İsmail Öz'ün yazısı
“O ne yangın ki ocak kalmadı söndürmediği!
O ne tufan ki yakıp yıktı bütün vadiyi!”
M. Akif Ersoy
Bazı gözler vardır bakar ama görmezler. Hatta “bakmak başka görmek başkadır” deriz ya. İşte bu halin farklı biçimleri üzerinde durmak ve görmeme halinin temel sebeplerinden bahsetmek istiyorum.
Yazdıklarımla birçok okurun duygularına, gözlemlerine de tercüman olabileceğimi düşünüyorum. Her insan bazen görmeyerek bazen de görülmeyerek yaşananların failidir.
Görmemenin iki temel sebebi olabilir. Bunlardan biri dalgınlık/dalmışlık halidir. Diğeri ise ilki kadar masum değildir; yani “Büyük adam oldum.” büyüklüğünün kör ettiği gözlerdir.
Büyüklük kendisine bazen bir insan bedeninde, bazen bir toplumda, bazen de bir anlayışta yer bulabilir. Bu yer buluşta her zaman birilerinin canını yakmıştır. İnsan büyüklenince, kendisine bakan gözlerdeki heyecanı göremez olur.
Batı da yıllardır kendisinin dışında kalan bütün toplumları “hizmetkârı” gibi gördü; doğrunun tek bileni, kanun koyucusu, tek otorite olarak dünya üzerinde adaletten uzak tasarımlar yaptı. Garaudy, bu büyüklük duygusunun, önündekini adeta bir “hiç” olarak görmesinin neticesi olarak şunları ifade ediyor; “Eğer geçip giden zamanlar binlerle ölçülecek olursa Batı tarihte görülmüş en büyük canidir.” Bunu söylerken haksızda değildir. Üçüncü Dünya ülkelerinde öldürdüğü yaklaşık 50 milyon insanın, yok edilişi başka nasıl izah edilirdi ki.
Fakat İslam anlayışı yayıldığı bölgeler için bir umut olmuştur. Dozy, “İslam’ın bu süratli yayılışında sömürgecilik izlerine hiçbir zaman rastlanmamıştır.” diye ifade ederken kendince bir hakkı teslim etmiştir.
Ülkemizin Edebiyat Felsefesi alanında yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Değerli Hocam Prof. Dr. Hasan Akay’ın “Hiç Ferahlığı” adlı kitabından yaptığım alıntılarla zenginleşen bu yazımda, görmeyenleri ve görülmeyenleri ifade etmeye çalışıyorum. Bu aslında tarihin her döneminin en önemli sorunlarından olmuştur.
Batı, elbette her şeyi kendi elleriyle yapmadı. İnsanı insan olmaktan öte “şey” olarak gören “hiç”leştiren kuklaları da buna katkı sağladılar.
İslam Coğrafyasının Katı Diktatörleri de kibirleri yüzünden insanları bir hiç yaptılar; kendi gözlerinde. Birisi kendi ülkesinin insanları için diyordu ya “O fareleri tek tek girdikleri deliklerden çıkarıp öldüreceğiz.” Üzerinde bulundukları o “kibir dağı” ne kadar büyük ki etrafındakileri bu kadar küçük görüyorlar. Zulümden ne kadar hoşlanıyorlar ki zalimliklerine devam ediyor.
Yakın tarihimizde de kendisini “devlet” zannederek insanları gözlerinde hiçleştirenler vardı. Görmek algılamaktır, hissetmektir ama onlar görmediler ve hissetmediler.
Oysa her insan en az diktatörler kadar, “görmeyen büyük gözler” kadar görülmek, algılanmak ve saygı görmek ister. “Hiç Ferahlığına” kavuşmanın güzelliğine ise Prof. Dr. Hasan Akay Hocamın vermek istediği mana üzerinden “Edebi ve tasavvufi” olarak ulaşmayı “zühd” sahibi olmayı diliyorum.
Haber 7