Açıkdeniz Dergisi ve Kötülük Problemi Konulu Son Sayısı

Habibi Nacar YILMAZ

"Açıkdeniz" dergisinin istifadeye medar bazı yazılarından, zaman zaman paylaşımlar yapmaya çalışıyoruz. Bu son Ocak 2023 sayısında da diğer sayılarda olduğu gibi çok değerli yazılara yer verilmiş. Ümit Şimşek'in özellikle 'dine mesafeli belli kesimlerin cehalete dayanan bazı tenkitlerine' cevap olarak düşünebileceğimiz "İslam'da savaş hukuku, dinde zorlamanın sınırları"gibi konuların işlendiği, "Dinin Hedefi Çoğulcu Toplum" yazısı, çok doyurucu mesela.

İbn Haldun Üniversitesi hocalarından Doç.Dr. Enis Doko ile yapılan uzun bir röportaja da "Kötülük Problemi, Ateizm Lehine Bir Argüman Değildir" başlığıyla yer verilmiş. Enis Bey, "Müslüman dünyada mevcut durumun sebebi cehalet." tespitinde bulunuyor haklı olarak. Ateist dalganın yayılmasını ise okumadan, zahmete girmeden, hızlı karar vermenin neticesinde, yeni ateistlerin birilerinin hoşuna gitmesine bağlıyor. Bu da tamamen psikolojik ve saldırgan bir söylemi netice veriyor. Özetle, yeni ateizmin kaynağında cehalet, yayılmasında özenti, neticesinde de saldırganlık var. Katılmamak mümkün değil.

"Cehaletin çözümünün, dinin değil dindarların sorunudur. Din dilinin çok sert hâl almasında, buna ses çıkarmayan çoğunluğun da payı var. Nefret yüklü, sevgisiz din dilinden vazgeçebilirsek, karşı tarafın saygısını kazanabiliriz." gibi isabetli tespitleri de ilave ediyor değerli hocamız.

Enis Bey, röportajın bir yerinde, derginin ağırlık konusu olan 'kötülük problemine' karşı geliştirilen, felsefe literatüründe 'teodise' olarak bilinen yaklaşımları da ele alıp sorguluyor. "Her şeye Kadir, merhametli ve her şeyi bilen bir Allah, neden bu kötülüklere izin veriyor. Neden bunları yok etmiyor?" sualiyle bunu dile getiriyor ve bunların anlaşılması gereken teolojik bir problem olarak gördüğünü de ifade ediyor.

Enis Doko Beyin 15.Şua'da Fatiha'nın tefsirinde geçen "Bu dünyadaki musibetler, çirkinlikler, şerler ihatalı rahmete münafidir, bulandırıyor."cümlesinin bir şerhi, izahı sayılabilecek bu konudaki uzun açıklamalarından bir kısmına yer vermek istiyorum.

"Bazen karşımıza çıkar sorulur ya: "Allah tecavüze niye göz yumuyor?" Tecavüzü -haşa-Allahu Teâlâ yapmıyor, insan yapıyor. Bir insan, iradesiyle bu kötülüğü seçiyor ve yapıyor, burada insan iradesinden kaynaklı bir durum var. Bunun çözümü, Allah'ın irademizi alması. Ama bu görüşü savunanlar diyor ki iradeyi almak daha büyük bir kötülüktür. Çünkü bu, insanları yaratmamak demek. Dolayısıyla var olan kötülük, daha büyük bir iyilik için bir bedel. İrade sahibi canlılar olarak, bütün insanların var olması için ödenmesi gereken bir bedel. Bu ilk çözüm ilk teodise, bence önemli sayıda kötülüğü açıklıyor."

Enis Bey, başka bir tespitte de bulunuyor:

"Evet, bazı kötülükler bizi daha fazla faziletli yapar. Eğer dünyada fakirlik olmazsa, cömertliği göremeyiz. Korku olmazsa,cesareti göremeyiz. Yani bir insanın cesur olmasını, cömert olmasını istiyorsak, ona o imkânın tanınması gerekiyor. O imkânların tanınması için de dünyada belli sayıda kötülüğün olması gerekiyor. İnsanın bu şekilde kendini inşa etmesi ve olgunlaşması, belli miktarda kötülük olmasıyla, belli miktarda zorlanma ile mümkün. Erdemi onunla öğreniyor."

Başka bir tespiti de şöyle:

"Nihayetinde biz bu dünyaya hemen hemen boş bir levha olarak geliyoruz. Ama çıktığımızda iyi dövülmüş bir mermer gibi çıkacaksak, burada belli zorluklara sıkıntılara maruz kalmamız gerekiyor." Kötülük probleminden ateizme bir ekmek çıkması zor diye de ekliyor.

