımız siyah ve beyaz iki hayvan hükmündeki gece ve gündüz tarafından her an kemiriliyor." Kemirme seslerini de çeşitli şekillerde duyuyoruz. Her ne kadar, her sene "İyi ki doğdun." denilirse de denilsin. Sen bir kere doğduğunun farkında olmaya çalış. Fakat bu doğumun yeni olmadığını her doğumun da bir ölümden haber verdiğini unutmadan yaşamaya gayret göster.
Selam ve dua ile.