Ezan-ı Muhammedi (ASV)

Abdulkadir MENEK

Kapılar ve Kilitler (III)

Cumhuriyetin ilk yıllarında, İslamiyet’in ve Müslümanların önüne konan kilitli kapılardan bir tanesi de, ezanın Türkçe okunması idi. Bu icraatlar ile Müslümanlar, kendilerini vatanlarında yabancı hissetmeye başladı. Ezanın Türkçe okunması, öngörülen şekilde yerleşir ve devam etseydi, yapabileceği tahribatı burada kestirebilmek ve ifade edebilmek imkânı elbette yoktur.

Müslümanlara namaz vakitlerini duyurmak ve onları camiye davet etmek maksadıyla Peygamberimiz (ASV) tarafından beş vakit okutulan ve kesintisiz bu haliyle yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanlar tarafından bu haliyle kabul edilen ve okunan ezan, İslami şeairin en önemlilerinden birisi olarak çok önemli bir yere sahiptir.

Arapça olarak okunan ve aslında İslami bir dil kimliği kazanarak bütün Müslümanların ortak dili haline gelen ezan, dünyanın her tarafında bu haliyle okundu ve bütün Müslümanlar tarafından anlaşıldı. Bugün ezanın ihtiva ettiği mananın bütün Müslümanlar tarafından anlaşıldığı konusunda herhangi bir şüphe mevcut değildir. Bu durum tarih boyunca hep böyle olmuştur.

Fakat Cumhuriyetin ilanından sonra sistematik olarak İslam’ı toplumun gündeminden çıkarmak, arka sıralara atmak ve daha sonra da tamamen ladini bir toplum meydana getirmek için yapılan çalışmalar, bir sıra ve program dâhilinde icraat sahasına konmuştur. Ezan-ı Muhammedinin (ASV) de ihtiva ettiği derin manaların ve manevi etkinin ruhsuzlaştırılması maksadıyla, Türkçecilik bahanesinin arkasına sığınılarak Türkçe olarak okunması maksadıyla alınan karar, Diyanet İşleri Başkanlığının 18 Temmuz 1932 tarihli genelgesi ile yürürlüğe konulmuştur.

Türkçe ezan okunması ile ilgili olarak yapılan çalışmaları ve önemli tarihleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
Türkçe ezan uygulamasına geçiş için, 1931 yılının Aralık ayında, Mustafa Kemal’in emriyle dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı.

Kuran’ın Türkçe olarak hazırlanan tercümesi ilk defa 22 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’da Yerebatan Camii’nde Hafız Yaşar (Okur) tarafından okundu.
Daha sonraki günlerde, 30 Ocak 1932 tarihinde ise ilk Türkçe ezan, Hafız Rifat Bey tarafından Fatih Camii’nde okundu.
Kadir gecesine denk gelen 3 Şubat 1932 tarihinde ise, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kuran, tekbir ve kamet okundu.

18 Temmuz 1932 tarihinde ise Diyanet İşleri Başkanlığı, ezanın Türkçe olarak okunmasına karar verdi. Bunun için de bir Türkçe metin hazırlandı. Bu metin bile planlı bir şekilde ruhsuzlaştırılmaya çalışıldı.

‘’Hey ya’lel Felah’’ bölümü tercüme edilirken, özellikle ‘’Haydin Felaha’’ şeklinde okunmasına karar verildi. ‘’Haydin Kurtuluşa’’ kelimesinin kullanılmasının yapabileceği etki göz önüne alınarak, bu bölüm Türkçeleştirilmedi. Takip eden günlerde, yurdun her yerindeki Evkaf Müdürlüklerine Türkçe ezan metni gönderildi.
4 Şubat 1933 tarihinde, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bütün müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kati ve şedid (kesim ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim gönderildi.

Böylece uygulamaya geçiş süreci tamamlandı ve uygulama takip edilmeye başlandı. Bu iş için bütün güvenlik güçleri ve silahlı kuvvetler kullanıldı. Ezanı Arapça olarak okumaya devam edenler hemen gözaltına alındı, karakollara götürüldü, şiddetli işkence ve falakalardan geçirildi.

Binlerce âlim ve imam, camilere gidip ezan okumaktan vazgeçti. Birçok camide, bu sahte ezanı ve Said Nursi’nin tabiriyle şarkıyı okuyacak kimseler bulunmadı. Böylece camiye ve cemaate gidenlerin sayısı hızla azalmaya başladı.

Said Nursi yazdığı Beşinci Şua’da, ahir zamanın alametlerinden bahsederken ezanla ilgili ilginç bir noktaya da temas etmektedir. Beşinci Şua, esas itibariyle II. Meşrutiyet’in ilanından önce İstanbul’da bir sohbet esnasında ahir zamandan haber veren hadisler ile ilgili olarak sorularına muhatap olduğu Japon Başkumandana verilen cevaplar üzerine yazılmış ve daha sonra da Kastamonu’da yeniden düzenlenerek neşredilmiştir.

