Fatih, Ayasofya'yı cami-i kebiri ilan etmişti

Ayasofya, kilise olarak kullanıldığı devirlerde, isyancılar ve Haçlılar tarafından defalarca tahrip edildi

Şamil Kucur'un haberi:

Dinler tarihi ve dünya mimarisi açısından her zaman önemini koruyan Ayasofya, kilise olarak yapıldığı günden İstanbul'un fethi ile camiye çevrildiği güne kadar, Hristiyanlar tarafından defalarca yağmalandı, yakıldı ve yıkıldı. Doğu Roma İmparatorluğu'nun İstanbul'da yaptığı en büyük kilise olan Ayasofya, aynı yerde üç kez inşa edildi. İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yapılan Ayasofya, 404'de çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkıldı. İmparator II. Theodosios kiliseyi 415'de yeniden inşa ettirdi. İmparator Justinianos döneminde ise 532'de, tarihe 'Nika İsyanı' diye geçen, büyük halk ayaklanması sırasında yıkıldı. Günümüz Ayasofya'sı İmparator Justinianos tarafından 537'de yaptırıldı. Ancak 1261'de IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul'u işgal eden Papa'nın Haçlı Ordusu, Ayasofya'yı yağmalayıp talan etti, hatta rahipleri akıl almaz işkencelerden geçirdi. Ayasofya'nın makus talihi, İstanbul'un 1453'te Fatih Sultan Mehmed tarafından fethiyle değişti. Ayasofya'nın sürekli bakım ve onarımla ihya edildiğini anlatan Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Halil İnalcık, "Ayasofya bugün ayakta ise Osmanlıların sayesindedir' dedi.

FATİH, CAMİ-İ KEBİR İLAN ETTİ

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in fetih müjdesini verdiği Kostantiniyye'yi 29 Mayıs 1453 günü İstanbul yapan Fatih Sultan Mehmet ve kutlu ordusunun fethi ile camiye çevrilen Ayasofya, Türkler tarafından yağmalanıp tahrip edilip, yıkılmak yerine sahip çıkıldı, korundu ve ihya edildi. Bugün Ayasofya'nın ayakta kalmasının Türkler sayesinde olduğunu belirten İnalcık, 'Tarihçilerin Kutbu' adlı kitabında bu konuyla ilgili, 'Türkler büyük masraflarla devamlı tamir etmeseydi bugün Ayasofya Camii, çoktan yerle bir olurdu. Fatih, Ayasofya'yı şehrin cami-i kebiri ilân ettikten sonra buraya büyük vakıflar, köyler vakfetti. Bir kere İstanbul'daki bütün Hıristiyanların cizye vergilerini bu caminin geliri olarak vakfetti. Saray kapısına bakan duvarlar zayıf olduğu için Sinan bugün gördüğümüz pâyendeleri koydurdu. Kubbe defalarca tamir edildi. Bir kelime ile Ayasofya bugün ayakta ise Osmanlıların bu bakımı sayesindedir' görüşlerini belirtiyor.

İLK HUTBEYİ FATİH OKUDU

Ayasofya, İstanbul'un fethiyle camiye çevrildi. Fetih sancağının minbere asılması ile Ayasofya Camii'nde ilk cuma namazı kılındı. Surlar üzerinde okunan ilk fetih ezanından sonra, Ayasofya'da da ilk Ezan-ı Muhammedî ve cuma hutbesi okundu. Fatih'in hocası Akşemseddin hazretleri tarafından Ayasofya'da kıldırılan ilk cuma namazını Ahmet Muhtar Paşa, şu şekilde anlatıyor: 'Fethin diğer mühim hâdisesi, Ayasofya'da ilk cuma namazıdır. Mimarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde cumaya kadar lüzumlu değişikliği yaptıktan sonra, pâdişah, emîrleri, mücâhidleri, gaazîleri ve büyük bir alay ve erkânla gelip içeri adımını atar atmaz, mâbedin içinde ilâhî bir gulgule yükseldi, hâfızlar okumaya, müezzinler salâlara, ezanlara başlamışlardı.

