Gıybet ve ifşa ne zaman caiz olur?

Hayrettin KARAMAN

Kişilerin gizledikleri ayıpların ve günahların yayılmaması, bunlara muttali olan kimselerin mümkün ise ıslah için gayret etmeleri İslam ahlakının önemli kuralları arasındadır. Ama bu kuralın istisnaları da yok değildir.

Öteden beri kamu hizmetinde/görevinde bulunan veya buna talip olan kimselerin günah ve ayıp (ahlak kusuru) sayılan huy ve davranışlarının açığa çıkarılması, ilgililere duyurulması ve halkın bunlara aldanarak/inanarak zarar görmelerinin önlenmesi İslam ahlakına aykırı olmak bir yana gerekli bir ödev telakki edilmiştir. Son zamanlarda bazı siyasilerin güvenilirliğini zedeleyen günah ve ayıplarının görüntülenerek ifşa edilmesinin ahlaki ve hukuki yönleri tartışılıyor, ama hem halka "namuslu, iffetli, düzgün" görünen hem de böyle olmayan siyasilerin ve devlet görevlilerinin durumlarının açıklanması ayıplanırken, ahlaksızlık ve iki yüzlülük mahkum edilmiyor, ayıplanmıyor, âdeta teşvik ediliyor!

İslam uleması gıybet ve ifşanın hangi durumlarda caiz veya gerekli olduğu konusunda önemli açıklamalar yapmışlar, hatta kitaplar yazmışlardır. Bu açıklamalarda caiz olan durumlar şöyle sıralanmıştır:

1. Haksızlığa uğrayan bir kimse, hakkını alabileceğini, zulmü engelleyebileceğini umduğu şahıslara durumu anlatabilir.

2. Dine ve ahlaka aykırı bir davranışını gördüğü kimsenin bu durumunu gören ve bilenler, düzeltmesi muhtemel olan kimselere aktarabilirler.

3. Dince yanlış davrandığına inandığı bir kimsenin davranışını, dini bilen bir kimseye (mesela müftüye) anlatarak doğru bilgi (fetva) alma teşebbüsünde bulunabilir.

4. Halkı korumak, onlar için hayırlı olacağı kanaatiyle ilgililere bildirmek için ayıplar ve günahlar açıklanabilir; bazı durumlarda bu caiz değil, gerekli (farz) olur. Mesela hadis rivayet edenler içinde yalancılığı, ahlak ve dindarlık bakımından gevşekliği bilinen kimselerin bu durumları açıklanır ki, uydurma hadis rivayeti engellensin. Keza mahkemede şahitlik edecek şahısların da "yalan söylemekten çekinmeyeceklerini gösteren" kusurları hakime bildirilir.

5. Bir kimse diğeri ile evlenmek, ortak veya komşu olmak, ona bir şeyi emanet etmek, onunla bir iş yapmak, ondan din ilmi öğrenmek... istediğinde kendini korumak isteyen taraf, karşı tarafı tanıyan birisine "onun nasıl bir kimse olduğunu" sorarsa, bildiği kusurlarını açıklaması gerekir.

6. Kamu görevinde istihdam edilen bir kimse ya buna ehil değilse veya görevini kötüye kullanmaktan çekinmeyeceğini gösteren bir günahı ve ahlaki kusuru varsa, bunları bilen kimse, o şahsın amirine –kamuyu korumak maksadıyla- durumu bildirmekle yükümlüdür.

7. Günahını ve kusurunu gizlemeyen, açıkça yapan ve gösteren kimsenin bu davranışlarını konuşmak, haram olan gıybete girmez.

8. Bir kimsenin "topal, kel, kör, köse" gibi bir lakabı varsa ve o kimseyi anlatmak (tarif etmek, tanıtmak) için bunları zikretmek gerekiyorsa mesela "Topal Osman" denir ve bu haram olan gıybete girmez.

Bütün bu istisnaların ayetlerde ve hadislerde dayanakları vardır.

Yeni Şafak
 

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.