Beşinci Şua’nın Dördüncü Meselesi’ni, konumuz ile ilgisi münasebetiyle buraya alıyoruz:
‘’Rivâyette var ki, "âhirzamanda Allah Allah diyecek kalmaz. "Gaybı Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: "Allah Allah Allah" deyip zikreden tekkeler, zikirhâneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeâirde ismullah yerine başka isim konulacak demektir. Yoksa umum insanlar küfr-ü mutlaka düşecekler demek değildir. Çünkü Allah’ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler Allah’ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hatâ ediyorlar….’’  (Şualar sayfa: 503)
Ezanın Türkçe okunması ile ilgili olarak alınan karar, çok sıkı bir şekilde takip edilmiş, okumayanlar hakkında da yakalanma ile beraber şiddetli cezalar öngörülmüş ve bunlar tavizsiz bir şekilde uygulanmıştır.

1950 seçimleri demokratik bir ortamda yapılınca, millet eline geçen bu fırsatı çok iyi değerlendirmiş, 27 yıl boyunca tek başına iktidar olan ve kendisine tepeden bakarak, milli ve manevi değerlere uygun olmayan icraatları peş peşe uygulamaya koyan CHP’ye büyük bir ders vermiş ve böylece büyük bir demokratik olgunluk göstererek, eline fırsat geçince nasıl davranması gerektiğini dosta ve düşmana göstermiştir.
Bu seçim zaferi, gerçekten milletin zaferi olmuştur. Manevi değerlere yapılan bunca hakareti kabul etmediğini, fakat hiçbir tahrike ve menfi harekete de alet olmayacağını yirmi yedi yıl boyunca büyük bir sabırla göstermiş, kendisine demokratik bir ortamda söz verilince de, söylemesi gerekeni herkese duyuracak şekilde söylemiştir. Demokrat Partiye verilen bu büyük destek, Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ile Serbest Cumhuriyet Partisi hakkında duyulan korkunun da yersiz olmadığını bilfiil göstermiştir.

Demokrat Parti, bu seçim kampanyası boyunca halkla iç içe bir propaganda yapmış, halkın değer ve inançlarına saygılı olacağını her vesile ile ifade etmiştir. Dini hürriyetlerin verileceği ve herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan herkesin dinini istediği gibi yaşayacağı hususu bütün kampanya boyunca açık ve net bir şekilde vurgulanmıştır.

Türkçe olarak okunan ve halkın vicdanında asla kabul görmeyen bu uygulamanın kaldırılacağı ve ezanın aslı gibi okunacağı, bu seçim döneminin en çok konuşulan konularının başında gelmiştir.

Gerçekten de 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimden sonra milletin gösterdiği bu büyük teveccühü doğru okuyan ve bunu icraatlarına yansıtmak isteyen Başbakan Adnan Menderes, hükümeti kurduktan sonra hazırladığı ilk kararname ezanın aslı gibi okunması ile ilgili olmuştur.

Bu arada beklenmeyen bir durum ortaya çıkmış ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar, bu kararnameyi imzalamak istememiştir. Bunun üzerine Başbakan Adnan Menderes Ankara’dan ayrılmış ve bu kararname imzalanmadan görevine dönmeyeceğini Çankaya Köşkü’ne iletmiştir.

Menderes’in bu konudaki kararlığını gören ve bu konuda taviz vermeyeceğini anlayan Cumhurbaşkanı Bayar bu kararnameyi imzalamak zorunda kalmış ve bunun neticesinde Başbakan Menderes, Ankara’ya yeniden görevinin başına dönmüştür.
Bu karar, millet tarafından büyük bir heyecan ve coşku ile karşılanmıştır.  Milletin vicdanında yaptığı etki o kadar büyük olmuştur ki, her türlü siyasi düşünce ve tarafgirlikten çok öte bir şekilde Adnan Menderes, halk içinde büyük bir sempati ve muhabbete mahzar olmuş, adeta bir kahraman mertebesine çıkmıştır.  Ezanın yeniden aslı gibi okunması sırasında, ülkenin her tarafında büyük bir duygu seli yaşanmış, camilerde ezan okunma anında büyük izdihamlar yaşanmıştır.
Böylece on sekiz yıl boyunca milleti kahreden bu şe’ni uygulamanın kaldırılması ile birlikte adeta bir bayram havası yaşanmıştır. İnsanlar camilere getirdikleri kurbanları kesmiş ve fakirlere dağıtmıştır.

Milletin İslamiyet’i yaşamasının önüne konan bu kilitli kapı, Merhum Menderes’in kararlı ve samimi duruşu sonunda açılmış ve bu paslı kilit, inşallah bir daha çıkarılmamak üzere tarihin çöplüğüne atılmıştır.

Merhum Adnan Menderes’i, devletin derin mahfillerinde egemen olan karanlık güçlerin kara listesine geçiren ve Menderes’i idam ederek intikamlarını alan bu uğursuz güçler, milletin nefreti ve bedduası ile tarih sayfaları arasında anılırken, Merhum Menderes’in de rahmet ve dua ile kıyamete kadar hatırlanmasına ve kalplerde en müstesna yerini almasına vesile olmuştur.

https://twitter.com/AbdulkadirMenek

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.