Ey Şehir sen bizimsin!

Misafir Kalem

Şehirle konuşmalı kimi zaman. Dertleri sual edilmeli şehrin. Teselli edilmeli sonra şehir, sokaklarından meydanlarına; dağlarından bağlarına...

Şehrin, beton yığınlar arasına gömdüğümüz o hassas ruhuna doğru yönelmeli ve onunla en samimi duygularla konuşmalıyız artık.

Sormalıyız ona, keder ve sevinçlerini. Bizden râzı mı, değil mi? Geçmişe özlem duyuyor mu? Çağın getirdiği bu keşmekeşlikten iğreniyor mu? Sormalıyız bazen şehre...

Cansız varlıkları bile “ölü” olarak değil “câmid” yani “donmuş” olarak adlandıran bir medeniyetin çocuklarıyız bizler.

Evet taş ölü değildir, dağ ölü değildir, tepe ölü değildir, deniz ölü değildir, nehir ölü değildir, şehir ölü değildir bu anlayışa göre.

Bütün o cansız ve şuursuz sandığımız “cemadat”, göklerin ve yerlerin müsebbih zâkirleridir gerçekte:

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tesbih eder.O Aziz’dir, Hakîm’dir.”

Bu ilahi ifadelerle başlar Haşr suresi, haşrin ve neşrin en temel delilini beşere va’z ederek.

Ölü sandığınız o câmid varlıkların hiçbiri aslında ölü değildir. Bütün bir varlık, bir abd-i küll olarak Allah’ı tesbih ettiği gibi, parçanın ve cüz’ün en dar koridorlarında, mesela atomların boşluklarında dahi görünenler, esmâ-yı hüsna yansımalarıdır.

Evet, bütün o câmidler muvakkat bir süre için dondurulmuşlardır. Bazen bitkide, kimi zaman hayvanda, en yüksek mertebede ise insanda canlandıkları gibi, bir yevm’ul hulud baharında; ahiretin cap canlı yapı taşları olarak “neşredileceklerdir” el’Hakk!

Evet, en insani ebebiyatın dahi edebsizleştiği şu ters yüzler çağında, edebli bir cemadat, edepli bir şehir edebiyatı oluşturmalıyız tüm edebimizle.

Edebiyatın dayandığı kaynaktan, “beni Rabbim terbiye etti, o ne güzel terbiye edicidir” diyen ve “ahlakı Kur’an olan” Peygamber’den öğrenmeliyiz şehirle, cemadatla konuşma adabını.

“Ben Mekke’de  bir  taş bilirim, Peygamber olarak gönderilmezden önce bana selam veriyordu. Ben onu şimdi de pekala biliyorum.”

diyen Peygamber’den;

“Sakin ol Hira! Senin üzerinde bir Peygamber, bir sıddik ve şehid bulunmaktadır.”

diyerek dağlarla, taşlarla konuşan Nebiler Nebisinden öğrenmeli bu muhabbetin âdabını.

Onun gelişi öncesinde olduğu gibi bugünlerde de incitilen, yağmalanan ve değersizleştirilen şehrin haysiyetini bakın nasıl kurtarmıştır, bütün şehirler namına Mekke’siyle bakın nasıl hasbihal edip dertleşmiştir Peygamberimiz:

“Vallâhi sen ey Mekke! Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevgili olan beldesisin. Senden zorla çıkarılmış olmasaydım asla çıkmazdım.”

İşte medeni oluşun yani şehirli oluşun en zirve noktasını burada görürüz biz. Bu anlayışa göre şehir üzülür, sevinir, incinir, hasret çeker, teselli edilir.

“Ey Mekke! Ne güzel bir şehirsin ve sen bana ne kadar sevimlisin. Şayet kavmim beni senden zorla çıkarmış olmasaydı, senden başka hiçbir yerde yaşamazdım.”

Bir dostuyla konuşuyormuş gibi sohbet ediyor şehirle! Bir dostunu, bir arkadaşını, akrabasını teselli eder gibi teskin ediyor şehri.

Şehirde yaşamanın sıkıntılarından, dertlerinden, yüklerinden sık sık bahsederiz ama şehrin dertlerini, şehrin kederlerini dinler miyiz hiç?

