Ebediyet Koordinatlı Yaşamak

Habibi Nacar YILMAZ

Trabzon köy dersleri, eylüle kadar devam ediyor. Sen, asıl satır aralarına bak, derler ya. Satır araları gibi, ders aralarında da kısa fakat tadı doyumsuz sohbetler oluyor bazen.

Derslerin akan su gibi okunması, her zaman insanı sarmıyor. Mevzuya göre, belki okunup geçilebilir. Fakat akan suda balık avlanamadığı gibi, hızlı okunarak geçilen yerlerde de mana avlamak, zorlaşıyor. Bir şeyler avlamak; çok dikkat, teveccüh ve teyakkuz istiyor. Kalben, fikren, hissen derse kilitlenmek gerekiyor.

İlk muhatabın, nefsin olması elzem. Bu derse en muhtaç, kendinmiş gibi kulak kabartmak önemli. Risale-i Nurlar, yaşanmak için okunur ve dinlenir. Onun için de ilk muhatap nefistir, nefis olmalı yani. Muhatap nefis olunca, daha fıtri, münasip ve tesirli oluyor. Birinci Sözü hatırlayalım. En az altı yerde nefis muhatap alınıyor. Hele "Nur'un İlk Kapısı"nda üstadın, nefsine karşı "Ey serab-ı gururu, şarab-ı tahur zanneden Said-i hodfuruş" hitabı var ki bu fakiri çok sarsıyor. Bu hitap, şuuru keskin kılıyor; insanı, kendinde derinleştiriyor ve riyadan uzaklaştırıyor. Bunlar, bir ömre bedel hususlar.

Geçenlerde Feyzi Allahverdi abiden, Zübeyir abinin ders dinleme tarzını dinlemiştim. Hangi zemin veya zamanda olursa olsun, dizlerinin üzerine oturur, ders okunan yere odaklanır ve dikkatle dinlermiş. Yani bizim gibi, elinde telefonla değil; can kulağıyla muhatap olurmuş. Gazete okur veya dinler gibi değil anlaşılan.

Ders araları, satır aralarına benziyor, demiştik ya.Bir ders arasında, bir kardeş bu fakire, Dokuzuncu Mektupta geçen "hakiki istikbâl" ne demek diye sordu. Yani istikbâlin sahtesi mi olur ki hakikisi olsun, demeye getirdi.

"Hakiki" kelimesi, mezkûr bahiste, sadece istikbâl için geçmiyordu. "Aşk-ı hakiki" "hakiki cah" şeklinde iki kelimenin daha sıfatı olarak da kullanılıyordu. Evet "hakiki istikbâl", çok mühim hakikatlere işaret ediyor. Bir kere biten istikbâle, hakiki diyebilir miyiz? Neticede dünya hayatı bitiyor. İstisnasız ve tekrarsız olan dünya istikbali bitiyorsa, aslında ona istikbâl de denmez. Bitiyor çünkü. "Her gelecek, yakın olunca" bitecek bir şeyin sonunu, uzakta görme. Hemen gelir ve biter. Onun için de Servet-i Fünun'un sosyete şairi Erozan, bir şiirinde bunu:

"Elli iki yıl geçti, elli iki gün gibi"
dizeleriyle ifade ediyor.

Cenab-ı Allah, "Ayrı ayrı hesapsız mehâsin ve in'âmattan istifade etmeye muvafık ve havas ile mücehhez bir ceset giydirir, bir vücud-u cismânî verir. Bir defa o tamâşâgâha gönderir."

Temâşâgâha bir defa gönderdiği insan; nazarını hakiki istikbâle çevirmek yerine, hakiki istikbâli dünyada aramış; çaresizce, devr-i dâim denilen reenkarnasyona yönelmişti. Yani dünyevî istikbâlden bir türlü kopamıyor insan. İnsan olarak ölüyor ama kedi şeklinde de olsa dünyaya bir daha geleceğini zannediyor zavallı. Böylece istikbâlini temin etmiş oluyordu güya. Ama neticede o da bitiyordu.

Rahmetli, Azeri Doktor Rauf da hakiki istikbâl olarak dünyayı gördüğü ve bildiği dönemlerde, dünyada daha fazla uyanık olarak yaşamak adına, geceleri uyumazmış. Yani dünyadan başka hayat, başka bir istikbâl olmayınca, şu anda elimizde olan dünyada fazla yaşamış olmanın tadını çıkarmaya çalışır ve geceleri uyumazmış. Küfür, insanı böyle rezail veya anlamsızlık içine bile çekebiliyor demek.

Aşk da öyle değil mi? Neticede bitecek olan aşk, hakiki olamaz. Bitmeyen, bitmeyecek olan aşk, hakiki ismine layıktır. Dillere destan hangi aşk bitmedi ki? Mecnun'a: "Şu çirkin Leyla'ya mı aşık oldun?" diye sormuşlar. "Bir de ona, benim gözümle bakın." demiş. Peki, hani Leyla'ya bakan göz ve bakılan Leyla? Demek ki "Güzel değil, batmakta gâip olan mahbub." Batıyorsa, güzelliği kendinden değil; batmayan bir güzele işaret ediyor ve ondan haber veriyor, demek ki.

Kalbin alakasına değmeyen mahbuba duyulan ilgi, ancak yalandır, mecazi olur. Hani, çocuklar bir müddet oyun oynuyor da dağılıyorlar ya. Dünya işte böyle bir oyun ve oyuncak mekânı. Âyetin meali de böyle.Dünyanın hiçbir şeyi hakiki değil. Makam da öyle. Oyun içinde rol icabı aldığın makam senin mi? Hayır. Dünyadaki makamlar da öyle.Elinden giden makam, hakiki olamaz. Ancak o makamlar, hakiki makama bir basamak olabilir. Mal da öyle. Bir müddet sonra tapudan bile ismin siliniyor. O mal hakiki olur mu?

Evet dostlar, bütün bunlar bizi insanın ahiret koordinatlı yaşaması gerektiğine götürüyor. Ahiret, yani ebediyet koordinatlı yaşayan insan, pedali sürekli çevirse de yorulmaz. Çünkü bir davası vardır. Davası olanın dünyasında da rahat yoktur, yorulmak yoktur. Dünya rahat yeri değildir zaten. Meşakkat çekse de bunun kendisini pişirdiğini bilir. Onun dünyasını, hizmet ve ubudiyet lezzeti kuşatmıştır. Gıdası da bu lezzet olmalıdır.

Selam ve dua ile.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.