Gündemi takip ederken

Dursun SİVRİ

Ahir zaman âlâmeti midir veya gerçeği mi desek, gündem çok hızlı değişiyor.
Bilim ve teknolojide, özellikle bilişim ve iletişim teknolojilerindeki hız gelişmeler, sosyal hadiselerin de değişimini hızlandırıyor.
Eskiden devletler arası mesajların elçiler vasıtasıyle at sırtında aylar süren yolculuktan sonra cevapların yine aynı yoldan alınması düşünüldüğünde küçük bir köye dönen dünyada etki-tepki çok küçük zaman dilimi içinde gerçekleşiyor.

Elbette sosyal hadiseler siyasi gündemden ayrı düşünülemez.
Beşeriyet Bediüzzamanın tasnifi ile beşinci dönemin, yani “malikiyet ve hürriyet” dönemine geçişi yaşıyor.
Bedeviyet, kölelik, ecir ve serbestiyet döneminden sonra malikiyet ve hürriyet dönemine hazır olmak, anlamak, idrak etmek ve gerekli pozisyonu almak.

Geleneklerle değerleri biribiri ile karıştırmadan, ezberleri bozup değerleri koruyarak zamanın ilcaatının, gereklerinin neler olduğuna yorum getirmek için gayret sarf etmek gerekiyor.
Bir açılımdan söz ediliyor. Kimileri sert tepki gösteriyor, kimi alaya alıyor, kimileri konuya çok önem atfediyor vs….

Kim ne düşünürse düşünsün. Hangi mülâhazalarla destek olsun veya karşı olursa olsun. Risale-i Nur’dan istifade etmiş, ferdi ve sosyal hayatının referansları olarak kabul etmiş, hayata, pratiğe yansıtmış, başka insanların da istifade edebilmesi için paylaşmayı dava edinmiş olan Risale-i Nur camiası bu konuya lakayt kalamaz.

“Ey helâket ve felâket asrının adamı, senin de reyin var fikrini beyan et” davetinin muhatabı Bediüzzaman’dır. Şu an gündemdeki konularının muhatabı ve bu konularda en fazla sözü olan yine Bediüzzaman ve eserleridir.
“Açılımda Bediüzzaman niye yok!” gibi genellemeyici ve suçlayıcı beyan bizi sorumluluktan sıyırmaz.

Profesör titrine sahip koca koca tarih profesörlerinin, şöhretli araştırmacıların “risaleleri anlamıyorum” itirafları  --asıl sebep her ne ise- risale ile hizmeti sorumluluk bilen dava şuuruna sahip herkesin üzerine alacağı mesaj vardır.

Risale-i Nur’dan çıkarılacak çözüm formüllerinin, “Kur’anda her şey var” gibi ucuz, tembel, sadece hissiyatını tatmin eden, dolaylı bir kibir ihsas ettiren; “Risalelerde çözüm var” gibi mesaj vermek de sorumlulukların yerine getirilmesi sayılmaz.

Ey akademisyenler, eli kalem tutanlar, kartvizitleri yüksek mevkilerin adreslerini gösterenler!...
Sahip olduğunuz mevki, konum sadece sizi ehli dünya nezdinde firavunane nefsinizi tatmin etmeye yarar. Avam tabiri ile hava atmaya yarar. Zaten bu da samimiyeti izale ettiği için hodfuruşu, tasannuu ve riyayı ihsas ettiği için “etkili olmayan yetkili” olmaktan taşımıyor.

Dava şuuru içinde “kim ne der, benim kim olduğumu bilirlerse yerimden olurum” gibi endişeleri taşımayanlar da var şükür. Tebrik ediyoruz. Onlarla  İftihar ediyoruz.
Zaten Üstad Bediüzzaman’ın “en fazla yara alanlar siperini terk edenlerdir “ dememiş miydi? Uygulamada da kendini gizleme titizliği gösterenler “ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamayanlar” grubunda en çok zarar görenler olduğunun çok örnekleri var.

Evet şu an gündeme hükümet tarafından getirilen, bilvesile onlarca ismin beraberinde, şu veya bu şekilde gündeme gelişi çok ses getiren Said Nursi’ ye işaret edilmesi, gönül verenlere çok büyük sorumluluklar yüklemektedir.
“Şöyle demek istemişti de böyle demek istemişti” gibi detaylarda boğulmadan büyük düşünerek “ne yapabiliriz?” sorusu her saniye zihnimizi, aklımızı, kalbimizi meşgul etmeli.
Yapılacak görev her seviyede çok boyutlu çalışmaları gerektiriyor.
Siyasi anlamda, yasa yapıcılara sunulacak çalışmalar ayrı, toplumun her kesimine uygun verilecek mesajlar daha farklı formatta sunulması gerekecektir.
İnsanlara bireysel olarak risalenin iman hakikatlerinden istifadesine vesile olacak basitte kapsamlıya geçen sunumlar da bu açılım cümlesindendir.

Gençler üzerinde;“Risale” tanıtımı, önümüze çıkan her hangi bir gence “Biliyorsunuz Başbakan Said Nursi’den bahsetti kimdir, ne yapmıştır, hangi eserleri vermiştir?” diye soru ile başlayıp, bir küçük risale vermek, sohbete götürmek küçük değil büyük hizmettir. Bu hizmet için ne akademisyen olmak gerekir ne de büyük bürokrat olmak lazımdır.

Akademisyen ve bilim adamları, diplomatik dil, hukuki format, bürokratik teamül, bilimsel muhteva formatında hazırlıklar ve sunumlar yaparken, sıradan bir nur talebesi bir arkadaşını davet edebilir.
Tabandan tavana, toplumun her kesiminde ve kesitinde sessiz bir kampanya ikliminde meydana gelen olumlu iklimde sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerekiyor.

Sloganik ve suçlayıcı mesaj vermek, hem kibir hem tekelcilik havası verir.
"Bak aradığınız reçete bizim dükkanda vardır. Niye gelip almıyorsunuz?” der gibi suçlayıcı mesaj vermek iletişim mantığına uygun değil.

Gerçekten şu konjonktürde iklim Risale-i Nur’un asrımıza bakan ve bütün insanlığın ekmek ve su kadar şiddetli ihtiyacı olduğunu anlatmaya uygun bir zemin vardır.
Konuya sadece siyasi karşıtlık ekseninden negatif algılamaları öne sürerek ihtiyacı olan insanlarla Risale-i Nur hazinesi arasına perde koymayalım. Seferberlik zamanıdır. Nazlanma zamanı değil.

Bilişim ve iletişim teknolojilerinin etkin kullanımı da mesajların iletiminde çok önemli bir fırsattır.
Elle çalışan günde birkaç yüz suret çıkarabilen teksir makinesinin kullanımını “Risale-i Nur’un bayramı” olarak kabul eden Üstad Bediüzzaman, bu kadar muazzam imkânları görse bize ne derdi acaba?

Evet seferberlik fırsatı ve tam zamanıdır.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.