Bismillahirrahmannirrahim
Ey hayatı yokluktan varlığa çıkaran Yâ Muhyî! Bize verdiğin hayatın yalnız şu kısa dünya hayatından ibaret olmadığını, hayatın hakikatinin Senin hayat veren kudretinle devam ettiğini bize bildir.
Ey ölüleri diriltecek olan Yâ Bâis! Bizleri dârü'l-fenâdan dârü'l-bekāya intikal eden yolcular olarak görmeyi nasip eyle. Ölümü bir yokluk perdesi değil, Senin izninle ebedî hayata açılan bir kapı olarak okuyabilmeyi lütfet.
Ey her şeyi yeniden var eden Yâ Muîd! Dünyadaki hizmetlerimizi boşa çıkarma. Küçük gördüğümüz amellerimizi rahmetinle büyüt; gayretlerimizi ahirette karşılıksız bırakma.
Ey kullarını rahmetiyle kuşatan Yâ Rahmân, Yâ Rahîm! Bizi dünya hayatının zahmet ve izdihamı içinde yalnız bırakma. Her sıkıntının arkasında rahmetini, her imtihanın arkasında hikmetini, her hizmetin arkasında ebedî mükâfatını görebilmeyi nasip eyle.
Ey yapılan hiçbir iyiliği zayi etmeyen Yâ Şekûr! Dünyadaki küçük hizmetlerimizi, samimi niyetlerimizi ve sabırlarımızı kabul eyle. Bizi “hizmet yerinden ücret alma makamına” yüz akıyla geçen kullarından eyle.
Ey lütfu sonsuz olan Yâ Kerîm! Bizi dârü'l-fenâda gaflet içinde yaşayanlardan değil, dârü'l-bekāya hazırlananlardan eyle.
Ey yolculukların gerçek sahibini bildiren Yâ Hâdî! Önümüzdeki yolu karanlık bir yokluk olarak değil, Senin rahmetine ve ebedî hayatına doğru bir intikal olarak okuyabilmeyi nasip eyle. Bizi fenâ yurdundan bekā yurduna, hizmet makamından ücret makamına, zahmet ve izdiham mahallinden rahmet ve istirahat makamına selâmetle geçir.” Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
Ön Cihetin İmanla Aydınlanması
1. Arapça Metin
وَبِنِعْمَةِ الْإِيمَانِ تَتَكَشَّفُ تِلْكَ السِّيَاحَةُ عَنِ انْتِقَالِ ذَوِي الْحَيَاةِ مِنْ دَارِ الْفَنَاءِ إِلَى دَارِ الْبَقَاءِ، وَمِنْ مَكَانِ الْخِدْمَةِ إِلَى مَوْضِعِ أَخْذِ الْأُجْرَةِ، وَمِنْ مَحَلِّ الزَّحْمَةِ إِلَى مَقَامِ الرَّحْمَةِ وَالِاسْتِرَاحَةِ.
2. Türkçe Meali
“İman nimeti sayesinde o seyahat, hayat sahiplerinin fânîlik yurdundan bekâ yurduna; hizmet yerinden ücretlerini alma makamına; izdiham ve meşakkat mahallinden rahmet ve istirahat makamına intikal etmeleri şeklinde açığa çıkar.”
Burada bir önceki cümlede karanlık görünen “ön cihet”, yani ölüm ve gelecek istikameti, iman sayesinde tamamen farklı bir anlam kazanmaktadır.
Felsefenin dalâlet nazarında:
Hayat → ölüm → yokluk
iken iman nazarında:
Hayat → hizmet → ölüm → bekā → mükâfat → rahmet
şeklinde bir yolculuk ortaya çıkmaktadır.
Kur'ân'ın şu ayeti bu cümlenin temelini oluşturur:
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَىٰ
“İnsanın çalışması ileride görülecek ve sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.” (Necm, 53/40-41) Buradaki سَعْي — sa'y, insanın gayretini, çabasını ve ortaya koyduğu emeği ifade eder. Dolayısıyla iman, insanın hayatına çok güçlü bir anlam ve sonuç kazandırır.
Bu cümlenin üç dönüşümünü Kur'ân'ın üç temel hakikatiyle birlikte okuyabiliriz.
Fenâ → Bekā
وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ “Âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (A'lâ, 87/17)
Hizmet → Ücret
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَىٰ
“İnsanın çalışması görülecek ve karşılığı eksiksiz verilecektir.”
(Necm, 53/40-41)
Ölüm → Dönüş
ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ“Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” Bu perspektifte ölüm, nihayet değil intikaldir.
Bu pasajın en önemli noktası, ölümün “adem” olarak değil, bir intikal olarak görülmesidir.
Risale-i Nur'un ölüm ve âhiret anlayışında ölüm, iman açısından yokluk ve hiçlik değildir. Bediüzzaman özellikle Onuncu Söz'de haşir hakikatini bütün kâinatın nizamı ve Allah'ın isimleri üzerinden temellendirir.
Ayrıca Yirmi Üçüncü Söz'de insanın dünya hayatının mahiyetine dair şu çok meşhur ifade kullanılır. “İnsan bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş...”Bu ifade, bizim cümlemizdeki:
مَكَانِ الْخِدْمَةِ yani “hizmet yeri” kavramıyla doğrudan örtüşür.
İnsan dünyada kalıcı bir malik gibi değil, görevli bir misafir gibi hareket eder. Dolayısıyla ölüm,
misafirin konaktan ayrılmasıdır; yok olması değildir.
Bu cümle, insanın ölüm
korkusunu basitçe teselli etmek değildir. Daha derin bir amaç vardır. İnsan hayatını
anlamlandırmak. Çünkü hayat sadece dünya ile sınırlı kabul edilirse;doğum → mücadele → yaşlanma → ölüm.şeklinde kapalı bir döngü ortaya çıkar.
İman ise bu çizgiyi açar.
doğum → eğitim → imtihan → hizmet → ölüm → berzah → haşir → ebedî hayat
Böylece insanın dünyadaki her davranışı ebedî bir bağlama yerleşir.
Dünya → Dârü'l-fenâ
İnsan → Misafir ve hizmetkâr
Hayat → İmtihan ve hizmet
Ölüm → İntikal
Âhiret → Dârü'l-bekā
Amel → Ücret/mükâfat
Zahmet → Rahmet
İzdiham → İstirahat
İman → Karanlık geleceği nurlu bir yolculuğa dönüştürür.
Bu nedenle önceki cümlede “kafileler karanlıkta kayboluyor” şeklinde görünen ölüm manzarası, burada imanla tamamen tersine çevrilmektedir:
Kafileler yokluğa gitmiyor; bir âlemden başka bir âleme intikal ediyor. Ve böylece “ön cihet”, korku yönü olmaktan çıkıp bekā, rahmet ve mükâfat yönü hâline geliyor.
Hazırlayan: Nuran Şahin