Şehir maddeleşmiştir, şehir betonlaşmıştır ve şehir müşrikleşmiştir diye küseriz ona, kötüleriz onu, kafir ilan ediveririz hemen.

Hz. Peygamber, Müslümanların hakimiyetindeki Mekke’ye değil, içinde yaşayanların çoğunluğunun müşrik olduğu Mekke’ye hitap etmiştir bu merhamet dolu, bu şefkat yüklü, bu sahiplenici dille.

Buradan şunu anlıyoruz ki, şehir gerçekte iyidir, güzeldir, sevimlidir. Şehirlerde ikamet eden insanların günahları ve şirkleri, o şehirlerin mukaddes güzelliğini kirletemez.

O beton ve câmid olarak görünenin ötesine yol aldığımızda, masallar diyarına açılan kapılar gibi eşyanın hakikatine açılan esma-yı hüsna kapılarını araladığımızda, şehrin gerçek hüviyetiyle buluşuruz hemen.

Kâbe’nin maddi yapısının değil, onun manasının, arşla ferş arasındaki manevi yapısının etrafında döndüğümüz gibi, içinde yaşadığımız şehrin görünmeyen ruhuyla konuştuğumuz zaman anlarız ki, şehrin içinde başka bir şehir vardır, hem de gerçek bir şehir vardır.

Şehri sahiplenmeliyiz. İnsanların günahlarına, inkarlarına küsüp şehri lanetlememeliyiz sonra.

Hz. Peygamber’e mazur görülen işkence ve eziyetlere rağmen, ne Mekke lanetlenmiştir, ne de Taif!

“Alemlere Rahmet olarak” gönderilenle birlikte, şehri lanetleme kapısı artık kapanmıştır. Şehir “feth” edilecektir. Mekke’nin fethi gibi kan akıtılmadan, şiddete bulaşmadan, sabırla, azimle, merhametle, ihlasla şehir feth edilecektir.

Şehir bizimdir, şehir bizim sevimlimizdir, şehir bizim güzelimizdir diyebilmeliyiz Peygamber gibi.

Evet tüm şehirler bizimdir, eğer onları sahiplenir, eğer onları bir sevgiliyi sever gibi seversek bizimdir o şehirler.

Sevdiğimiz için, onları benimsediğimiz ve onlara değer verdiğimiz için, Kudüs, Antakya, İstanbul gibi muhteşem şehirler bizim olmadı mı?

Asya’dan Balkanlara, Afrika’dan Uzak Doğu’ya dünyanın bütün şehirleri bizimdir gerçekte.

Onlarla hasbihal etmeyi, onların dertlerini dinlemeyi, gerektiğinde onlara veda etmeyi bilmeliyiz bizler de.

O halde bugünden tezi yok şehirle hasbihal etmeye başlamalıyız tüm aşkımızla. Şehrin yüksekçe bir mevkiine çıkarak haykırmalıyız o mukaddes ruha hitaben:

Ey şehir! Ne güzel bir şehirsin ve sen bana ne kadar sevimlisin. Seni çok seviyorum ey şehir!”

“ Ey şehir! Sen benimsin, sen Müslümanlarınsın, sen de benim gibi bir mü’min müsebbihsin biliyorum. Üzerindeki günahlar ve şirkler yüzünden sana küsmeyeceğim, seni incitmeyeceğim. Çünkü biliyorum ki bunlar senin suçun değil!”

“Ey şehir! Ey güzel şehir! Ey sevimli şehir!  Ömür boyu seni  fethetmek için çalışacağım. Öyle bir çalışacağım ki, sonsuzluktaki uçsuz bucaksız şehirlerime senin kapından yol alacağım!”

“Ey şehir! Mümin yüreklerle, şuurlu tesbihlerle, imanlı secdelerle dolacak sokakların, hanların, sarayların. Esma-yı hüsna medeniyetin burcu, ışığı, kandili olacaksın ey şehir!”

Şehri böyle Peygamberce sevip sahiplenip, onunla olan muhabbetimizi bu ulvi mertebeye yükselttiğimiz an bilin ki, Mekke de, Medine de, medeniyet de bizimdir artık! (OD)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.