Risale Haber-Katolik bir hıristiyan olan ST, zamanla Hıristiyanlıktan da uzaklaşır. Ancak vicdanı inkara bir türlü yanaşmaz. Fakat elindeki kaynaklar da onu tatmin etmez. Ta ki bir akşam vakti bulutlara bakana kadar. İşte o an hidayet güneşinin doğduğu andır...
Allah’ın emirleri karsısında boyun eğmek ve teslim olmak, onun iyiliklerine, bize olan şefkatine ve rahmetine karsı fıtri bir mukabeledir. Said Nursi'nin Sözler isimli kitabından bir kaç bolum okuduktan sonra anladım ki; bu, su ana kadar benim ulaştığım nihai neticedir. Müsaade ederseniz, size İslam’a giriş hikayemden bahsetmek istiyorum.
Ben, Katolik bir toplumda doğdum ve buluğ cağına kadar tamamen bu ortamda yetiştim. çocukluktan çıktığımda, kilisenin vermiş olduğu mesajlardaki tutarsızlıkları anlamaya başladım ve de kilise liderlerinin iki yüzlülüğü, bana bunların gerçek Hıristiyanlığı temsil etmedikleri kanaatini verdi. Bu hayal kırıklığı, beni Katolik kiliseden ve dolayısıyla zamanla da Allah'tan uzaklaştırdı. üniversiteye gelene kadar, artık ben Allah’ın (haşa) olmadığına (olsa bile bize ehemmiyet vermediğine) iyice inanmaya başladım. Yıllarca Dini merasimlerden ve içinde Dini mana içeren her şeyden kaçtım. Kendimi her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir Zat’ın olmadığı noktasında ikna ettim. Hesap verecek birinin olmadığı bir hayat, bana daha kolay göründü. Hayatıma bir açıklık getirmek ve bir mana vermek için, hayatimin mutlak prensipleri olarak cihanşümul adaleti, sulhu ve uyumluluğu kendime rehber edindim, ama "Halk edici bir Zatin mevcudiyeti" fikrini asla.
Bir gece yarısı, benim bu gururumun boş olduğunu bana gösterdi. Eve doğru yürürken, muhteşem gökyüzüne baktım, akıp giden bulutların ay ışığında raks ettiklerini gördüm. Onun muhteşem güzelliği beni kavradı. O gece, bir anda, bu fıtri, orijinal, mükemmel gecenin renginin tesadüfen olamayacağı fikri, (ki daha önceleri böyle olduğuna kendimi zorlamıştım) beynimde simsek gibi çaktı. Bunun arkasında, mutlaka bir sanatkar olmalı idi ve bu boyama, bu renkler onu tanımamız içindi. Kendi kendime "Evet Allah’ım! Sana inanıyorum." dediğimi işittim ve Allah'a bu hidayeti bana nasip ettiği için şükrettim.
Allah'a olan imanımı tekrar yenilemem gerektiğine karar verdim ve tekrar araştırmaya, eskiden bıraktığım Hıristiyanlığa ve onun mezheplerine geri dönerek başladım. Her birisi, kendilerinin doğru Hıristiyanlık olduğunu iddia ediyordu. Hepsi de beni iyi karşıladılar ve hangisine gitsem, bana doğru yere geldiğimi söylüyorlardı. Bununla beraber dogmaların çok kısıtlayıcı olduğunu hissettim. Ayrıca İncil'in değişik yorumları da birbirine ters düşüyordu. Bu sefer, öncekinden daha fazla gözümü açmış olarak onları terk ettim.
Mistik, doğu dinlerini araştırdım. Bir müddet, beni o Yüceye bağlayan meditasyonu denedim. Bir müddet sonra, kalbim tekrar yorgun düştü. Allah’ı bilmeyi ve ona kulluk etmeyi şiddetle arzuluyordum ama bugüne kadar karsılaştığım düşünce sistemleri ve dinler, bundan yoksundu. Haliyle, suna kanaat getirdim ki, mükemmel bir Din yoktur. Bütün Dinler, insan yapımıdır. Ya kültürel değerlerden etkilenmiştir, ya da kurucusunun şahsiyeti üzerine bina edilmiştir.
