Gençlik, Fıtrat ve Anlam Arayışı

MİSAFİR KALEM

Prof. Dr. Davud Işıkdoğan

İnsan neden yaşar, nereden gelir ve nereye gider? Gençlik, bu suallerin kalpte en kuvvetli yankı bulduğu bir dönemdir.

İnsan, şu kâinatın içinde yalnız yaşayan bir varlık değildir. Aynı zamanda onu anlamaya çalışan, gördüklerinin arkasındaki hikmeti arayan ve kendi varlığının sırrını çözmek isteyen bir yolcudur. Gözü eşyanın suretini görür; aklı onun manasını araştırır; kalbi ise hakikate ve huzura ulaşmak ister.

Bu sebeple insanın en mühim sualleri, yalnız gündelik hayatın ihtiyaçlarıyla sınırlı değildir. “Ben kimim? Nereden geldim? Niçin bu dünyadayım? Nereye gidiyorum?” sualleri, insanın fıtratında bulunan hakikat arayışının birer tezahürüdür.

Bu arayış, bilhassa gençlik döneminde daha ziyade kendini gösterir. Çünkü gençlik, insanın yalnız bedeninin değil, fikirlerinin, inancının ve şahsiyetinin de şekillendiği bir dönemdir. Genç insan, bir taraftan hayatın güzelliklerini keşfederken diğer taraftan ölüm, kader, yaratılış ve hayatın gayesi gibi meseleleri düşünmeye başlar.

İnsan etrafına baktığında yalnız bir manzara görmez; aynı zamanda düşünmeye sevk eden bir kitapla karşılaşır. Güneşin doğuşu, mevsimlerin değişmesi, bir çiçeğin açması ve insanın kendi varlığı, dikkatli bir nazarla bakıldığında pek çok suali beraberinde getirir.

İnsan, “Bütün bunlar niçin var? Hayatın arkasında bir maksat bulunuyor mu?” diye düşünür. Bu suallerin cevabını aramak, onun aklî ve manevi gelişiminin önemli bir parçasıdır.

Fakat insan, bu arayışta yalnız maddi imkânlarla yetinemez. Çünkü ruhun ihtiyaçları, bedenin ihtiyaçlarından farklıdır. İnsan bazen her türlü imkâna sahip olduğu hâlde huzursuz olabilir. Bunun sebebi, hayatın maddi tarafı tamamlanırken manevi tarafının ihmal edilmesi olabilir.

Gençlerin hayatın gayesine dair sualleri, bir zayıflık veya eksiklik olarak değerlendirilmemelidir. Bilakis bu sualler, hakikati tanıma arzusunun bir işareti olabilir.

Ancak bu arayışın cevapsız, sahipsiz ve rehbersiz kalması, genç insanın kalbinde bir boşluk meydana getirebilir. Hayatın gayesini bulamayan insan, yaşadığı hadiseleri anlamlandırmakta zorlanabilir; yalnızlık ve ümitsizlik hissine kapılabilir.

İman ise insana varlığı, hayatı ve ölümü birlikte değerlendirebileceği bir bakış açısı kazandırır. İnsan, kendisini başıboş ve sahipsiz görmek yerine, bir yaratılış gayesi ve sorumluluk içerisinde bulunduğunu düşünür. Böylece hayat, yalnız geçici hadiselerden ibaret olmaktan çıkar; daha geniş bir mana kazanır.

Hayat her zaman arzu edildiği gibi ilerlemez. İnsan hastalık, kayıp, ayrılık ve çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilir. Gençler de bu imtihanlardan uzak değildir.

İşte böyle zamanlarda insanın sahip olduğu manevi değerler, ona dayanma gücü verebilir. Dua, sabır ve tevekkül; yaşanan sıkıntıları inkâr etmek değil, onları daha geniş bir anlam çerçevesinde değerlendirebilmek için birer dayanak olabilir.

İman, her zorluğu ortadan kaldıran bir kolaylık değil; zorluklar karşısında insanın ümidini ve iç dünyasını korumasına yardımcı olan bir rehberdir.

Gençlere manevi hakikatleri anlatırken yalnız bilgi vermek yeterli değildir. Onların suallerini dinlemek, düşüncelerine değer vermek ve hayatın içinden örneklerle konuşmak gerekir.

Bir gencin zihninde beliren sualleri susturmak, hakikat arayışını sona erdirmez. Bilakis onun kendisini ifade edebileceği güvenli bir ortam oluşturmak, daha samimi bir düşünce ve inanç gelişimine imkân sağlar.

Aileler, öğretmenler ve din eğitimcileri bu noktada önemli bir sorumluluk taşır. Gençlere yalnız ne düşüneceklerini söylemek değil, nasıl düşüneceklerini ve hakikati nasıl araştıracaklarını da göstermek gerekir.

Son söz: Hayat manasız değildir

Gençlik, insanın kendisini ve hayatı tanımaya çalıştığı kıymetli bir yolculuktur. Bu yolculukta aklın sualleri, kalbin ihtiyaçları ve ruhun arayışı birbirinden ayrı düşünülemez.

İnsanın hayatı anlamlandırma çabası, onun fıtratında bulunan derin bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaca kulak vermek, gençlerin hem şahsiyet gelişimi hem de manevi hayatı açısından büyük önem taşır.

Gençlere bırakılabilecek en kıymetli miraslardan biri, hayatın manasını arama cesaretidir. Çünkü insan, kendisini ve kâinatı anlamaya çalıştıkça varlığının kıymetini daha iyi kavrar.

Ve belki de en mühim hakikat şudur: İnsan yalnız yaşamak için değil, yaşadığı hayatın manasını keşfetmek için de dünyadadır.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.