Dergide, Mustafa Said İşeri'nin "Kötülük Neden Var?" yine Metin Karabaşoğlu'nun "Rahmet Paradigması" yazıları da 12.Mektup, 2. ve 13. Lem'a'da ve 18.Söz ile muhtelif yerlerde, kötülük problemine, mukni şekilde çözümler getiren teodiselerin (kötülük problemine verilen cevapların) şerhi, geniş örnekleri ile izahı sayabileceğimiz güzel yazılar.

Epey zaman önce yine bu köşemizde bu konuyu, "Kötülüğün Problemi mi Yoksa İyiliği Görememe Körlüğü mü?" başlığıyla üç yazıda incelemiştik. Fakat bu mezkûr yazılarda konu daha genişçe ele alınmış ve işlenmiş.

Sınırlı aklıyla, derin sırları kavramaktan âciz olmanın yanında, bu imtihan dünyasında, imtihan ve noksanlıklarla yoğrulmuş dünyanın mahiyeti gereği iç içe girmiş zıtları, kötülük olarak (soykırım, sömürgecilik, katletmek, yalancılık; deprem, sel, yangın, kazalar; yaratılıştan gelen her türlü eksiklik gibi) tanımlayan insan, aslında bunların bîzâtihi kötülük olmadığını, bunların başta iyiliğin varlığına ve neticede de bu iyiliklerin anlaşılmasına ve artmasına sebep olduklarını göremiyor. İyilik dediğimiz kemâller, varlıklarını ve tanınmalarını kötülüklere borçlu. Kötülüğü kaldırmak, güzel ve daha güzel gibi binlerce dereceyi kaldırmanın yanında, insanın ve eşyanın olmaması anlamına denk geliyor. Bin güzelliği ve binlerce güzellik derecelerini netice veren bir şeye kötülük denir mi?

Metin Karabaşoğlu ise yazısında "Âdil tartan bir akıl terazisi, bin güzellik, hikmet ve rahmet gördüğü bir âlemde bir çirkinlik ve kötülük gördüğünde, bunun da varoluş hikmetini sorar." diyerek, kâinatta aslolan ve âşikâr rahmet, hikmet ve güzelliği görmeyen ve kötülüğü yaratıcının reddine gerekçe kılanları "ayarı bozulmuş akıl" sahipleri olarak niteliyor. Ve devamında "Bin güzellik içinde bir çirkinliğin, yüz rahmet içinde bir kötülüğün varlığına dair bir sorgulama, yine bir hikmet dizisi çıkaracaktır karşınıza." tespitine yer veriyor. Buna misal olarak da "Aldatan ve azdıran bir refaha karşılık, nimetler için farkındalık sağlayan bir darlık daha iyidir. Çünkü bize daha anlamlı bir hayat yaşatır ve daha amaçlı ve aynı zamanda daha merhametli bir insan yapar bizi."

"O kötülük ve çirkinlik de son tahlilde, iyiliğe ve güzelliğe hizmet için var. Acılarla olgunlaşıyor insan. Güzel ahlakı, güzel ahlaklılar kadar, 'Ben böyle olmayacağım, ben böyle yapmayacağım.' diyerek, ahlaksızlardan da öğreniyor. Darlıkta nimeti, varlık hâlinden daha iyi tanıyor. Musibetlerle nice gerçeği aynelyakin kavrıyor insan.Böyle bakınca, bir kötülük problemi değil; bir 'Rahmet Paradigması' çıkıyor karşımıza." izah ve örnekleriyle, konu biraz daha görünür hale getiriliyor.

"Güzelliği bizim göremememiz, güzelliğin olmadığına delil değildir. Kış olmadan, bahar gelmiyorsa, sadece bahar değil; onu netice veren kış da güzeldir."

Allah bu âlemi, dikensiz gül bahçesi yaratmış değil ki. Masumlara ebedî cennet gibi bir mükâfat verirken, zalimleri cehennemde cezalandıracağını da bildirmiştir. O halde, Allah'ın adalet ve merhametini, ahireti dikkate almayan bir terazi doğru tartamaz." diye de ekliyor Metin Karabaşoğlu.

Evet dostlar, hayat dünyadan ibaret değil. Her şeyin bir adalet süzgecinden geçeceği 'ihkak-ı hak' diyarı var. Eğer inkârcıların iddia ve sandıkları gibi öyle bir diyar vaki olmayıp her şey olduğu gibi toprakta eşit olsaydı, o zaman bazı itirazların haklı tarafı olabilirdi. Demek asıl çıkmaz inkârda ve ebediyet isteyen fıtratın bu isteğine olan itirazlarda saklı.

Selam ve dua ile.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.