İlginçtir ki; Filipinlerde yaklaşık dört milyon Müslüman olmasına rağmen, bunlardan bir tanesi ile de tanışmadım. Ne İslam'la ilgili bir yazı, ne de bir kitaba rastladım. Sadece bildiğim, haberlerde çıkan, Ebu Sayyaf'in yağmalama haberleri ve de isyancı Moro İslami Hürriyetçi Güçler ile hükümet arasındaki barış görüşmelerinin devamlı olarak bozulmasıydı. simdi, Allah'a bana Türkiye’den iki talebe gönderdiği ve yanlarında Risale-i Nur'u getirdikleri için şükrediyorum. Şöyle bir söz vardır: "Talebe hazır olduğunda muallim ortaya çıkar." Ve Risale-i Nur, ben doğru bilgiyi bulmak için gösterdiğim sonuç vermeyen, ümitsizcesine araştırmalarımdan dolayı tükendiğim bir zamanda bana göründü.
Ama, basta Risaleye inanmak kolay değildi. Korkularım, şüphelerim, gururum, önyargılarım ve de kafamdaki karışıklıklar onu daha çabuk anlamama mani oldu. Bu menfi tesirlere karsı, Risaleler, nazik bir şekilde, bunları izale etti. İçinde yazılı olan her şey, bizim bilmemiz gerekenler. O; bugüne kadar bildiğim, o derin, manevi yazıların hepsinden daha ustun. İzahatlar açıkça, sade ve mantıki olarak veriliyor, bütün şüpheler, korkular, önyargılar ve de muğlak meseleler izale ediliyor.
Risaleler, saadetli ve manidar bir hayata çeken bir mıknatıs gibidir. Ben, okudukça ona daha çok aç olduğumu hissettim. Daha diplere daldıkça, daha fazla mücevherler buldum. İçindeki hakikatleri daha çok araştırdıkça daha fazla zihnen, ruhen ve de hissen ikna oldum. Daha çok okudukça, daha çok Allah’ın emirlerine teslim olma arzusu bende arttı. simdi Risaleler, Filipinlerde. inşallah, İslam’ın burada yanlış anlaşılmasını düzeltecek ve de onları Said Nursi'nin emelini taşıdığı İslami bir millet haline gelmesine vesile olacak.
Eğer sokakta herhangi bir Filipinliye Müslümanlar hakkında ne düşündüğünü soracak olursanız, cevap olarak şunları duyacaksınız: "Cihad, affetmemek, işkence, gericilik, cehalet, Hıristiyan düşmanı, Yahudi düşmanı, Amerikan düşmanı, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadınlar vs.
Bu insafsız hücumlar; maalesef, Ebu Sayyaf'in terörist faaliyetleri, Milliyetçi İslami hareketlerin ayrı bir Mindanao İslam Cumhuriyeti kurma çabaları, vs.. medyada devamlı olarak propagandası yapılan Bati düşünce hegemonyasının urunudur.
Ne yazık ki, İslam Filipinlerde gayr-i Müslimler tarafından yanlış anlaşılıyor. özellikle de kendi terörist faaliyetlerini hakli çıkarmak için, ifrat İslami grubular, zarar verircesine, diğer Müslümanları 'Resulullah'a (A.S.M.) layık değiller' diye itham etmektedirler. İste Risale-i Nur, bu nevi cehalet karanlıklarında olanlara da Nur getirecek inşallah.
Her yerde ve de her gün sadece İslam’ın değil, hayatin kutsiyetine de hücum ediliyor. Zihnen karışıklık, çarpışma, tahkir, kayıtsızlık, manen yorgunluk ve de anlamsızlık bugünkü gençliğin durumunu ifade ediyor. Onların, bu milletin ümidi olarak, hakiki ve doğru rollerine ulaşmak için, daima yanan ve parlayan hikmet nuruna ihtiyaçları var.
Özellikle Katolik Filipinliler içinde.. ki burada, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki tansiyon daima yüksektir; onların barış içinde bir arada olmaları çok zordur; zira, hassas ve kırılabilir. Said Nursi'nin Müslüman-Hıristiyan ittifakı noktasındaki fikirleri, bu tansiyonu düşürecektir. şüphe duvarlarını yıkacaktır ve de Hıristiyanlığı tekrar asil ruhuna döndürecek ve İslam’ı yüceltecektir. (Sorularla Risale-i Nur)
Kardesiniz S.T.
Manila-Filipinler