Bismillahirrahmannirrahim
Ey eşi ve benzeri olmayan sanat sahibi Yâ Bedî'! Ey her şeyi hikmetle nazmeden Yâ Hakîm! Ey her varlığa en güzel sureti veren Yâ Musavvir ! Ey hakikati gönüllerde aydınlatan Yâ Nûr ! Ey mahlûkatın diliyle Kendini sevdiren Yâ Vedûd! Ey ihsan ve ikramı sonsuz olan Yâ Kerîm!
Ey Rabbimiz! Kâinatı ve içindeki her bir ağacı, Senin kudret kaleminle yazılmış bir kaside olarak okuyabilen bir nazar ihsan eyle. Yapraklarını birer kelime, çiçeklerini birer mısra, meyvelerini birer hikmet beyti gibi anlayan; bütün bu kasidenin yalnız Sana hamd ve sena ettiğini idrak eden kullarından eyle.
Bizleri, eşyanın dış görünüşünde takılı kalmayan; her varlığı Senin Esmâ-i Hüsnâ'nı anlatan bir mektup, bir şiir ve bir kaside olarak okuyabilenlerden eyle. Kalplerimizi marifetinle aydınlat; akıllarımızı hikmetinle olgunlaştır; ruhlarımızı muhabbetinle dirilt. Hayatımızı da Senin rızanı terennüm eden bir kasideye dönüştür.
Bize, ailemize, nesillerimize, ümmet-i Muhammed'e ve bütün insanlığa; kâinat kitabını doğru okuyabilen, her nimeti şükre dönüştüren, her güzelliği Seni tanımaya vesile kılan ve bütün ömrünü Sana hamd eden bir kulluk nasip eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
حَتَّى كَأَنَّ الشَّجَرَ الْمُثْمِرَ قَصِيدَةٌ مَنْظُومَةٌ مُحَرَّرَةٌ، لِتُنْشِدَ لِلصَّانِعِ الْمُبْدِعِ الْمُبْهِرِ.
Türkçe Meali
"Öyle ki meyve veren ağaç, sanki mükemmel bir şekilde nazmedilmiş ve itinayla yazılmış bir kaside gibidir; o kaside, eşsiz sanat sahibi ve hayret uyandıran Yaratıcısını övmek ve ilan etmek için okunmaktadır."
Bu cümle, 29. Lem'a'nın ilk faslında şimdiye kadar incelediğimiz bütün hakikatlerin edebî ve tevhidî zirvesi sayılabilecek bir ifadedir. Bediüzzaman burada ağacı artık biyolojik bir varlık olarak değil; Allah'ı öven yazılmış bir kaside olarak tasvir etmektedir. Bu, Risale-i Nur'un "kâinat kitabı" anlayışının en veciz ifadelerinden biridir. Bu cümlede dört ana kavram vardır.
الشجر المثمر "Meyve veren ağaç."
Burada özellikle meyve veren ifadesi seçilmiştir. Çünkü meyve,
hayatın gayesidir. Rahmetin neticesidir. Şükrün sebebidir.
قصيدة "Kaside." Kaside, maksatlı yazılmış, anlam bütünlüğü olan,
övgü ifade eden edebî bir metindir. Demek ki ağaç,
tesadüfen oluşmuş bir yapı değildir. Manalı yazılmış bir metindir.
منظومة "Nazmedilmiş." Her kelimesi yerli yerindedir. Hiçbir harfi rastgele değildir. Bu,
kâinattaki nizamı ifade eder.
محررة "İncelikle yazılmış." Tashih edilmiş. Düzeltilmiş. Hatasız hazırlanmış.
Kur'ân Bağlantıları olarak bu cümle birçok ayetle doğrudan ilişkilidir:
"Yeryüzünde kesin bilgi sahipleri için nice ayetler vardır." (Zâriyât, 20) Ağaç, bir ayettir.
"Onlara ayetlerimizi hem dış dünyada hem de kendi nefislerinde göstereceğiz." (Fussilet, 53) Kaside, işte bu ayetlerden biridir.
"Kalem ve yazdıklarına yemin olsun." (Kalem, 1) Burada kâinatın da İlâhî kalemle yazılmış olduğu anlaşılır. Bu cümle bize bakışımızı değiştirmeyi öğretir. Bir ağacı görürken artık şöyle düşünürüz:
Bu bir odun değildir. Bu, Allah'ın yazdığı bir kasidedir. Yapraklarını okuyorum. Çiçeklerini okuyorum.
Meyvelerini okuyorum.
Her satır bana Rabbimi anlatıyor. İşte bu, kâinatı metin gibi okumaktır. Bu, Ayetü'l-Kübrâ'daki "seyahat-i fikriye"nin de özüdür: Kâinatı sessiz bir kitap değil, konuşan ve hamd eden bir metin olarak okumak.
Bu teşbihin hikmeti, insanın tabiata bakışını değiştirmektir. Ağaç artık yalnız biyolojik bir organizma değil; anlam taşıyan, okunması gereken bir "kaside"dir. Böylece insan eşyanın maddî yüzünden mânâ yüzüne geçer. Anlam, dil ve bilgi üzerine çalışan çağdaş disiplinler (semiyotik, dil felsefesi, bilgi teorisi) varlıkların anlam taşıyan yapıları üzerinde durmaktadır. Bediüzzaman ise bu yaklaşımı çok daha ileriye taşıyarak kâinatın tamamını İlâhî mânâ taşıyan bir metin olarak okur. Bu yaklaşım, gelecekte din, edebiyat, dilbilim ve tabiat bilimleri arasında kurulabilecek disiplinler arası çalışmalar için güçlü bir düşünce zemini sunmaktadır.
Hazırlayan: Nuran Şahin