Bazı gazeteciler açıklamayı yeterli bulurken, kafasında yeni soru işaretleri oluşan yazarlar da vardı. Taraf Gazetesi'nden Emre Uslu ve Bugün'den Erhan Başyurt açıklamayı tatmin edici olmaktan uzak buldu.
[ERHAN BAŞYURT - BUGÜN] Genelkurmay haklı; "paranoya" yaşıyoruz
Ankara "ikinci takip" iddiası nedeniyle yine heyecanlı saatler yaşadı.
Beyaz renkli iki Kango araç, Seferberlik Tetkik Kurulu'nda "kozmik arama" yapan hâkim Kadir Kayan'ı takip ettikleri gerekçesiyle durduruldu.
Sürpriz şekilde araçlardan 7 asker çıktı...
Araçlardan birisi "dur" ikazına rağmen olay yerinden kaçmaya çalışıyor.
Her neyse her iki araç da incelemeye alınıyor.
Olay yerine Ankara Garnizon Komutanı aynı zamanda 4. Kolordu Komutanı Korgeneral Mehmet Emin Alpman geliyor.
Araçlar Merkez Komutanlığı'na çekiliyor.
Sonrasında neler yaşandığını Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklama ile ortaya koydu;
"Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tespitlerde;
Araçlardan birisinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na ait olduğu ve içinde iki şoför er ile bir uzman çavuş aşçının bulunduğu,
diğer aracın ise, Garnizon Komutanlığı'na ait olduğu ve içinde iki şoför (biri onbaşı biri er) bir elektrik teknisyeni er ve bir marangoz erin bulunduğu anlaşılmıştır.
İlgili Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda, söz konusu askeri personel dün gece saat 22:00 civarında serbest bırakılmıştır."
Genelkurmay açıklamasında bu bilgileri verdikten sonra şöyle bir değerlendirmede daha bulunuyor:
"Olayın, bir şüphe üzerine yapılan ihbar ve bu ihbara yönelik olarak icra edilen bir uygulama olduğu anlaşılmış ise de, son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir."
Genelkurmay son derece haklı... Adeta "toplumsal paranoya" yaşıyoruz.
İhbar mektuplarında yer alan ağır darbe iddiaları, topraktan fışkıran cephanelikler, ardı arkası kesilmeyen eylem planları, fişlemeler, fişlemeler...
Toplum son derece duyarlı hale geldi.
Demokrasiye sahip çıkma bilinci bir tepki olarak ortaya çıktı.
Gerçekten ortada yeni bir durum var.
Belki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de daha hassas hareket etmesi, şeffaf olması, demokratik basını dışlamaktan vazgeçmesi ve hukuki süreçlerin önünü açması gerekiyor.
Çünkü o kadar paranoyak olduk ki, kimse gerçeği de ifade etseniz tatmin olmuyor.
İşte son açıklamanın ardından dile getirilen bazı şüpheler...
Bu iki aracın aynı anda orada olmaları gerçekten inanılmaz bir "tesadüf!"
Neden hem araçların hem de askerlerin sivil olduğunu anlamak da kolay değil.
Bu erlerin sınıfının "aşçı ya da marangoz" değil de "istihbarat elemanı" diye kaydedilmesini de zaten kimse beklemiyor.
Bu kadar basit bir kimlik tespiti (!) için olay mahalline Kolordu Komutanı Korgeneral'in gelmesini izah etmek ise hiç mümkün değil.
Evet toplumsal bir paranoya yaşanıyor...
Her durumdan şüphe çıkarmak mümkün ama bir sorun bakalım bunun sorumlusu kim?
Bu toplumu bu hale kim getirdi?
Yıllardır süren "psikolojik hareketler", "irtica nöbetleri" ve "gerilim stratejisi" toplumun dengesini bozdu.
Yapılması gereken ilk şey, suni anketlerde değil gönüllerde halkın güven duygusunu onarmak.
[EMRE USLU - TARAF] Genelkurmay doğru söylüyorsa ben de şimendiferim...