GÖZYAŞLARI SEL OLDU

Cemâat bir ağızdan tekbir alıyor ve kubbe, aksisadâlarla uğulduyordu. Nice dem bu ilâhî sesler sürüp gittikten sonra, müezzinler: «İnn-Allahe ve melâiketehû» âyetini yanık seslerle okumaya başlayınca, Ak Şemseddin hazretleri, Sultan Mehmed Hân'ı Sânî hazretlerinin koltuğuna girip hürmetle kendisini minbere çıkardı. Etrâfa hidâyet nûru saçan seyfi Muhammedî, elinde parıl parıl parlıyordu. Hazret-i Fâtih minberde yüksek ve heybetli bir sesle «Elhamdülillâh, elhamdülillâh» diye hutbe okumaya başlayıp, nîmet ve ihsânların hakikî sahibi Cenâb-ı Hakk'a yönelerek şükür ve hamdeylediği zamanda idi ki, câmide mevcud bütün gaazîler, İslâm mücâhidleri bir acâib ferahlık, neş'e ve zevk ile kendinden geçme derecelerine gelib feryâd ve şâdümânî ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeye başladılar. Hazret-i Fâtih, bir hatîb uslûb ve edâsı üzre hutbeyi okuyup bitirdikten sonra minberden inerek Ak Şemseddin hazretlerini imâmete geçirip, cuma namazını İslâm mücâhidleri safları önünde ifâ eyledi.'

EZAN VE KUR'AN DEVLETİN İKİ TEMELİ

Yahya Kemal Beyatlı, 'Ezan ve Kur'an' başlıklı yazısında ezan ve Kur'an'ın Osmanlı açısından önemini çok veciz ifadelerle anlatıyor. Ayasofya'da o dönem hala okunmaya devam edilen ezan ve Hırka-i Saddette okunan Kur'an'ın bu devletin iki temeli olduğunu ifade ediyor. Osmanlı'nın son dönemini yaşadığı 30 Mart 1922 tarihinde Tevhid-i Efkar gazetesinde yayınlanan 'Ezan ve Kur'an' isimli yazısında, Fatih'in İstanbul'u fethi ile Ayasofya'nın önemi hakkında şu ifadelere yer veriyor: 'Birçok günlerimi Ziya Gökalp'le konuşarak geçirdim. Diyarbekir'in bir harika olan bu oğlu konuştuğu zaman istikbalin muhayyel bünyanını kuran dev gibi bir mimara benzerdi. İlk Müslümanlar gibi mütedeyyin, ilk Türkler gibi bani idi; maziye arkasını çevirmiş sabit bir bakışla yalnız istikbale bakardı... Bir gün Ayasofya minaresinden ezan okunduğunu işittim. 857 senesinin o sabahından beri asırlarca günde beş defa okunmuş olan bu ezan, hal-i vaki'di. Bu ezanı dinlerken Fatih'i asıl manasıyle ilk defa idrak ettim! Yine bir gün padişahlarımızın Topkapı Sarayı'nda Revan Köşkü'nü ziyaret ediyordum; uzaktan Kur'an okunuyordu, yavaş yavaş sese doğru yaklaşırken nereden geldiğini ziyaretimde rehber olan zata sordum. Dedi ki: 'Hırka-i Saadet Dairesi'nden geliyor.'

ASKERLER EZAN İÇİN DÖGÜŞTÜ

'Gezintilerimde bir hakikat keşfettim. Bu devletin iki manevi temeli vardır: Fatih'in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki hala okunuyor! Selim'in Hırka-i saadet önünde okuttuğu Kur'an ki hala okunuyor! Eskişehir'in, Afyonkarahisar'ın, Kars'ın genç askerleri siz bu kadar güzel iki şey için döğüştünüz!'

FETHİN SEMBOLÜ OLDU

İstanbul'un fethinin sembolü haline gelen Ayasofya, fetihten hemen sonra güçlendirilerek Osmanlı dönemi ilaveleri ile cami olarak varlığını sürdürdü. Mimar Sinan tarafından yapılan minareler, aynı zamanda yapıda destekleyici payanda vazifesi gördü. Ayasofya'nın kuzeyine, Fatih dönemi'nde bir medrese yaptırılarak, 1936'da yıktırılacağı güne kadar, her dönemde bakım ve onarım çalışmaları yaptırıldı. 16. ve 17. yüzyıllarda, Ayasofya'nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklendi. Mihrabın iki yanında bulunan bronz kandiller, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Budin Seferi dönüşünde camiye hediye edildi. Ana mekâna girişin sağ ve sol köşelerinde bulunan Helenistik Döneme (MÖ. 30-330) ait iki mermer küp ise, Bergama'dan getirilerek, Sultan III. Murad tarafından Ayasofya'ya hediye edildi. Ayasofya'da, Sultan Abdülmecid Dönemi'nde 1847-1849 yılları arasında, İsviçreli Fossati Kardeşlere kapsamlı bir onarım yaptırıldı. Bu onarım çalışmaları sırasında, daha önce mihrabın kuzeyindeki niş içinde bulunan Hünkâr Mahfili kaldırılarak, yerine mihrabın solunda, sütunlar üzerinde yükselen, etrafı ahşap yaldızlı korkuluklarla çevrili Hünkâr Mahfili yapıldı.

Yeni Şafak

Ayasofya Haberleri