Ezanı yasaklayan paşa kimdi?

Abdulkadir SELVİ

Hemen 'İsmet Paşa' demeyin. Çünkü olay tek parti döneminde geçmiyor. 

Ama, tek parti döneminden de tehlikeli bir zihniyetin ipuçlarını veriyor.

Çünkü, ezanın yasaklandığı yıl 1930'lar ya da 1935'ler değil, 1990'ların Türkiye'si.

"21. Yüzyıl'ın eşiğinde hâlâ bu kafa mı?" dedirtecek olay 1996 yılında yaşanıyor.

Ezanı yasaklayan genelgenin altında ise, 1996 yılında tek parti zihniyetiyle hareket eden bir paşanın imzası yer alıyor.

28 Şubat, doğrudan İslam'a savaş açan bir hareketin adıydı.

İslam dini ve bu değerleri yaşam tarzına yansıtan dindar insanlara, TSK'dan eğitim sistemine, bürokrasiden ticarete kadar hayatın her alanında amansız bir mücadele verdiler.

Onun adı; 28 Şubat zulmüydü.

Tek parti döneminde, Kur'an-ı Kerim'in öğrenilmesi ve okutulması yasaklanmıştı. Bilal-i Habeşi'nin okuduğu ilk ezandan bu yana 1400 senedir, İslam beldelerindeki minarelerden aslına uygun olarak okunan Arapça ezanın yerine, Türkçe ezan getirilmişti. Yeni fetva eminimiz Kemalsuud Efendi daha iyisini bilir ama, tek parti devrinde kendi özel mescidinde, başkalarının duyamayacağı şekilde Arapça ezan okuduğu için yargılanan din alimleri vardı.

28 Şubat'ta da iki kadro vardı.

Biri Baasçı, yani dine savaş açmış tek parti zihniyetini temsil eden kesim, diğeri de Çevik Bir ve Erol Özkasnak gibi süreçten cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık çıkarma hesapları içinde olanlar.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun, "Türkiye, Suriye olmayacak" diye deşifre etmeye çalıştığı kadronun bir ideolojisi vardı.

Bu süreç, 28 şubat 1997 tarihinde uygulama safhasına geçti ama, uzun bir hazırlık süreci geçirdi.

Şimdi sizlerle paylaşacağım, "ezan" genelgesi ise, 28 Şubat'ın bir yıl öncesine dayanıyor.

15 Şubat 1996 tarihli genelge şöyle:

-Mescitlere rütbeli personel ile sivil memur ve işçiler giremeyecek. Bunlar, ibadetlerini evlerinde ve sivil kıyafetli olmak kaydıyla herkese açık camilerde yapacaklar.

-Kışla içinde ve dışarıda yapılacak ibadette mesai saatlerine uygunluk esas alınacak.

-Kışla mescitlerinde ve camilerde ezan okunmayacak. Ezan, dışarıdaki camilerden dinlenecek veya saate göre ibadete başlanacak.

-Cami ve mescitlerde sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'nca yayınlanmış Kur'an ve dergiler bulundurulacak.

-Mescit ve camilerde cüppe ve sarık kullanılmayacak. İmamlık yapan kişiler normal er kıyafetiyle bu görevi yürütecekler.

Tek parti devrinde dahi bunların bazılarına cesaret edilememişti. Örneğin; rütbeli personelin camilere giremeyeceği gibi.

Genelge, öylesine bir intikam duygusuyla hazırlanmış ki, askerini, "Allah, Allah, Allah" diyerek hücuma kaldıran, "Peygamber ocağı" olarak görülen ordunun kışlalarında, ezan sesinin duyulması yasaklanıyor. Bırakın namaz kılacak cemaati, imamlık yapacak askerin dahi cüppe giyip, sarık sarması engelleniyor.

Bu genelgenin altında kimin imzası mı var?

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman'ın imzasını taşıyor bu genelge.

Ancak, Akit Gazetesi'nin yürekli bir şekilde ortaya çıkıp, genelgeyi yayınlamasından sonra, 26 Mart 1996 tarihinde Genelkurmay tarafından yapılan açıklama ile genelge TSK tarafından resmen kabullenilmiş oldu. Böylece, sadece Jandarma Genel Komutanlığı değil, tüm askeri birlikler genelge kapsamına alınmıştı.

Genelkurmay açıklaması ile Teoman Koman genelgesi daha ileri götürülüyordu.

26 Mart tarihli Genelkurmay açıklamasında, devlet mevzuatının resmi dairelerde mescit ve cami açılmasına izin vermediği savunuluyor. Buna rağmen insanların 24 saatini geçirdiği kışla ve yatılı askeri okullarda ibadet için mescit ve cami açılabileceği belirtiliyor. Ardından da, ihtiyaca göre mescit açılsa dahi cami yapılmasına gidilmesi isteniyordu, yani emrediliyordu. Mevcut camilerin korunmasına ses çıkarılmıyor, yani onları yıkın denilmiyor ama , "Boş bidonlardan yapılan minarelerin yıkılması" talimatı veriliyordu.

Genelkurmay açıklamasında, bir yandan 'Koman genelgesine' sahip çıkılıp kapsamı genişletilmiş bir şekilde bütün birliklere teşmil edilirken, açıklama adı altında dindarlara hakaret ediliyordu.

Bir bölümünü aktarmak istiyorum:

"Halkımızın yüce duygularını sömürerek bunun ticaretini yapanlar, kendilerine ikbal sağlayanlar, hatta bu sömürüden zengin olanlar, sadece medya için secdeye kapanan sahte dindarların, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne iğrenç dillerini uzatması doğaldır"

28 Şubat, bir ideolojisi olan darbeydi. Doğu Aktulga, Teoman Koman ve Ahmet Çörekçi atmıştı bu cuntanın temelini. Güven Erkaya, Çetin Doğan ve Çevik Bir ise, TSK içindeki yapılanma şemasını tamamlayan lider kadrolar oldu. O yapının başında Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı vardı.

Ama burada bir isim var ki, kendini unutturmayı başardı.

O kişi Jandarma Genel Komutanlığı ve MİT Müsteşarlığı gibi bir görevi yapan tek kişi olan Teoman Koman Paşa.

Teoman Koman çözülmeden ne Ergenekon, ne Susurluk süreci ne de 28 Şubat anlaşılamaz.

Yeni Şafak

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.