Sonda söyleyeceğimi şimdi söyleyeyim. O hâkime "taciz takibi" yapılıyordu. Şimdi konuya girebilirim sanırım. Haftada bir gün yazınca konu seçimi yapmak hayli zorlaşıyor. Geçen hafta 'yazmayı düşündüğüm ancak KCK operasyonu nedeniyle yazamadığım Bülent Arınç'a yönelik suikast girişimiyle ilgili değerlendirmelerim bu haftaya kaldı. Olayı müteakip Today's Zaman''da yazdığım değerlendirmede o askerlerin Bülent Arınç'ın evinin çevresinde güvenlik zaafı arıyor olabileceklerinin altını çizmiştim. O yazıda, "kiralık arabaları hedefin yakınlarına park ederek güvenlik zaafı araştırılır. İki subay bölgeye biri kiralık iki araçla geldiğine göre kiralık aracı evin yakınlarına park edip resmî araçla dönmek için orada olabilirler. Böylece park edilen aracın o bölgede ne kadar kaldığı ne zamanlar park edilebileceği gözlemlenebilir" değerlendirmesinde bulunmuştum. Zanlıların ifadelerinde de ortaya çıktı. Gerçekten de zanlılar kiralık arabayı Bülent Arınç'ın evinin yanına park edip ayrılmışlar. Bu da polisin olayı suikast kuşkusuyla araştırmasını daha mantıklı hale getiriyor. En azından Genelkurmay'ın bir albayı izliyorduk açıklamasından daha mantıklı.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan üç açıklama da, o subayların ifadeleri de kamuoyunu ikna etmekten çok uzak. Bütün açıklamalar ve ifadeler izlemeye alındığı iddia edilen Albay Baki K. iddiası üzerine kurulmuş. Oysa olayın süreci, süresi, yöntemi ve durumu bu açıklamayı geçersiz kılıyor. Bu iddianın doğruluğunu ya da yanlışlığını ispat etmek çok kolayken Genelkurmay nedense bunu ispat etmek için bir girişimde bulunmuyor. Bu gün herkes biliyor ki bir izleme yapılacaksa önce elektronik izleme yapılıyor. Bunun için de askerî mahkemeden alınmış telefon dinleme ve izleme kararı gerekiyor. Söz konusu izlemenin bir yıl süreli bir izleme olduğu iddia edildiğine göre en azından geçen bir yıl içinde Albay Baki K'nın izleme amaçlı telefon ve elektronik iletişim araçlarıyla iletişiminin izlenmesi için verilmiş bir hâkim kararı mevcut mu? TİB'e gönderilmiş böyle bir talep varsa bunu ortaya koyarsınız ve bu şahsın telefonlarını bir yıl süreyle takip ettik deyip belgelerseniz kimsenin itirazı kalmaz. Oysa Genelkurmay bunu yapmıyor, yapamıyor çünkü böyle bir şey yok. Bırakın izleme için alınmış bir mahkeme kararını, emir bile şifahi olarak verildi deniyor. Bir kişinin şifahi emirle izlenmesi mümkün değil. Zira izleme, takip ve tarassut ile, bireyin anayasal güvence altında olan özel hayatına müdahale hakkı şifahi emirle yapılamaz. Bunu yapanlar kanunen suç işlerler. Hele de Albay seviyesinde bir kişinin şifahi emirle bir kişinin izlenmeyeceğini bilmemesi mümkün değildir. Bu bakımdan "şifahi emir ile izledik" açıklaması da gerçekçi değil.
Bütün bunlara ek olarak ifadelerin detaylarında rastladığımız başka bir tuhaflığı da belirtmek gerekiyor. İfadelerde Albay E.Y.B. "ı yıl bu görevi devam ettirdik. Ama ı yıl boyunca bilgi sızdırdığını tesbit edemedik. Görevin sonlandırılması için arkadaşlarımızla konuştuk. Teklifimizi Y. Albay'a ilettik. Temmuz ayıydı. Y. Albay da kabul etti. Ekim ayına kadar bu izlemeye son verdik. Ekim ayında üstlerinden aldığı emir gereğince Y. yeniden göreve devam edeceğimizi söyledi" diyor. Bu noktada Meclis'in tatile girdiği ı temmuz ile ı ekim arasında izlemeye ara verilmiş olması da ilginç. Ele geçirilen krokilerde Meclis Başkanı'nın ev adresi ve diğer bakan ve parlamenterlerin adreslerini gösteren bilgiler olduğu iddia edilmişti. Bu durumda Meclis tatile girip üyeleri memleketlerine gittiklerinde izlemeye ara verilmiş olması da anlamlı oluyor. Zira o dönemde en azından o bölgede izlemeyi gerektirecek yoğunlukta bir parlamenter grubu bulunmuyor. Yani o askerler aslında Meclis üyelerini izliyordu gibi görünüyor.
Evinde bakanlar ve milletvekillerine yönelik fişleme belgeleri çıkınca ne demişti Fikret Emek? "Bu benim görevim ve ben görevimi yaptım." Anlaşıldığı kadarıyla "o görev" devam ediyor. Meclis bakalım ne yapacak.
Bir de kozmik büroda inceleme yapan hâkime yönelik izleme söz konusu. Haki medya, hâkimi izlediği iddia edilen araçta bulunan şahısların sıradan er, aşçı ve elektrikçi gibi aslında izleme görevi olmayan kişilerden oluşmasını fırsat bilerek "izlenme iddiası Aziz Nesin hikâyelerini aratmıyor" diye olayı alaya alıyor. Oysa izleme konusunu bilenler bilir ki "Taciz Takibi" denilen bir izleme biçimi vardır. Bu izlemede mantık izlediğiniz kişiye "ensendeyiz" mesajı vermektir. İzleme aracına er, aşçı ve elektrikçi gibi kişilerin doldurulması da önlem amaçlıdır. Buna göre, zaten taciz takibi yapıldığı için, yani takip ettiğinizin bilinmesini istediğiniz için ve takip edilen şahıs bir hâkim olduğu için, yakalanma ihtimalini de göze almak durumundasınız. Yakalandığında "takip etmiyorduk. Bunlar zaten aşçı, elektrikçi" demeniz gerekir.
Olaya el koyan polisler taciz takibine karışan araçları kameraya almıştır. O kayıtlar çıkarsa "olanlar Aziz Nesin hikâyelerini aratmıyor" diyen Uğur Dündar'ın ne diyeceğini merak ediyorum.
Bu olaylara ilişkin yapılan açıklamalarda Genelkurmay'ın yaptığı "bir albayı takip ediyorduk" iddiası doğruysa ben de şimendiferim. TİB, o albayın izlendiğine dair kendilerine gelen talep yazısını göstersin "ben bir şimendiferim/ çuf çuf eder giderim/ ciddiye almayın beni/ TSK'dan özür dilerim" diye özür yazısı yazacağım...
Hepinizin yeni yılını kutluyorum...
Zaman